Gündem Haberleri

    BAŞKAN'LIK KOMEDYASI BÖLÜM 4 Başkanlık koridorlarında gezinti… İki türlü gündemde kalınırmış: yapılar işler, veeeee… SANSASYON!.. ABD'de maaşallah, "yapılan"

    Hürriyet Haber
    01.12.2000 - 00:00 | Son Güncelleme:

    BAŞKAN'LIK KOMEDYASI BÖLÜM 4 Başkanlık koridorlarında gezinti… İki türlü gündemde kalınırmış: yapılar işler, veeeee… SANSASYON!.. ABD'de maaşallah, "yapılan" ve de "yapılmayan" işler de, sansasyonlar da "Amerika kıtasının ebatı" ile mütenasip… "Seçim sonuçsuzluğu", Bill Clinton'un sansasyonlarını da solladı. Deli pösteki sayar gibi, elle oy sayımı sonunda taraflar bir de mahkemelik olursa, ilk soru: "Bu iş ne kadar sürer?" Anayasa, 4 Mart 2001'e kadar yeni başkan belirlemezse, görevdeki başkan yardımcısının otomatikman başkan olmasını emrediyor. ABD'nin "kurucu babaları" (founding fathers) her türlü ihtimali düşünmüşler. Ama, iki asır öncesinin şartlarına göre. Böylesi bir açmaz, 2000'in ABD'sine yakışıyor mu? Farzedelim ki, korkulan başımıza geldi. Olacakları bir düşünün… Nash ville'de herhalde milli bayram ilan edilir; al Gore da zevkten, mevcut kilolarına yenilerini katarak, Amerikalıların "vasati" kilo seviyesine erişir. Bu, madde 1. George W. Bush'un ise, sayım sonucu iki gün gecikti diye, sıkıntıdan yüzünde çıbanlar çıkmış, basın toplantılarında bantlarla arz-ı endâm etmişti. Bu durumda, "sabık başkan mahdumu"nun fücceten gitmesi kuvvetle muhtemeldir. Yüzbinlerce Amerikalının kullandığı müsekkinlerin, Bush'un işine yarayabileceğinden şüpheliyim. Bu, madde 2. Olan, gene Clinton'a olacak. Garibim, ne de güzel bir "klip" çekmiş ve başkanlık tarihinde bir "ilk"e imza atmıştı. 20 ocak 2001 itibariyle, "Oh be…" diyecek, ıslık çalacak ve cici bici otomobilini yıkayacaktı. Tüm bu tatlı hayallere en az iki ay veda etmek zorunda kalacak. Bu, madde 3. Üstelik, rivayet o ki, Clinton, bir ara Jack Nicholson ile gezip tozmuş bir "artiz" ile evlenmeyi planlıyormuş. Yüzüp yüzüp de tam kuyruğuna gelmişken, Beyaz Saray'da iken boşanamayacağına göre, bu iş de gecikecek demektir. Bu, madde 4. Mevcut kargaşa, Hillary Clinton'un durumunu da ilginç kılıyor: ABD tarihinde, hem Başkan'ın eşi iken, hem de New York Senatörü olan "ilk" First Lady unvanını kazanacak. (Amerikan tarihinde, neredeyse, "çift şapkalı başkan" örnekleri yok değil. Warren Gamaliel Harding (1921-1923) Senato'da görev yaparken başkan seçilmişti. Bir anayasa hukuku profesörü olan William Howard Taft (1909-1913) Beyaz Saray'dan ayrıldıktan sekiz sene sonra, Yüce Mahkeme (The Supreme Court) başkanı olmuştu. Hiç okula gitmeyen Andrew Johnson (1865-1869) Temsilciler Meclisi tarafından azledilmiş, Senato'da yargılanmış ve tek bir oy farkla beraat etmişti. A.Johnson, görevini devrettikten sonra senatör olan tek başkan.) Bu, madde 5. Bu arada, Clinton'un hakkını da yemeyelim. Bir kerem, iki kez üst üste seçilen "ilk" Demokrat başkan. Tarihe, "uçkur-gate" terimini kazandıran ve bu skandalla anılacak "ilk" ve muhtemelen "tek" başkan. Kötü saksafon çalan "tek" başkan. Tekrar olacak, ama kendi klibini çeken "ilk" başkan. Deprem felaketzedesi minik