Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Batı’nın İslam karşıtı stratejileri ve Huntington vakıası

Siyaset ve strateji bilimi alanının pirlerinden olan Yahudi asıllı Amerikalı Samuel Huntington, özellikle 11 Eylül (2001)den sonra hep gündemde kalmıştır.

Huntington, dünyanın dikkatini, 1993 yılında ABD'de Foreign Affairs dergisinde yayımladığı ve Türkçe'ye ‘Medeniyetler Çatışması mı?’ (1993) adıyla çevrilen, ‘The Clash of Civilizations’ (1993) başlıklı makalesiyle çekti. Huntington, anılan makalenin genişletilmiş şekli olan The Clash of Civilizations and the Remaking of World Order’ (1996) adlı ünlü eserinde, 1900 ile 2000 yılları arasını inançlar bakımından tahlile tâbi tutmuştur.

 

Huntington, kabile dinlerinden, tektanrılı büyük dinlere kadar bütün inanç sistemlerini, 1900 ile 2000 yılları arasındaki yüz yıllık seyirleri bakımından incelemiştir. Yaptığı tahlilde iki nokta dikkat çekicidir. Bunlardan ilki, İslam ile ateizm dışında bütün inançların düşüş sergilemiş olmasının tespitidir.

 

Bu tespit bize gösteriyor ki, her şeye rağmen, hiç kırılmadan sürekli yükselme gösteren tek din, İslam dinidir. Huntington bundan, özelde ABD’nin, genelde Batı'nın bugünkü politikalarını yönlendiren sonuçlar çıkarmıştır.

 

Benzer bir yükseliş ateizmde yaşanmıştır. Ateizmin izlediği hızlı yükseliş, Kilise'nin de Caminin de görevlerini layıkıyla yapmadıklarını göstermektedir.

 

Huntington bu sonuçlara dayanarak, 2020 ve 2050 yıllarında neler olabileceğini öngörmeye çalışıyor. Öngörüsü, İslam’ın, dünyada ve ABD'de en büyük din haline gelecek olmasıdır.

 

Huntington,1940'lı yıllarda Batı'ya, ideolojilerin çöktüğünü ve insanlığın büyük dinler bünyesinde yeni reçeteler arayacağını öne süren ustası İngiliz tarihçi Arnold Toynbee'nin, İngiltere'de 1940'larda gündeme getirdiği konuyu yeniden ortaya çıkarmış; onun sormuş olduğu soruyu güncelleştirerek yeniden sormuştur.

 

Toynbee’nin bir başka tezi de, İslam’ın sahnede baş köşeye oturacağı ve tâbir caizse, ‘parsayı toplayacağı’ idi. Toynbee’ye göre, Hıristiyanlık ve ‘İncil'den hoyratça koparılmış bir yaprak olan komünizm,” insanlığın beklentilerine cevap getirememiştir. İşte “İslam bu yüzden öne çıkacaktır.”

 

Toynbee, Kilise'nin insanlığa çektirdikleri olmasaydı, komünizmin ortaya çıkmış olmayacağını, bu ikisinin de insanlığın acılarına bir çözüm getiremediğini, oysa İslam'ın bu sorunlara bir çare getireceğini söylemiştir. Ona göre, insanlık gelecekte, alkolizm, ırkçılık ve cinsel sapıklık türü belalara çözüm bulmak niyetini ciddî olarak taşırsa, İslam'ı sahneye çağırmak zorunda kalacaktır. Zira gerekli reçete onda vardır.

 

Bu sonuç Huntington'un tahlilinden ortaya çıkan ikinci sonuçtur.

 

‘Hocası’nın 1940'larda söylediklerini, Huntington yeni gelişmeleri de dikkate alarak yeniden değerlendirmiş ve ortaya bir strateji koymuştur.

 

Huntington, Batı politikalarını şekillendiren stratejistlere, kendi kelimelerimle özetlersem, “İslam sahneye yerleşiyor. Teslim mi olacaksınız, yoksa sahneden gitmesi için bir şey mi yapacaksınız?” sorusunu yöneltmiştir. Bunun üzerine Batı, Müslümanlığa ve Müslümanlara yönelik yeni bir strateji belirlemiştir. Bu noktada, Avrupa ile ABD'nin bir farkı olmadığı için, İngiltere başbakanı Tony Blair ile ABD başkanı George W. Bush bu politikaları birlikte yürütmüşlerdir.

 

Hiç kuşkumuz olmasın ki, İngiltere ile ABD, maddî çıkarlar söz konusu olmasa bile, Müslüman dünyaya, özellikle Türkiye’ye karşı her zaman işbirliği yapacaklardır.

 

Batı, İslam’ın yükselişine seyirci kalınamayacağı, bu enerjik dinin sahneden uzaklaştırılması gerektiği kararına varmıştır. Bunu, yumruk sallayarak yapamayacaklarını bildiklerinden, sonuç almak üzere belirledikleri strateji, İslam’ı çağın gözünde nefret unsuru haline getirmektir. Bu konuda komünizmden edindikleri deneyimler kendilerine yol göstermektedir.

 

Komünizm, ne felsefedeki tarihî materyalizm tarafından ne de Karl Marks (ölm.1883)'ın felsefe kitaplarındaki düşünceleri tarafından yıkılmıştır. Tarihî materyalizm ve Marksist felsefe, komünizm adıyla ideolojiye dönüştüğü, kana ve şiddete bulaştığı zaman çökmüştür. Yoksa tarihî materyalizm ve Marksizm, felsefede çökecek anlayışlar değildir. Marks’ın düşünceleri sırf felsefe tarihi açısından tahlil edildiği zaman, içlerinde evrensel ve hümanist birçok unsur taşıdıkları, yetmiş yılda son bulacak yetmiş yılda çökecek düşünceler olmadıkları görülür.

 

Marksizm ve tarihî materyalizm, komünizmde ideolojileşmiş, sonra da şiddete ve kana bulaştırılmış oldukları için böylesine kısa bir sürede sahneden uzaklaştırıldılar.

 

İslam'ı sahneden kovmak isteyenler, onu komünizmin izlediği yola sokmak, ideolojileştirmek ve kana, şiddete bulaştırmak yolu ile yok etmeyi hedeflemekteler. Emevîliğin, dini saltanata âlet ederek ve peygamberin ailesini katlederek bunun zeminini zaten hazırlamış olduğunu yıllardan beri bütün dünyaya duyuruyorum.

 

Son eserim, Allah ile Aldatmak’ın ana temalarından biri de yine budur.

X