Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Batı tercihi (II)

BİR vaveyla ve bir patırtıdır ki, sanırsınız kıyamet günü geldi. Sırat köprüsü kuruldu.

Neymiş, Türk dış politikası “eksen değiştiriyormuş” (!).


Rivayet odur ki, İslam âlemiyle, Arap dünyasıyla ve Rus periferisiyle flörte giren AKP iktidarı Ankara’yı AB, ABD ve İsrail’den, yani aslında Batı’dan kopartmaya hazırlanıyormuş.


Boşanma artık gün meselesiymiş ki, fesüphanallah!


*  *  *


FESÜPHANALLAH
, çünkü feryadı basanlar örneğin, rahmetli Aydın Yalçın veya Coşkun Kırca gibi sırf “ultra batıcı” değil, aynı zamanda da o Batı bünyesindeki en şahin, en muhafazakâr ve en katı siyasetlerin savunucuları olsa, yüreğim yanmayacak. Amenna!


Böylesine şahısların birikimine saygı duyduğumdan, konuyu ciddi ciddi tartışacağım. Ama o ne, bugün “Batı’dan kopuyoruz” diye bağıranlar, aslında en ilkel ve en yoğun “anti-Batı” politikaları vaaz eden şu “neo-ittihatçı-ulusalcı” kesimin ta kendisi değil mi?   


Haydaa!


*  *  *


EVET
haydaa ve de el insaf, zira, yahu daha düne kadar Avrupa’ya beddua savuran ve Brüksel’le bütünleşmeyi “milli egemenliği teslim etmek” diye niteleyen siz değil miydiniz?


Yok “Avrasya seçeneği”, yok “Şanghay işbirliği”, yok “Doğu kardeşliği” diye bas bas bağırarak, sözümona “alternatif” (!) dış siyaset tercihleri önermiyor muydunuz? 


Ankara liderini “BOP eşbaşkanı” olmakla itham edip, hükümetin ABD ve NATO tarafından “maşa” olarak kullanılmayı kabullendiğine dair nutuklar atmıyor muydunuz?


Bir yandan “onurlu politika” diye mangalda kül bırakmayarak, diğer yandan da “Washington güdümlü ılımlı İslam” diye nane limon kaynatarak, ülkemizi demokrasi, özgürlük ve refah coğrafyalarından uzaklaştırmak için binbir soytarılık yapmıyor muydunuz?


Eee, şimdi bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?


*  *  *


ÖYLE
tabii, çünkü madem ortada ABD’ye rağmen İran’la kırıştıran; İsrail’e “one minute” resti çeken; Rusya’yla gerdeğe giren ve tüm Ortadoğu’ya açılan “yeni” (!) bir eksen var, o halde daha ne istiyorsunuz? Buldunuz da bunuyor musunuz?


Bundan iyi “ulusal dış politika” can sağlığı, nankörlük etmeden öpüp başınıza koyun!


Ancaaak, yukarıdaki “değişim”in dahi (!) Birleşik Amerika ve Avrupa’nın gizli talimatıyla gerçekleştirildiğine dair başka bir komplo teorisi uyduracaksanız ki, zaten daha şimdiden uydurdunuz ve uyduruyorsunuz -, bu takdirde boynum kıldan ince!


Size “Allah tez zamanda akıl fikir ihsan eylesin” demekten başka bir çarem kalmaz.


Amin!


*  *  *


AMİN
de, “neo-ittihatçı-ulusalcı” demagogların “Batı’dan kopuyoruz” diye döktüğü timsah gözyaşları bir yana, hiç şüphesiz ki bugün ortada belirli bir değişim seziliyor.


Bir; özellikle Ahmet Davutoğlu’nun dışişleri bakanı olmasından sonra Türkiye’nin Batı’yla kendisi arasına kısmi bir mesafe koyduğu doğrudur. Genelde “anti-Batı” addedilen ülke ve coğrafyalara yönelik bir “denge ayarı” yaptığı da doğrudur. Bunlar nesnel olgulardır.


İki; ancak, bu “olağanüstü” bir gelişme değildir. Soğuk Savaş yılları da dâhil, Ankara dış politikasında daima bir “özerklik marjı” olmuştur. İftiraların aksine, Türkiye hiçbir zaman “güdümlü siyaset” uygulamamıştır. Kıbrıs’tan “teskere”ye de örnekleri sayısızdır.


Ve nihayet üç; yeni “denge ayarı”nda henüz fazla endişe yaratacak bir şey yoktur.


Fakat Başbakan Erdoğan’ın bazı “çıkış” ve söylemlerindeki diplomatik ihtiyatsızlığın potansiyel tehlike ve rizikolar içerdiği de diğer bir vakıadır ki, görmemezlikten gelinemez.


Her üç noktayı da cumartesi günkü yazımda daha ayrıntılı biçimde ele alacağım.     

X