bebeğe burnunu kaptıran "ilk" başkan. Eşi senatör olsun diye oy kullanan "ilk" başkan. ABD'nin "en iyi 50 avukatı" arasında yer alan bir kadınla evli "ilk" başkan. Hay Allah, komik başkanın listesi zannettiğimden de kabarık imiş!.. Amerikan anayasasını, ilk başkan George Washington (1789-1797) ile James Madison (4. Başkan / 1809-1817) imzalamıştı. Ancak, G.Washington Beyaz Saray'da hiç oturmadı; ünlü evin "ilk" sakini, 2. Başkan John Adams (1797-1901). Başkanlığı Washington D.C.'de "ilk" olarak John Adams'ın oğlu, John Qoincy Adams (1825-1829) devralmış. İki başkentte birden yemin etmek de G.Washington'a nasip olmuş: Washington, Anayasa uyarınca, o dönemde iki resmi başşehir olan, önce New York'ta, sonra da Philadelphia'da yemin eden "tek" başkan. Yani, âmiyâne deyişle, G.Washington "çift dikiş yeminli" tek isim. Yemin törenlerine ait birkaç ilginç nokta daha var: Calvin Coolidge (1923-1929) W.G.Harding öldüğünde, başkanlık yeminini, bir noter olan babasının nezaretinde etmiş. Bir kadın nezaretinde ve de uçakta başkanlık yemini eden "ilk" ve "tek" başkan ise, Lyndon B.Johnson. J.F.Kennedy, 1963'de Dallas'da suikasta kurban gidince, Johnson, Kennedy'nin naaşı ile Washington'a dönerken, ona kadın yargıç Sarah T.Hughes yemin ettirmişti. Yemin törenine atlı araba ile gelen "son başkan" Woodrow Wilson (1913-1921). Annesinin huzurunda yemin eden "tek" başkan ise, James Abram Garfield (1881-1881). Başkan yardımcıları da, malum, başkanlarla beraber seçim kazanıyor. Ancak, hiç yarışmadan, yani seçim kazanmadan başkan olan isim, Gerald Rudolph Ford (1974-1977). Nixon'un yardımcısı Spiro T.Agnew istifa etmek zorunda kalınca, Anayasa'nın 25. Ek maddesi (25. Amendment) uyarınca, başkan, Cumhuriyetçi Parti'nin Temsilciler Meclisi'ndeki (the House of Representatives) lideri Ford'u yardımcı seçti. Nixon, 1974'de Watergate nedeniyle istifaya zorlanınca da, yardımcısı Ford otomatikman başkan olduysa da, üç yıl sonraki seçimlerde, Demokratlar'ın adayı Jimmy (James Earl) Carter'a (1977-1981) yenildi. Richard Nixon, azledildikten (impeachment) son anda istifa ederek kurtulmuştu. ABD tarihinde, hakkında "azil" sürecinin başlatıldığı "ilk" başkan, John Tyler (1841-1845). Yardımcısı olduğu başkandan Dwight David Eisenhover (1953-1961) sonra seçim kazanamayan ünlü isim, Richard Nixon: 1960 seçimlerinde başkanlık koltuğunu kıl payı farkla J.F. Kennedy'e kaptırmıştır. Nixon ancak 1968 seçimlerinde, Demokratlar'ın adayı Hubert H.Humprey'I yenerek Beyaz Saray'a yerleşebildi. Ne var ki, beş sene sonraki ayrılışı pek hazin olacaktı. Nixon'un "ilk"leri bu kadarla kalmıyor. Nihai seçim öncesinde; TV'den naklen münazaraya katılan ilk iki başkan, Kennedy ile Nixon. Çin'e giden "ilk" başkan da o. Çin Seddi'nde çektirdiği hatıra fotoğrafları pek ünlüdür. "İlk" kez Kanada ve Alaska'ya giden başkan ise, T.Harding. Görevde iken Avrupa'ya giden "ilk" başkan, W.Wilson; başkanlık jetinde "ilk" seyahat eden ise, Eisenhoover. 