Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Batıya Doğru Gittikçe Kadın Memesinin Süt Verme Özelliği mi Kayboluyor?

Süt verme özelliğim sayesinde hiç hesapta olmayan bir kariyere dokundum. Tabi bu memelerim sayesinde oldu.

Hamileliğim boyunca bedenimdeki olağanüstü değişimi hayretle izlemiştim. Nasıl doğuracağım sorusunun yanıtını düşündüğüm kadar, nasıl emzireceğimi, neler hissedeceğini merak edip durdum.

Doğumum sezaryenle oldu. Fakat en büyük isteğim bebeğimi kucağıma alır almaz emzirmekti. Hemşire bebeğimi kucağıma verip nasıl emzireceğimi tarif ederken, ben çoktan bebeğimle birlikte müziğin ritmini bulmuş, emzirme dansına başlamıştım.

Bayıldım! Harika bir duyguydu ve tam 20 ay sürdü. Yine olsa yine 20 ay emziririm, orası kesin.

İlk günler sezaryen ameliyatından dolayı az gelen sütle azalan moralim beni bambaşka bir şeye sürükledi; kariyere.

Süt arttırma yolları, emziren anne grupları, "sütün yeterli mi" baskısı, "bu çocuk aç" diyen büyükannelere duyulan derin hissiyatla karışık bir blog açtım. www.aylinanne.com 5 yıl önceydii. Blogda en çok yer kaplayan konudur. Emzirme etiketi devasa boyutlardaydı bir ara. Sonra bu durum hiç hesapta olmayan bir kariyere doğru evrilmeye başladı.


Sonra benim gibi emzirmeye kafayı takmış pek çok anneyle tanıştım.
Sonra blog çok okunmaya başladı.
Sonra hem uzman hem anne olmamdan mütevellit içerik nedeniyle sıkı ilgi gördü.
Sonra Hürriyet Aile'de ve daha sonra Hürriyet Sosyal' de yazmaya başladım.


20 ay, dile kolay... Bebeği besleme telaşı, uykusuzluk, mahalle baskısıyla mücadeleye geçerken, "memelerin deforme olursa ben ne yaparım" sorusunu 1-2 kez sorduğumu ve yanıtı için sadece dudağımı kapalı parantez olarak büzüştürüp, aynaya dil çıkardığımı hatırlıyorum. Ah, çok büyük dertse, estetik cerrahi diye bir şey var. Öyle değil mi?

Emzirme sürecinin bir boyutu da bedenimi nasıl algıladığıma dair bir yapıya sahip olmasıydı. Bireysel kısmından çok sosyolojik kısmına fena takıldım. Anlatayım:

Birgün Büyükada' ya gidiyorduk. Kara çarşaflı ve peçeli bir anne son derece doğal ve rahat bir şekilde memesini açıp bebeğini emzirmişti. Bu olağanüstü durumla karşılaşınca etrafıma baktım, tek fallayan ben değildim. Muhafazar ötesi bir görünüşe sahip bu ailenin rahatlığı karşısında hepimiz afallamıştık. Ayrıca yanındaki eşi ve diğer aile bireyleri oralı bile değillerdi.


Orta doğulu, aşırı muhafazakar erkekler herkes içinde emzirmeyi bu kadar kolay mı kabul ediyordu yani??? Neyse, çok geçmeden 1-2 dakika içinde olay çoktaaan yurdum insanı tarafından kabullenilmiş olsa gerek, herkes ilgisini kaybetti.


Yine bir başka gün, ünlü bir yalıda İstanbul sosyetesinin ünlü isimlerinin bulunduğu bir toplantıda bebeğimi emzirdim. Bir kenarda ve son derece dikkat ederek ... Büyükada vapurundaki kara çarşaflı anne kadar şanslı değildim. Atmosferin birden gerildiğini hissettim. Yadırgayan hatta ayıplayan bakışlarla karşılaştım. Yurdum insanı, aydın ve modern kadınlar emzirmeyi bu kadar zor mu kabul ediyordu yani??? Neyse, çok geçmeden 1-2 dakika içinde ilgilenmemeyi başardılar ama artık daha "farklı" algılandığımın darkındaydım.


Biraz daha Batıya gidelim. Amerika'da yaşıyor olsaydık, Kim Kardashian' ın anne olmadan söylediği "topluluk içinde emzirmeyi tiksinsirici buluyorum" sözünü pek çok sosyo-kültürel ve ekonomik sınıftan anneden duyar ve umursamazdık. Kim kardeş bu konuda halen ne düşünüyor bilmiyorum fakat memelerinin sıkı görünüşünün hayatındaki yerini tahmin etmek çok zor değil.


Batıya doğru gittikçe memelerin süt verme özelliği mi kayboluyor?


Kendi neslim adına konuşayım; Ergenliğimizde gelişen beden imgemizi kapak kızları, sinema filmleri, reklamlar, moda ve ünlüler deforme etti. Karışıklıklara, beyaz saçlara, sarkan kollara, selülitlere, L bedenlere bizim neslin tahammül tükeniyor artık. Yeni nesiller ise makyajla, saç maşasıyla, topuklu ayakkabılarla büyüyor artık.


Akıntıya kapılıp gitmek zor bir durum. Deforme olmasını zerre kadar önemsemediği halde, eşinin ilgisini kaybetmemek için emzirmeyen anneler var. Yine evliliğinin bozulmaması için emzirmeyi çok kısa kesen, bilimsel soslarla emzirmenin gereksiz olduğunu anlatan kadınlar bol.

İşte benim de itirazım burada başlıyor:

Bir kere, iki yuvarlak organın adı göğüs değil, meme.
En çok estetik operasyon yapılan,
En çok dekolte verilen,
Erkeklerin göz kontağından sonra ilk baktığı,
Derinlerde bir yerlerde "hayat kaynağı" olarak hissedilen memelerin sadece ve sadece cinsel obje olarak dayatılmasını anlamıyorum.


Tarih boyu doğurganlığın simgesi olmuş bu uzvu, şöhret, güç ve kariyer için açmayı anlamıyorum.


Bebek emzirmeyi güdük cinsel espirilerle sulandırılmasını anlamıyorum.


Memeli diğer canlılar arasında bu derece fetiş unsuru olmadığı gibi, yerli kabilelerde de fetiş unsuru değil. Demek ki güç sahibi olmanın kolay yolu, fetişi kullanmak. Bence mesele bu.

Doğurmaya veya doğurmamaya karar vermek gibi emzirmek veya emzirmemek bence kadının alabileceği bir karar. İşin içine tuhaf bilinçaltı oyunları, güç-çıkar ilişkileri girince anne sütünün değeri azalıyor.


Bence asıl özgürlük bedenini nerede ve nasıl kullanacağına ilkesel düşünerek karar vermekten geçiyor. Primat veya orangutanların kurduğu haz ve iktidar ilişkilerinden bir farkımız olsun, değil mi?

X