"Yalçın Bayer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yalçın Bayer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yalçın Bayer

Bataklığı kurutalım

ANKARA Valisi demeç vermiş:<br><br>’Kızılırmak suyu temizdir, içilebilir.’

Sanırsınız ki, Vali bey eline bir kavanoz su alıp, dünyanın en gelişmiş laboratuvarlarından birine incelettirmiş.

Hıfzısıhha öyle demiş de...

Hıfzısıhha da, en küçük ayrıntısına karşı suyu analiz edebilecek, çok gelimiş atomik labarotuvarlar mı var?

Kimya Mühendisleri Odası da, her köşeye bir arıtma tesisi yapılmasını öneriyor. Yoksa çamaşır, bulaşık makineleri bozulurmuş... Su da sülfat, klorür ve sodyum olduğunu, bunların arıtılmasını söylüyorlar.

Oysa, biz diyoruz ki; korktuğumuz şey ağır metaller, radyoaktiv elementlerdir. Kızılırmak nehrine dökülen bir kumaş boyama artığını, zehirini nasıl elimine edeceksiniz? Ya da alüminyum artıklarını, ya da diğer kimyasal çözelticileri!..

Madem ki, Kesikköprü’den başka çare yok ve Ankara suya muhtaç; o zaman çok daha kalıcı, çok daha içimizi rahatlatıcı bir çözüm yolu daha var.

Kızılırmak nehri etrafında, doğduğu yerden, Ankara’ya ulaştığı yere kadar ne kadar işletme, fabrika, atölye varsa; kontrol altına alınsın. Bunların atıklarını nehre salıvermeleri ciddi bir titizlilikle önlensin.

4 milyon insanın hayatı için, hükümet konuya derhal el atmalıdır. Olanağı iyi olmayan işletmelere maddi yardım sağlansın. Krediler verilsin.

Kısacası, artık Kızılırmak nehrine bir damla zehrin bırakılmasının önüne geçilsin. Tek çare budur.

Para verelim, hem Ankara insanı kurtulsun, hem de zavallı Kızılırmak kurtulsun... Tekrar bir su olduğunun farkına varsın ve Anadolumuzun ortasından pırıl pırıl aksın. Bir taşla iki kuş vuralım. Böylece suyun ne demek olduğunu da belki anlarız.

Yoksa, Sağlık Bakanı ve Vali’nin beyanları ile su temizlenmiyor. Beyanla, yüzlerce fabrika gerçeğini örtemiyor.

Tek çözüm, bataklığı kurutmaktır. Ancak, biz hala sivrisineklerin kendisiyle savaşmaya, nefes nefese kalmaya çalışıyoruz.

Tıpkı, terörde olduğu gibi. Bataklığı değil sinekleri görüyoruz. Cemal Y.

Hocam, bu ödev ceza değil midir

HÜRRİYET Ankara ekinde yazılarınızı beğenerek takip eden bir okurunuz olarak size Başkent Universitesi İİBF’nde okuyan oğlumun Türk Dili ve Edebiyatı dersinde bütün sınıfa verilen ödevi hakkında yazmak istedim.

İİBF Türk Dili ve Edebiyatı hocası Pervin Ergun (sanırım kendisi okutman) çocuklara 4 günlük bayram tatilinde ödev olarak imla kılavuzunun ilk 76 sayfasını el yazısıyla defterlerini yazmalarını istemiş. Eğer bu ödev yapılmazsa da final notlarından 5 puan eksileceğini belirtmiş. Oğlum 4 gündür sabah-akşam demeden kamburu çıkaraktan bu ödev ismi altında verilen eziyeti yapmaya çalışıyor. Bu nasıl bir zihniyettir ki üniversitede okuyan bir çocuğa araştırma ödevi verileceğine bizlerin ilkokuda yaptığı el yazı geliştirme ödevi veriliyor?

Seneliği 15.000 YTL olan ve Türkiye’nin en iyi üniversitelerinden biri olarak lanse edilen bir kurumda bir okutmanın kendisini ilkokulda zannedip çocukların 4 gün boyunca vaktini anlamsız yere çalmasına nasıl müsade ediliyor?

Oğluma böyle birşeyi yapmamalısın, Almanca çalışarak bunları dediğimde 5 puanım mı gitsin gitsin diyor. Sizden ricam lütfen bu mağduriyetimizi dile getirin. 18 yaşındakii bir çocuğun el yazısını geliştirmek için değil araştırma için kendine zaman ayırabilmesine lütfen yardımcı olun."