1833'de, asrın icadı trene binen "ilk" başkan, Andrew Jackson (1829-1837) Beyaz Saray'a gelen "en genç" başkan, McKinley suikasta kurban gidince yemin eden, Teddy Roosevelt idi. 42 yaşında başkan olan T.Roosevelt'I, 43 yaşında seçilen J.F.Kennedy izliyor. "En uzun" yaşayan, 90'ında hayata veda eden John Adams. "En uzun süre görevde kalan", bildiğiniz gibi, F.Roosevelt. Seçim kazanan "en yaşlı" başkan, -69 yaşında- 1981'de Hollywood'dan Washington'a transfer olan, Ronald Wilson Reagan, Beyaz Saray'da ölen "en genç" başkan, J.F.Kennedy, henüz 46 yaşındaydı. En kısa görev yapanın W.H.Harrison olduğunu önceden belirtmiştim. Ki zaten, görevde iken ölen -zatürree yüzünden, bir ay içinde- de aynı başkan. Beyaz Saray'da eceli ile ölen ikinci başkan ise, Zachary Taylor (1849-1850); görev süresi, sadece 16 ay! 90 yaşını idrak eden üç başkan, sırasıyla, John Adams, Herbert Clark Hoover (benim gözde eyaletim Iowa'dan seçilen 31. Başkan / 1929 - 1933) ve Ronald Reagan. Başkanlar genellikle doğdukları ya da temsilcisi oldukları eyaletlerde gömülüdür. Başkanlarının mezarlarını ziyaretçilere açmak, her eyalet için bir iftihar vesilesidir. Washington D.C.'de defnedilen "tek" başkan, W.Wilson. Arlington Şehitliği'nde Arlington National Cemetery) gömülü iki başkan ise, W.H.Taft ve J.f.Kennedy. Anayasa'nın kabulünden sonra doğan "ilk" başkanı biliyor musunuz? John Tyler. Doğum tarihi, 29 Mart 1790, Virginia. Babası John Tyler, Virginia Valisi idi. Beyaz Saray'da doğan "ilk" çocuğun babası olan başkan, Grover Cleveland (1885-1889) ve (1893-1897). Kızı Esther, 1893'de Beyaz Saray'da dünyaya gelen "ilk" çocuk. Cleveland'ın bir başka özelliği daha var. Grover Cleveland iki dönem başkanlık yaptı, ama art arda değil, Demokrat Parti'ye mensup olan G.Cleveland, Buffalo Barosu'na kayıtlı bir avukat idi; sırasıyla, bölge savcı yardımcısı, şerif, belediye başkanı ve 1882'de de New York Valisi oldu. Her türlü yolsuzluk ve yozlaşmadan nefret eden G.Cleveland, Amerikan tarihinde dürüstlüğü ile temayüz etti. (Şimdiki Amerikan devlet ricaline duyurulur.) G.Cleveland, kamu yararını gözeten çok sayıda reform gerçekleştirdiği halde, 1881 seçimlerinde, Cumhuriyetçi Parti'den Benjamin Harrison'a yenildi. Oysa, halk oylarının ("genel oy"="popular vote") çoğunu kazanmıştı. Neyse ki, bir sonraki seçimden yine G.Cleveland galip çıktı. Bu sebeple, G.Cleveland, ABD'nin 22. ve 24. Başkanıdır!.. Bireysel sıralamada ise, sonradan benimsenen bir hüküm gereği, "22. Başkan" olarak yer alır. Başta F.D. Roosevelt olmak üzere, art arda seçilenlerin ise, hiç şansı yok! Ne tuhaf değil mi, iki kere, ama ayrı tarihlerde seçildiği halde -nâhak yere- tek bir defa sayılmak??? Bana, sanki, ABD'de "sayım hataları" çok önceden başlamış gibi geliyor… Şimdi, sahiden komik bir noktaya yaklaşıyoruz. Malum… Amerikan tarihinin "ilk" başkanlık suikastı, İç Savaş'a ve köleliğe son veren, ama bir gece tiyatroda, ensesine kurşun yemekten kurtulamayan abraham Lincoln'ü (1861-1865) hedef almıştı. Washington'daki Ford Tiyatrosu'nda -ve tuhaftır- bir aktörün vurduğu Lincoln, ertesi günü öldü. Bu kısım, girizgâh… Tenzih ederim, ama, sanki yaklaşık otuz sene sonra feci bir cinayet işleneceği kendisine malum olmuş gibi, ABD'nin 8. Başkanı Martin Van Buren (1837-1841), Andrew Jackson'un yardımcısı iken, Senato toplantılarına, cebinde dolu bir "pistol" ile riyaset edermiş??? Yaaa. Şimdi bu, dümdüz bir emniyet tedbiri mi, yoksa düpedüz Senato'daki "hâzirûn"a hakaret mi? (Bu da, meclis tuvaletinde tabancasını unutarak, bir anda "medyatik" oluveren yerli milletvekillerimize duyurulur.) Ne yazık ki, korkunun ecele faydası yok! ABD, suikastlarda üç kurban daha verdi. James Abram Garfield, (1881-1881) radikal bir Cumhuriyetçi idi. Ohio'nun has çocuğu olan Garfield, doğumdan iki sene sonra babasını kaybetmişti. Binbir güçlükle okudu. Kanallarda mavnacılık, çiftliklerde ırgatlık ve dahi marangozluk yaparak ekmeğini kazandı. 1880 seçimlerinden galip çıktı. 2 Temmuz 1881''e, Washington'da bir tren istasyonuna girerken, işsiz bir meczup tarafından vuruldu; 19 Eylül'de de öldü. William McKinley (1897-1901), ABD ile İspanya arasındaki "Küba Kimin Olacak?" meselesinde takındığı mutedil, uzlaşma yanlısı tavrıyla hatırlanır. Bu özelliği ona 1890 seçimlerinde, ikinci kez başkanlığı kazandırdı. Ne var ki, 6 Eylül 1901'de, Pan-American Exposition için Washington'a gelen delegeleri karşılarken, bir anarşist tarafından vuruldu, bir hafta sonra da öldü. J.F.Kennedy suikastı ise henüz hafızalarda taze. Kennedy'nin seçimi kazanmasında, yardımcı olarak seçtiği L.B.Johnson'un çantada keklik Texas "Lone Star State" oyları kritik rol oynamıştı. Yanında genç ve güzel eşi Jacquiline ile, vefa borcunu ödemek üzere Dallas'a geldi, açık otomobilde halkı selamlarken, dürbünlü tüfekle vuruldu. Katil -gûya- yakalandı, birkaç gün içinde öldürüldü, onu vuran hapiste öldü; daha doğrusu, suikastla ilgili, olaya bir yerinden adı ya da kendi bulaşan herkes, zaman içinde öldü. Binlerce sayfa, rapor rapor üstüne dizildi, onlarca kitap yazıldı. Ancak, Kennedy'nin niçin öldürüldüğü aydınlığa kavuşamadı. Sanki, kasten kavuşturulmadı. Kennedy ailesinin lanetli olduğu efsanesinin zirve noktası bu, dünya tarihinin "en esrarlı" ve de -hiç kastedilmediği halde- tüm Amerikalıların TV'den naklen seyrettiği "ilk" suikast idi. 1984'te kazandığı 525 rakamı ile, ABD tarihinin "en çok electoral vote" elde eden başkanı olan Ronald Reagan'a ("Ronnie") yapılan suikast teşebbüsü, hafif bir yaralanma ile atlatılınca, bir Hollywood aktörünün durduk yerde kahraman olması da direkten döndü. "Electoral vote" demişken, her başkan adayının rüyalarını süsleyen "seçici oyları"nın adayın lehine işlemediği garip bir örnek de var: "Küçük sihirbaz" lakaplı Martin Van Buren, (Sizce, böylesi bir yakıştırma, başkanlık itibarı ile mütenasip midir? Dahası, bir sihirbaz tarafından idare edilmek", yönetilenler açısından ne kadar "demokratik" ve "hayırlı"dır?) 1832'de, Andrew Jackson'un ikinci döneminde "başkan yardımcısı" seçildi. Zaten, bukarizmatik başkanın 1829-1831 yılları arasında dışişleri bakanlığını da yapmıştı. A.Jackson 1836'da sahneden çekilince de, 1837'de W.H.Harrison'u yenerek başkan oldu. İsminden de kolayca anlaşılacağı gibi, Hollanda göçmeni bir çiftçinin oğlu olarak dünyaya gelmişti. Ama, mükemmel bir politikacı olduğu söylenir; "efsunlayıcı" yönü, biraz