Gündem Haberleri

    Başları dik, bedenleri baygın

    Hürriyet Haber
    04.03.1998 - 00:00 | Son Güncelleme:

    Bir elinde kocaman bir patates çuvalı, diğer elinde 5-6 yaşlarında bir çocuk, sırtında bebeğiyle otobüse bindiğinde kimse onun farkına varmadı. Varmaları da gerekmiyordu. Zaten sokakta, çarşıda, tarlada hep onu görmeye alışmışlardı. ‘‘O’’ Güney Amerikalı bir yerli kadındı.

    Elindeki yüklerle otobüse binen bu kadını sadece ikimiz ‘‘farketmiştik’’. Yanımda oturan Silvia, 52 yaşında bir kızılderili-İspanyol meleziydi. Silvia da yaşamının 30 yılını onun gibi geçirmişti. 16 yaşında evlenmiş, altı çocuk doğurmuş, 25 yıl bir şeker kamışı tarlasında çapa sallamış, yetiştirdiği kamışlardan tatlılar yapıp pazarda satmış, kazandığı parayı içki içmek için elinden alan kocasına ses çıkarmamış, şimdiyse yaşamının son dönemini oğullarından birinin yanında, huzurla geçiren bir kadın... ‘‘O’’ otobüse bindiğinde bana dönüp, şöyle demişti:

    ‘‘Burada kadın olmak zordur. Yoksul bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir, küçük yaşta evlendirilir, bir sürü çocuk yapar, 30 yaşına gelmeden bedeni tarlada çalışmak ve pazara ürün götürmekten iki büklüm olur, yaşlanırsın. Ama şikayet etmezsin... Herşeye rağmen çocuklarınla, kocana bakmaya devam edersin...’’

    Yalnız başıma seyahat ettiğimi öğrenince hayrete düşmüş ve ‘‘Yani seni terminalde bekleyen kimse de mi yok?’’ diye sormaktan kendisini alamamıştı. Ayrılırken ‘‘Umarım yolculuğunda herşey dilediğin gibi gerçekleşir ve sevdiklerine güzel anılarla dönersin’’ dedi...

    Latin Amerika'da sokakta, tarlada, iş hayatında, evde, meydanlarda, köyde, kentte her yerde onlar var.. Ekvador'da emekli bir öğretmen, Peru'da elektriksiz, susuz bir köyde, ilkel yaşamını görmeye gelen turistlere hediyelik eşya satan bir yerli, Bolivya sokaklarında, önündeki kocaman tavada patates ve et kızartıp, kazanlardan makarna, pilav, salata servisi yapan bir satıcı, Şili'de kocası ve çocuklarına direktifler vererek bir restoranı çekip çeviren bir işkadını, Buenos Aires'te kaybolan oğlunu bulabilmek için hükümetin kapısını aşındıran bir anne, Meksiko City'de işine yetişmeye çalışan modern bir iş kadını...

    Latin Amerika ekonomisinde kadınların rolü büyük. Pazarlar erkeklerden çok kadın satıcıların hakimiyetinde. Ama bu kadarla kalmıyor. Kadın-erkek ilişkilerine gelince... Koyu katolik çoğu Latin kadını geleneksel rollerini kabullenmiş. Ama onları bu geleneksellikten ayıran bir özellikleri var o da girişimci ruhları... Pek çok kadın restoran ya da pansiyon işletiyor. Kocaları emekli olup bir köşede oturup, televizyonda maç izlemeyi tercih ederken, onlar istasyona gidip turistlere pansiyonunun reklamını yapıyor, kiraladığı küçücük dükkanda kahvaltı hazırlıyor ya da evde yaptığı kek ve börekleri şehirlerarası otobüslerde birkaç pesoya satmaya çabalıyor. Ama hangi kültürden ya da sınıftan olursa olsun Latin kadını geleneksel rollerin dışına çıkmayı başarıyor.

    Peki kadınlar bu kadar işi yaparken erkekler ne yapıyor? Onlarsa daha çok eğitim ya da fiziki güç gerektiren işlerde çalışıyorlar. Köylerde kadınlar tarlada çalışıp, ev işlerini yaparken, erkekler toprak sahada futbol oynamayı ya da evlerinin önünde tembellik etmeyi tercih ediyorlar. Yerli erkeklerin çoğu alkolik. Özellikle pazar günleri, içkinin etkisiyle yalpalayan bir sürü adam dolaşıyor sokaklarda.

    SÜSLÜ VE RAHATLAR

    Latin Amerika'nın melez kültürünün bir yansıması olsa gerek, yerli, melez ve göçmen kadınlar birbirinden çok farklı bir yaşam tarzı sergiliyor. Ama kültürleri ya da yaşam tarzları ne kadar ayrı olursa olsun ortak yanları özgüvenleri ve rahatlıkları... Şişman ya da zayıf, yaşlı ya da genç Latin Amerika kadını Tanrının ona verdiği bütün güzellikleri cömertçe sergilemekten çekinmiyor. ‘‘Acaba göğsüm sarkıyor mu’’ ya da ‘‘kalçam çıkıyor mu’’ demeden rengarenk kıyafetlerini üzerlerine geçirip sokağa atıyorlar kendilerini. Süslenmeyi de ihmal etmiyorlar. Yerli kadınlar boyunlarındaki takılarından, hiç kestirmeden upuzun ördükleri saçlarındaki atmaca tüylerinden, giysilerinin altındaki işlemeli dantel içeteklerinden vazgeçmiyorlar. Kentli kadın içinse kuaför en az evi kadar önemli. En küçük kasabada bile en az birkaç kuaför salonuyla karşılaşıyorum.