Başkent Üniversitesi İİBF öğrenci velisi

Mevlana’nın doğumunun 800. yılı logosuna kullanım ambargosu

TÜRKİYE’de her iyi şeyi berbat etmenin bir yolunu mutlaka biliyoruz.

UNESCO Türkiye Millî Komisyonu, Hz. Mevláná’nın 800. doğum yıl dönümü dolayısıyla bir logo yaptırıp sadece Kültür ve Turizm, Dışişleri Bakanlığı, Hazine Müsteşarlığı ve PTT Genel Müdürlüğüne kullanma izni vermiş. Ancak, Kültür ve Turizm Bakanlığının izniyle kamu kurum ve kuruluşlarıyla özel sektör bu logoyu faaliyetlerinde kullanabiliyor.

Mevláná, Türk milletinin çok önemli bir kültürel değeridir. Devlet, onunla ilgili faaliyetlere destek olacağı yerde köstek olmamalı. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nda görev yaptığım yıllarda birçok logo yaptırıp bunları herkesin kullanımına sunmuştuk. Sanatçıya telif hakkını ödeyip kullanım hakkını satın almıştık.

800. yıl dolayısıyla bir makale yazdım. Bu logoyu kullanacaktım. Kültür ve Turizm Bakanlığı web sayfasında kullanımın izne bağlı olduğunu okuyunca bu kırtasiyeciliği kınamak için izin almaktan vazgeçtim, kullanmıyorum.

Diğer yandan bir aldatmaca daha yaşıyoruz. UNESCO Genel Kurulu 2007 yılını ’Dünya Mevláná Yılı’ ilan etmedi. Sadece 2007 yılında anılacak veya doğumları kutlanacak 40-50 kişilik ünlüler takvimine Mevláná’yı aldı. Onur duyduk. 1991 yılı ise UNESCO tarafından resmen ’Yunus Emre Yılı’ ilan edildi. İkisi arasında çok fark var. Bakanlık, olayı 1991’deki ’Yunus Emre Yılı’ gibi sunarak gerçeği renklendiriyor. Fena da olmuyor. Bol bol halk oyunu gibi Semá gösterisi seyrediyoruz. Áyin, bir halk oyunu háline getirilemez. Bakanlık, logo ambargosu uygulayacağına, önce bu yanlışı düzeltsin.

Nail TAN- Y.AYRANCI

’Cumhuriyetin ateşle imtihanı’

84. yıl sonra cumhuriyetimiz arkasında çok farklı planların olduğu üç büyük sorunla karşı karşıyadır. Bunlardan birincisi, uluslararası desteğe sahip olan bölücü terördür. Bugün para, silah ve araç gereç yönünden oldukça büyük destekler alan terör örgütü hain mayınlarla ve saldırılarla onlarca askerlerimizi şehit etmektedir.

İkinci tehdit irticadır. İrticai kesim son yıllarda eğitim kurumlarıyla, bankalarıyla, gazete ve televizyonlarıyla en önemlisi de büyük paralarla büyük bir tehdit haline gelmiştir. Seçim sonrası anayasa değişikliği yapma düşüncesinin altında laikliği sulandırma düşüncesinin olduğunu bilmek yurttaşlarımızı tedirgin etmektedir.

Son aylarda eğitimdeki gelişmeler özellikle ders kitaplarının içeriği tarafımızdan dikkatle izlenmektedir.

Ülkemize ve cumhuriyetimize yönelen üçüncü büyük tehdit uluslararası emperyalist bir yalan olan ’sözde Ermeni soykırımı’dır. Değişik ülkelerin meclislerinde bu sözde soykırım oylanarak siyasi kararlar alınmaktadır. Bu olayın arkasında ne olduğu önümüzdeki günlerde ortaya çıkacaktır.

Bütün bu tehditlere karşın Cumhuriyetçilerin, Atatürkçülerin dünden daha uyanık olmaları gerekmektedir. Özellikle Atatürk’ün Cumhuriyeti koruma görevi verdiği gençler ’tehlikenin farkına varmalı’ ve Anadolu aydınlanmasının önemini öğrenmelidirler. Onlar görevlerinin bilincine vardıklarında, önemini kavradıklarında Cumhuriyet sonsuza kadar yaşayacaktır. Yaşasın cumhuriyet!

Erdal ATICI-Köy Enstitüleri ve Çağdaş Eğitim

Vakfı Başkanı
X