GeriSpor Bavulları topla gidiyoruz
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Bavulları topla gidiyoruz

Aslında bu kitap sadece Milli Takım'ın ve Fenerbahçe'nin başarılı kalecisi Rüştü Rençber'in hikáyesi değil. Arka planda Türk futbolunun ve Fenerbahçe'nin serüveni de yer alıyor. O serüvenin bir yanı hayli buruk.

Geçirilen bir trafik kazası sonucunda Beşiktaş'tan kopma, Pendik yenilgisi, üstüne bir de taraftardan yenilen dayak benzeri ayrıntılar bir yandan futbol tarihinin hüzünlü köşelerine ışık tutuyor, diğer yandan da Rüştü gibi insanların kolay yetişmediğini ortaya koyuyor. Haşim Şahin'in yazdığı ve dayak olayından ötürü Feneriumlar’da satışı yasaklanan ‘‘Tuana'nın Babası Rüştü’’ adlı kitaptan bazı bölümler aktarıyoruz...

Kupa maçında Pendikspor'a yenildik ve elendik. Doğal olarak çok üzgünüz. Maçtan çıkıp Dereağzı'na geldik. Zaten hem yol boyunca, hem de Dereağzı'na gelince çuvallar dolusu küfür yedik. Kalabalığın arasından tesisteki odalarımıza geçtik. Bir süre tepkilerin azalmasını, insanların dağılmasını bekledik. Ama gariptir ki, kapıda görevliler olduğu halde tesislerin içine girmiş, hatta odalarımızın pencerelerine kadar gelmiş insanlar.

Ben Kemalettin ve birkaç arkadaş daha konuştuk kendi aramızda. Ve karar verdik biraz daha beklemeye. Biraz korku, biraz tereddütle arabalarımıza yöneldik. Önce bir grup önümü kesip Fener'e ne olduğunu sordu. Ben de şu anda en az onlar kadar üzgün olduğumu, yarın istedikleri bir saatte kendileriyle karşılıklı konuşabileceğimizi söyledim. Makul karşılar gibi oldular ve ben de arabama bindim. İşte ne olduysa orada oldu. Önce arabamı tekmelediler, sonra da bana yöneldiler.

Dereağzı'ndaki o olay, o saldırı kadar hiçbir şey yaralamamıştır beni. Çirkin haksız, insafsız ve ahlaksızcaydı.

Saldırıdan sonra İbrahim abinin evine gittim. Ama ölü gibiyim. Kabullenemiyorum bir türlü olanları.

Yorgun ve çaresizdim, birden aklıma Işıl geldi. Telefona yöneldim, ağzımdan çıkan ilk sözcük, ‘‘Işıl valizleri topla gidiyoruz’’ oldu.

Eve gittiğimde iki aylık hamile olan Işıl'ın yüzüne bile bakamıyordum. Valizleri topladım ama nereye gideceğimi bilmiyordum. Her zaman yanımda olduğu gibi yine Işıl imdadıma yetişti.

- Sen Fenerbahçe'nin kaptanısın ve çok güçlü bir insansın, kaçmak sana yakışır mı, dedi.

Işıl ile sarılıp ağladığımda yüreğimdeki sızı biraz olsun dinmişti.

Bir kaç saat önceki hayatın değmezliğine, kaçıp gitmenin o tuzağa düşüren esrarına yavaş yavaş da olsa sırtımı dönmeye başlamıştım.

Fenerbahçe kaptanına yapılan bir saldırıyı bütün camiaya maledemezdim. O halde Rüştü'ye yakışanı yapmalıydım, böylece kaçmak fikrini hemen aklımdan çıkardım.

Işıl, ‘G.Saray’ı yenin Fenerli olacağım’ dedi

Benim gibi Işıl da çocukken G.Saray'lıymış. Biz sözlendiğimizde bile hálá G.Saraylı'ydı.

Bu arada Fenerbahçeli yapmak için uğraşıp duruyordum tabii ki. Derken G.Saray maçı geldi çattı. Üstelik Ali Sami Yen'de. G.Saray'ın başında da Fatih Terim var. Işıl da korkunç derecede takımına güveniyor. 'Peki G.Saray'ı Ali Sami Yen'de yenersek Fenerbahçeli olacak mısın' dedim.

'Siz G.Saray'ı Ali Sami Yen'de yeneceksiniz, güleyim bari. G.Saray'ı Ali Sami Yen'de yenin, söz ben de Fenerbahçeli olacağım' dedi Işıl.

Tabii bana da G.Saray'ı yenmek için bildiğim bütün duaları okumak kaldı. Çünkü Işıl'ı da, Fenerbahçe'yi de çok seviyordum.

Allah dualarımı kabul etti ve biz G.Saray'ı Ali Sami Yen'de 4-0 yendik.

Şimdi sıra Tuana'da, daha şimdiden Fenerbahçeli olarak yetiştiriyoruz.

Trafik kazası geçirmeseydi Beşiktaşlı olacaktı

Yıl 1993, aylardan mayıstı. Sezon bitmiş, Beşiktaş'a gitmem için ön görüşmeler olumlu geçmişti. Hatta karşılıklı söz kesilmiş ama ben biraz uçarı, mutluluktan sarhoş, yaz tatili geçiriyordum. Çok mutluyum. Can yoldaşım ve takım arkadaşım Levent ile gezip eğleniyoruz. Sezona alabildiğine dinlenmiş olarak girmeyi düşünüyoruz. İşte o akşam, Levent'in kız arkadaşını havalimanından alıp dönüyorduk. Saat 23.00 suları. Arabayı ben kullanıyorum. Levent sağımdaki koltukta, kız arkadaşı da arka koltukta oturuyor. Önce bir kamyon belirdi önümde. Hem de ne günlerdir yağan yağmuru, ne arkasından gelen bir otomobilin süratini dikkate almayan türden. Bu da yetmiyor, neredeyse tam yolun ortasından seyrediyor. Bütün bunların üzerine iradem dışı hafif sollayarak önce çukura, sonra tretuarlara çarpıyoruz. İkiye bölünen arabada Levent oracıkta beyin kanamasından ölüyor. Levent'in kız arkadaşı ve ben ağır bir yaralı bir şekilde hastaneye kaldırılıyoruz. Doktorlar futbol hayatımın bittiğini söylüyor. Bu kazadan sonra Beşiktaş beni almaktan vazgeçti.
Yorumları Göster
Yorumları Gizle