    Kadınların yaşama bu kadar katılmalarının nedeni belki de Latin kültürünün ev içlerine değil, daha çok dışarıya dönük olmasından kaynaklanıyor. Ama bu kadar rahat ve özgüvenli olmalarının bir nedeni de geçmişlerinde gizli...

    Önce kızılderili oldukları için öldürüldüler. Erkekleri sömürgecilerle savaşırken, onlar evin geçimini sağlayip, çocuklarına bakmak zorundaydı. Mısır, kahve tarlalarında çalıştırıldılar köle olarak... Kötü çalışma koşulları yüzünden sekiz milyon yerlinin yaşamını yitirdiği gümüş ve altın madenlerine, çocuklarını göndermemek için onları kendi elleriyle öldürdüler.

    Ardından yerli gerilla örgütlenmesinin temelinde aile görüldüğü için işkence gördüler, cinsel tacize uğradılar. Askeri rejimlerde eşleri, çocukları kaybedildi. Ama onlar ayakta kaldılar. Gücünü yaşadığı acılardan alan kadın, erkek dünyasında kendisine yer açmayı başardı. Kadınlık sezgileriyle toplumun katı kurallarına sessizce isyan ettiler, erkeklerin de gizliden gizliye saygısını kazandılar.

    Uruguaylı antropolog, yazar Eduardo Galeano da onları ‘‘Tanrıların kadınları’’ olarak nitelendiriyor: ‘‘Bu kadınlardan hiçbiri papaz ya da yargıç karşısında resmi nikah kıydırmaya meraklı değil. Hiçbiri kelepçeli bir evli kadın, Bayan Falan ya da Feşmekan olmak istemiyor. Hepsi de başları dik, bedenleri baygınca salınarak tüm dünyaların kraliçesiymişler gibi dolanıyor ve erkeklerini, tanrıları kıskanmanın benzersiz azabına mahkum ediyorlar.’’

    Kendi çocuklarından doğan analar

    20 yıldır Buenos Aires'in ana meydanı Plaza Del Mayo'da ortadan kaybolan sevdiklerinin fotoğraflarıyla yürüyorlar. Yakınlarının siyah-beyaz fotoğraflarını havaya kaldırarak meydandaki dikili taşın etrafında dönüp duruyorlar. Sevdiklerini bulabilmek için yıllardır hükümetin, adliyenin, karakolların kapısını aşındıran Plaza Del Mayo anneleri tam 20 yıldır inatla kaybolan yakınlarını arıyorlar.

    Polis tarafından öldürülen 15 bin kişi. Hapiste 9 bin 800 politik suçlu. Anne babalarıyla tutuklanıp, kaybolan 400 çocuk. Arjantin'de 1976-83 yılları arasındaki askeri rejimin bilançosu resmi rakamlara göre 9 bin, Plaza Del Mayo annelerine göre 30 bin kişi...

    Plaza Del Mayo anneleri şimdi Arjantin'de hiç bir partiye bağlı olmayan politik bir güç. Onları meydana bakan sokaklardan birindeki bürolarında ziyaret ediyorum. 60 yaşın üzerinde oradan oraya koşturan kadınlar; 20. yıldönümleri için düzenleyecekleri rock konserine hazırlanıyorlar. Ellerinde broşürler, faks mesajları, fotoğraflar...

    Koridordaki kapıda zapatistlerin lideri Marcos'la birlikte fotoğrafları, hemen altında Che'nin resmi, camekanlı dolapta dünyanın dört bir yanından gelen hediyeler, salonun duvarlarındaysa binlerce vesikalık fotoğraf; kaybolan yakınlarının siyah-beyaz fotoğrafları.

    Elisa Landin 71 yaşında... İki oğlunu 20 yıl önce tekstil fabrikasından götürmüş askerler. Biri 21, diğeri 25 yaşındaymış. 74 yaşındaki Marta Badillo'nun nükleer fizik alanında çalışan oğluysa bilinmeyen kişilerce kaçırılmış. Carmen Ramico de Guede'nin kocası ve oğluysa işten eve dönerken tutuklanmışlar. Üç kadın da aynı dili konuşuyor ve 20 yıldır aynı amaç için yaşıyor: ‘‘Bİze tazminat ödemek istiyorlar. Onların öldüğünü kabul etmiyoruz ki. Onlar kayboldu, kaybedildi. Artık bizimle değiller. Ama biz bütün anneler birlikteyiz. Ve onların yürüttüğü dava biz ölünceye kadar yaşayacak.’’

    Her sabah yakınlarını bulabilmenin inancıyla uyanıyorlar. Akşam olduğunda yeniden kaybediyorlar yakınlarını... 20 yıldır umutla umutsuzluk arasındaki bu ince çizgide gidip geliyorlar. Ama beyaz başörtüleriyle tüm dünyadaki kayıp yakınları için umut ışığı olmaya devam ediyorlar. Ayrılırken cumartesi annelerine mesaj gönderiyorlar: ‘‘Asla bir adım geriye gitmeyin...’’

    Latin Amerika ekonomisinde kadınların rolü büyük. Pazarlar erkeklerden çok kadın satıcıların hakimiyetinde.

    Latin Amerika'nın melez kültürünün bir yansıması olsa gerek, yerli, melez ve göçmen kadınlar birbirinden çok farklı bir yaşam tarzı sergiliyor.

    Plaza Del Mayo annelerinin Türkiye'deki Cumartesi Anneleri'ne mesajı: ‘‘Asla bir adım geri gitmeyin!’’






    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı