Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Başkanlık sistemi başbakanlık sistemi

ŞURASI anlaşıldı: 2007 seçimi sonrası sivil ve yeni anayasa tartışmalarını laikliğin tanımı ve başörtüsü üzerinden boş konuşmalarla geçirmiştik, 2011 sonrasının yeni anayasa tartışmalarını da başkanlık sistemi üzerinden boş konuşmalarla geçireceğiz.

Böyle yapmamak için, yani boş konuşmamak için benim bir önerim var.
Öncelikle işin ismine cismine değil de özüne bakalım.
Biz bir demokrasi olmak istiyoruz. Demokrasimiz aksadığı için anayasamızı değiştirmek arzusundayız, spor olsun diye değil.
Demokrasinin, burada kullandığımız anlamıyla özü de, hesap verebilirliktir.
Bizim oylarımızla belirli bir süre için seçtiğimiz yöneticilerin hesap verebilirliği başta olmak üzere, bütün devlet aygıtının hesap verebilirliği.
Bunu nasıl sağlarız? Dünya nasıl sağlamış?
* * *
Hesap verebilirlik konusunda en temel yöntem kuvvetler ayrılığı sistemi.
Yani, yasama, yürütme ve yargı hem demokratik bir meşruiyete sahip olacaklar hem de birbirlerinden kesin çizgilerle ayrılacaklar, hiçbiri bir diğerinin patronu, amiri, velisi vasisi olmayacak.
Birinci ve en temel kural bu. Bu kuralı Amerika’nın ‘kurucu baba’ları daha ilk anda, bundan 230 yıl önce koymuşlar, o gün bugün de uyguluyorlar.
Her kim ki bu kuralı koymakta geç kalmış, kuralı tam koymamış veya uygulamada esnetmiş, onun demokrasisi binbir badire atlatmış. Fransa, Almanya, İtalya, Türkiye buna örnek.
Ama bu temel kuralın tek başına yeterli olmadığı, vatandaşa yeterli güvenceyi sağlamadığı da kısa zamanda anlaşılmış, bunun üzerine özgürlükler rejimini güçlendirecek, vatandaşların haklarını güvenceye alacak önlemler alınmış. Birinci sırada neredeyse sınırsız ifade özgürlüğü ve laiklik geliyor.
Yine bu işin öncüsü, tarihin ilk demokratik devriminin sahibi olan Amerikalılar olmuş, Anayasalarına derhal 10 tane madde eklemişler, adına da ‘Bill of Rights- Haklar Bildirgesi’ demişler.
* * *
Başta yönetimin ama aslında kamu yetkisi ve otoritesi kullanan her kurum ve kişinin hesap verebilirliğini sağlamak için bu da yeterli olmamış.
Tüketicinin korunmasından vatandaşın örgütlenme hakkına, rekabet hukukundan dilekçe hakkına, iletişimin düzenlenmesinden sağlık ve emeklilik sigortasına kadar pek çok konuda vatandaşını sadece kamu otoritesi değil her türlü otorite karşısında güçlü kılacak düzenlemelere gidilmiş.
İşte bütün bu kapsamlı özgürlükler, haklar ve hesap verebilirlik rejiminin adı demokrasi.
Hergün her aşamada hesap verebilirliği temin etmedikçe, sisteminizin adı ister ‘başkanlık’ olsun, ister ‘başbakanlık’ bir şey değişmez. Siz demokrasi olamazsınız, ha bire yeni anayasa kavgası yaparsınız.

Başbakan diktatör değil başkan mı diktatör olacak?

TÜRK sisteminde başbakanların hemen hemen hiç hesap vermeden, kimseye sormadan kullandıkları yetkiler neredeyse sınırsızdır.
Bu ülkede daha üç yıl önce bütçe açığı parlamentonun onaylayıp izin verdiğinin beş kat üzerine çıktı, başbakan çıkıp Meclis’e tek satırlık açıklama yapmadı. O kadar sınırsız yani.
Sadece mali konular da değil, idari anlamda da sınırsız yetkileri var başbakanların bizim ülkemizde. Oysa diyelim Amerikan Başkanı’nın yetkileri, bizdeki Başbakanlık Müsteşarı’ndan bile azdır.
Bizdeki başkanlık sistemi tartışmasında sorulması gereken soru şu: Hangi başkan gibi olsun istiyoruz başkanımız?
Putin gibi mi olsun, Obama gibi mi? Chavez gibi mi olsun, Lula gibi mi?
‘Başkanlık sistemi diktatörlük getirir’ derken gözden kaçırdığımız nokta, mevcut sistemin sanki demokratik hesap verebilirliği sağlayan bir sistem olduğu sanısını yaratıyor olmak. Öyle olsa değiştirmek de gerekmezdi.
Aynı anda hem partinin, hem parlamentonun hem de hükümetin ‘patron’u olacaksın, üstüne üstlük yargıyı da elinde tutmak isteyeceksin... Esas diktatörlük bu.
Eğer Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, başkanlık sistemini önerirken elindeki yetkilerin fazalığından şikayetçiyse, hesap vermiyor olmaktan rahatsızsa, Meclis’in kendisinden bağımsız hareket etmesini istiyorsa, bütçede yazmayan her bir kuruşluk harcama için Meclis’e gitmekten yüksünmeyecek aksine bunu arzulayacaksa, polise kendisi değil savcıların sadece talimat verebilir olduğunu düşünüyorsa, yerel demokrasi üzerindeki vali vesayetinden rahatsızsa, yarından tezi yok başkanlık sistemine geçmeliyiz zaten.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun bulduğu damar

CUMHURİYET Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu geçenlerde bana göre çok iyi bir damar buldu. O damar da, bugünkü köşenin ana konusuyla, daha doğrusu ‘Başbakanlık sistemi’ adlı başbakana neredeyse sınırsız yetki ve güç veren sistemle ilgiliydi.
Kılıçdaroğlu’nun sorduğu sorular ve eleştirileri bana göre tamamen haklıydı ama bir şeyi eksik bıraktı: Bana göre, CHP lideri, ‘Eğer gerçek hesap verebilirlikten, gerçek kuvvetler ayrılığından, gerçek özgürlüklerden yanaysanız, ki biz öyleyiz, gelin birlikte yapalım başkanlık sistemini’ demeli, diyebilmeliydi.
Hâlâ daha da geç değil.
Ancak böyle bir çıkış, Başbakanı ve partisini sıkıştırabilir, Anayasa tartışmalarına gerçek anlamda yön verebilir.
Eğer Ak Parti de CHP ile aynı şeyi istiyorsa ne ala, bundan Türkiye karşı çıkar ama yok Ak Parti başka bir şey istiyorsa, onu anında öğrenmiş oluruz.
Tabii bir şartla: CHP’nin gerçek kuvvetler ayrılığını, gerçek hesap verebilirliği, gerçek özgürlükleri istemesi şartıyla.

X