Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Başkent olmanın bedeli

Emin ÇÖLAŞAN

Ankara'nın başkent oluşunun 73. yıldönümü kutlamaları dün başladı. Açılış törenine Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel de katıldı. Ancak ne acıdır ki, katılanlar arasında Refah'lı Belediye Başkanı İ. Melih yoktu! Bu tavrı nedeniyle eleştirildi.

Belediye Başkanı, bir kentin simgesidir. Bunlara eskiden ‘‘Şehr-emini’’ denirdi. Yani şehrin emanet edildiği güvenilir kişi!..

Doğrusu bizimki tam bir ‘‘şehr-emini!’’... Hakkındaki yolsuzluk iddiaları ayyuka çıkmış, önüne gelen herkesle mahkemelik olmuş, halen İçişleri Bakanlığı tarafından soruşturulan, Ankara halkının trilyonlarını dinci vakıflara ve Alfagas gibi firmalara aktaran bir şehr-emini!..

Ve beyefendi, dünkü törenlere katılma zahmetinde bulunmuyor!..

Ankara'nın başkent oluşu öyle sıradan bir iş değildir. Atatürk'ün eseridir ve perde arkası çok ilginçtir. Size biraz anlatayım.

***

Yıl 1923. İstiklal Harbi kazanılmış, vatan kurtarılmıştır. Yoksul, savaş yorgunu ve çaresiz Türkiye, kendi ayakları üzerinde durmaya çalışmaktadır. Elde avuçta sefalet, fakirlik ve çökmüş bir vatandan başka hiçbir şey yoktur.

Temmuz 1923'te Lozan Anlaşması imzalanır, vatanın bağımsızlığı diğer uluslar tarafından kabul edilir. Başımızdaki kapitülasyon belası kaldırılır.

13 Ekim 1923. Tek maddelik bir kanun teklifi ile Ankara'nın başkent olması Meclis tarafından kabul edilir.

Aradan 16 gün geçer. 29 Ekim 1923. Cumhuriyet ilan edilir. Süreç artık başlamıştır.

Ankara'nın başkent olması, bir yıl sonra Anayasa'da yer alır. Bunun için halifeliğin kaldırılması beklenmiştir.

Şimdi gelelim öykümüzün en can alıcı bölümüne.

***

Genç Türkiye Cumhuriyeti'nin başkenti Ankara olmuştur. Ancak ne var ki, savaşta yendiğimiz emperyalist ülkeler, bu başkenti tanımazlar! Evet, yanlış okumadınız. Tanımazlar.

Osmanlı döneminde hepsinin büyükelçilikleri İstanbul'dadır. Büyükelçiliklerini Ankara'ya getirmeyi reddederler. Türk Dışişleri Bakanlığı bunlara ısrarla çağrıda bulunur, ama sonuç hep aynıdır:

Hayır!

Dünya diplomasi tarihinde böyle bir olay olmamıştır.

Direnenlerin başını İngiltere çekmektedir. Fransa, İtalya ve diğerlerinin tavrı da aynıdır. Bu büyükelçiliklerin ülkeleriyle yaptıkları resmi yazışmalar bugün elimizde. Arşivler açıldı. Bunlarda hep şu görüşe yer verilir:

‘‘Yeni rejim, Cumhuriyet yönetimi tutmayacak ve çökecektir. Dolayısıyla İstanbul yeniden başkent olacaktır. Büyükelçiliğimizi Ankara'ya taşımaya gerek yoktur.’’

1925 yılında Ankara'da sadece Sovyetler Birliği ve Afganistan büyükelçilikleri vardır. Diğerleri İstanbul'da direnmektedir.

Genç Cumhuriyet bunu bir onur meselesi yapar.

Aradan tam 6 yıl geçer. Cephede ilk çözülme İtalya'da görülür ve bu ülke, büyükelçiliğini Ankara'ya taşımaya karar verir. Ardından Fransa çözülür...

Ve İngiltere, büyükelçiliğini İstanbul'dan Ankara'ya 1930 yılında getirir! Yani Ankara'nın başkent olmasından tam 7 yıl sonra!

Genç Cumhuriyet rejiminin bu emperyalist ülkelerle her konuda nasıl uğraştığını, bunların ayağımıza çelme takmak, bizi zayıf düşürmek, incitmek, rencide etmek ve adam yerine koymamak için ne gibi oyunlara başvurduklarını görüyor musunuz?

Tabii ki, bu oyunlar sadece ‘‘Başkent Ankara’’ konusunda oynanmadı. Cumhuriyet rejiminin daha ilk yıllarında, tam Musul meselesi gündemde iken, Musul'u alma durumumuz varken, içimizde isyan çıkardılar. Güneydoğu'da Şeyh Sait ayaklanması patladı. Gerici bir isyandı. Cumhuriyet rejimi çok zorlandı. Sonuçta hepsi yakalanıp idam edildiler.

Ama, yarattıkları o kargaşa ortamında petrol yatağı Musul elimizden gitti.

Doğrusu, emperyalistler işlerini iyi biliyorlardı!

***

İşte, Ankara'nın başkent oluşunun çok kısa öyküsü böyledir.

Dünkü törenlere Cumhurbaşkanı bile önem verip katılmış, ama belediyenin başındaki İ. Melih katılmamış! Törende bu yüzden eleştirilmiş.

Diyeceksiniz ki, ‘‘İ. Melih katılsa kaç yazar, katılmasa kaç yazar’’... Doğrudur, ben de burada sadece bunların kafa yapısını, zihniyetini vurgulamak istiyorum. Bu yazıyı da o yüzden yazıyorum. Bu şahıs şimdi ‘‘Benim o törenden haberim yoktu’’ derse hiç şaşmam!

Ankara'nın başkent olması, öyle sıradan bir iş değildir. Hele işin sonrası, tarihte benzeri görülmemiş bir olaydır. Dünya diplomasi tarihinde böyle ikinci bir olay yoktur. Ülkemizi yutmaya kalkışan emperyalistler, genç Cumhuriyet rejimini uzun yıllar küçümsemeye kalkışmışlardır.

Türkiye'de bütün bunların anlamını kavrayan kafalar vardır. Öte yanda ise belli makamlara kaderin cilvesiyle gelip çöreklenen, tarih bilmeyen, gerçekleri bile algılamaktan aciz geri kafalar vardır.

Aydınlıkla karanlığın kavgasını elbette aydınlık kazanacaktır.

‘‘Ankara'nın taşına bak / Gözlerimin yaşına bak / Uyan, uyan Gazi Kemal / Şu feleğin işine bak...’’

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI