"Ahmet Hakan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ahmet Hakan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ahmet Hakan

Başörtülü öğretmen hakkında vecizeler

- İNSANI insan yapan değerler, insanın üzerine geçirdiği kıyafetlerden geçmez. Başka şeylerden geçer.

- Başkalarının özgürlüklerinin sınırlandırılmasını isteyenlerin, “Yetişin komşular benim özgürlüklerimi sınırlıyorlar” diye ağlaşmaya hakkı olmaz.
- Sen, “Ben çocuklarıma başörtülü öğretmenin ders vermesini istemiyorum” dersen, bir başkası da “Ben çocuklarıma başı açık öğretmen tarafından ders verilmesini istemiyorum” der.
- Sen bir şey derken başkasının da aynı şeyi söyleyebileceğini sakın aklından çıkarma.
- Başörtülü olmak “anormal”, başı açık olmak “normal” değildir. Normal diye bir şey yoktur... Daha doğrusu herkesin normali kendine göredir.
- Bir insanın kendini “norm koyucu” olarak görmesi ve normalin sınırlarını tayin etmeye kalkması, kibirden başka bir şey değildir.
- Kendisi kibirli olan, başkalarının kibrinden yakınmasın.
- Başörtülü öğretmenle mücadele etmek için harcadığın enerjiyi kendi özgürlüklerin için mücadele etmek için harcarsan çok daha mutlu olursun.
- Sen başörtülü öğretmen karşısında sakin olacaksın... Sen başörtülü öğretmen karşısında sakin olduğun zaman öbürü de mini etekli, askılı öğretmen karşısında sükûnetini korumak durumunda kalır.
- “Siyah manto/siyah başörtüsü”nden ibaret bir kadın kıyafeti “işte çarşaf” denilerek tanımlanamaz. Çarşaf başka bir şeydir.

Cep telefonu çeşitlemeleri

- UÇAĞIN tekerleri yere değer değmez telefonlarını açanlara kulak kabartıyorum, “Bu denli acil ne işi olabilir bu biraderin” diye... Fakat heyhat! “Naber kanka” diye başlayan fevkalade lüzumsuz bir geyik.
- “Telefon çağrısı engelleme” diye bir servis çıktı... Sen kullanınca çok iyi ama başkası sana karşı kullanılınca felaket.
- Bizim millet telesekretere konuşamıyor... Kesin bilgi.
- “Mesajcılar” diye ayrı bir millet var... Telefonda konuşamıyorlar, mesaja abanıyorlar... 24 saat içinde 76 mesajını aldığım dostlarım var benim.
- Bir masaya oturduğunuzda araba anahtarınızı ve cep telefonunuzu çıkarıp ortaya koymayın. “Süper görgüsüzlük” sayılıyormuş bu durum.
- “WhatsApp”tan yürüyenlerde genellikle adı konmamış bir ürkeklik oluyor. Belli belirsiz bir şey.
- “MessageMe” fazla genç işi.
- Cep telefonundan fotoğraf gönderme işinin modası geçmiş... Ama ben daha başlamamıştım bile.
- Artık cep telefonuyla yüksek sesle konuşanlara daha az rastlanıyor. Bir gelişme kaydettik yani.
- Meşgule alındığında insan kendini hakarete maruz kalmış gibi hissediyor.
- “Cep telefonunu kapatıp kafa dinlemeyi beceremeyenler derneği” adlı bir dernek kurmak istiyorum...
- “Döncem ben sana” kalıbından nefret ediyorum.
- “Şarjını idareli kullanmasını beceremeyenler” diye bir kategori var. İnsanda şefkat hissi uyandıran bir kategori.

İki zalimden birini tercih etmemek

ESAD’ın gitmesini neden istiyoruz?
Neden olacak?
- Yüz binden fazla kişinin ölümüne yol açtığı için...
- Halkının üzerine bomba yağdırdığı için...
- Demokrasinin d’sine bile tahammül edemediği için...
- 40 yıldır ayakta kalan bir istihbarat devletini sürdürmeye çalıştığı için...
- İcabında kimyasal silah kullanacak tıynette olduğu için...
- Yüz binlerce Suriyeliyi mülteci konumuna düşürdüğü için...
- Rejimini ayakta tutmak uğruna gözünü kırpmadan şehirlerini harabeye çevirdiği için.
Kısacası bir zalimden kurtulmak için istiyoruz Esad’ın gitmesini.

*

Peki Esad gidince yerine ne gelecek?
- Demokrasi mi gelecek?
- İnsan haklarına süper saygılı bir rejim mi gelecek?
- Çok partili hayat mı gelecek?
- Özgürlük mü gelecek?
- Alevi– Sünni kardeşliği mi gelecek?
- Katliamsızlık mı gelecek?
- Herkesin kafasına göre takıldığı mutlu bir ülke mi gelecek?
Kesilen kafalara, çıkarılan kalplere, yapılan açıklamalara, sergilenen vahşete, ele geçirilen kasabalarda oluşturulan yönetimlere falan bakınca...
“Zalimler yer değiştirecek” diyor, başka da bir şey demiyorum.

*

Son kararım şudur:
İki zalimden birini tercih etmeyeceğim.

Demokrasi Paketi’ne dair mırıldandığım dört şey

BİR: Yoksul mahallelerine yardımlar yapılırken hangi stil uygulanıyorsa demokratikleşme için paket hazırlanırken de aynı stil uygulanıyor. Oysa demokrasi dağıtmak ile makarna dağıtmak arasında bir fark olmalı.

*

İKİ: Demokrasi için hazırlanan pakete, “sırlar paketi” muamelesi yapmak da nereden çıktı? Demokrasi için hazırlanan paketler toplumla, halkla, sivil toplumla, muhalefetle tartışılarak oluşturulur. Sevgiliye sürpriz yapar gibi oluşturulmaz.

*

ÜÇ: Hükümet içinden bir grup bir paket hazırlıyor, hazırlanan paketi Başbakan’a sunuyor. Başbakan “He” derse paket kamuoyuna açıklanıyor. Bu yöntemle evrenin en demokrat paketini açıklasan da fayda etmez. Önce paketi açıklama yöntemini demokratikleştireceksin.

*

DÖRT: Birazcık Kürtlere, birazcık başörtülülere, birazcık Alevilere, birazcık azınlıklara... Bir lütuf gibi... Bir ihsan gibi... Bir bağış gibi... Oysa demokrasi, ağızlara çalınacak bal değildir... Her birimizin ağzına bir parmak bal çalacağına önümüzden çekil de kovanı yağmalayalım. Belki ballar balını buluruz.

Gitti canım paracıklar

BAYRAMPAŞA’ya bir AVM yaptılar.
Adını “ORA” koydular.

*

“ORA” için devletimizin bankası Ziraat, kesenin ağzını açtı.
Verilen para: 270 milyon Euro.
Bizim parayla yaklaşık 730 milyon lira.
Deli para yani...

*

“ORA”, otelleri, tema parklarıyla, gösteri alanları, mağazalarıyla kocaman bir AVM.
Yatay, dikey... Her türlü kocaman...
Fakat tutmadı.
Sadece bir yıl açık kaldıktan sonra...
Önce kapıya kilit...
Ardından da iflas...

*

“ORA” batınca...
Kredisi de batmış oldu.
Böylece ortaya “Cumhuriyet tarihinin en büyük batık kredilerinden biri” çıktı.

*

Attıkları 78 ayrı nutukta “Gitti canım cam seramikler” diyenler...
Yaptıkları tek bir konuşmada bile “Gitti canım paracıklar” demediler.
Ne iş yahu, ne iş?

Kim nerede yaşasın

“ORMAN isteyen gitsin ormanda yaşasın” dedi ya Başbakan.
Oradan devam ediyorum:

*

- Yol isteyen gitsin yolda yaşasın.
- AVM isteyen gitsin AVM’de yaşasın.
- İnşaat isteyen gitsin TOKİ’de yaşasın.
- Adrenalin isteyen gitsin Suriye sınırında yaşasın.
- Savaş isteyen gitsin cephede yaşasın.
- Diplomasi isteyen gitsin Moskova’da yaşasın.
- Diplomaside rol yapmak isteyen gitsin Washington’da yaşasın.
- Seramik isteyen gitsin Kütahya’da yaşasın.
- Beton isteyen gitsin şantiyede yaşasın.

X