da bundan… Neyse efendim, Van Buren ülke çapında mali ve iktisadi bir krizin (The Panic of 1837) tam ortasına düştü. (Kıssadan hisse: Yanlış zamanda başkan olmayacaksın. Bakın Clinton'a, ekonomi güllük gülistanlık. Dışarıda, Sovyetler diye bir şey kalmamış; Ruslar Sefiller'I oynuyor. Ohhh, keka! Ortadoğu, Filistin sorunu -zaten- çözümsüz. Gelsin, Ovel Office'de el-ense maçları!) Beş sene süren ekonomik buhranla boğuşan M.Van Buren, kriz nedeniyle, Texas meselesini geri plana atmak zorunda kaldı. Himayeciliğe ve bir devlet bankasının kurulmasına karşıydı. Topraktan elde edilen gelirin kullanılmasına itirazı, ikinci bir dönem için Demokratlar'ın yeni adayı olmasını engelledi. James Knox Polk aday seçildi. Heyhat!.. J.K.Polk, Van Buren'in 1836'da bozguna uğrattığı W.H.Harrison'a yenildi. W.H.Harrison'un "kütük kulübe ve keskin şarap" sloganı seçmenlere daha cazip gelmişti. Ne yazıktır ki, yakasını zatürreeye yaptıran W.H.Harrison'un görüp gereceği rahmet, sadece ve sadece, 31 gün idi. (Bu, insanın gülsün mü, ağlasın mı, pek bilemediği öyküyü evvelce nakletmiştim.) Başkan Yardımcısı John Tyler 1841'de Beyaz Saray'a yerleşince, Van Buren'i yenen J.K.Polk'un, hayallerinin gerçekleşmesi için, 1845'i beklemesi gerekti. California kökenli idi J.K.Polk. O kadar ki, bir sonraki başkan Zachary Taylor komutasındaki birlikler Meksika Savaşı'nı kazanınca, sınırda elde edilen bu galibiyet, birliğe Oregon ile California'yı kattı. J.K.Polk, ABD tarihinde "California'yı alan adam"dır. Böylece, Amerikalıların "Manifest Destiny" diye adlandırdığı o muazzam kıtaya yayılma projesinin, Pasifik Okyanusu'na ulaşan "Güneybatı" (Southwest) ayağı tamamlanmış oluyordu. Oysa, Van Buren'in Texas'ın ilhakına karşı çıktığı Demokrat Parti Kongresi'nde (1844) Oregon ve Texas'ın tamamı üzerinde hâkimiyet sağlanmasını talep etti diye J.K.Polk lahzada "başkanlığa en uzak aday" (dark horse) ilan edilmişti. Yine oysa, "yayılmacılık" Amerikan ruhuna uygundu, tüm halkın rüyası idi. Fakat, bir parantez açıp Van Buren'e kendi ufak itirazımı dile getirmek istiyorum. Oregon'un sınırı çizilirken, o ünlü "Ya 54-40 olur, ya da savaş!" sloganının kol gezdiği günlerde, 49'uncu paralelde uzlaşmaya eyvallah deyip Vancouver'ı İngilizler'e (bugünkü, Kanada) bırakması ne yazık! Iowa'daki Amerikan ailemin, piyano hocası babaannesinin bir oğlu Vancouver'da yaşadığı için, yılın belli dönemlerinde kuzeybatıya giderdi. Dönüşünde dinlediğimiz minik enstantaneler dahi, Vancouver'ın, değil Kanada, dünyanın en güzelim köşelerinden biri olduğunu anlamamıza yetmişti. Misafir öğrenci sıfatıyla, ülke hudutları haricine çıkmama sıcak bakılmıyordu. Oysa (bu, üçüncü oldu) Vancouver, ABD sınırları içinde kalsa idi, belki Vancouver'ı görme şansım olabilirdi. Pity… J.K.Polk'un koltuğunu Meksika Savaşı'ndaki zafer nedeniyle "milli kahraman" ilan edilen Zachary Taylor'un 1848 seçimlerini kazanması kaçınılmazdı. Zachary Taylor (1849-1850), bir buçuk yıl sonra öldü. Fakat, Van Buren başkanlık şansını artık denemeyecekti. Van Buren'in başkanlık öyküsü, bizim siyasetçilerde çoktan kanıksadığımız "kişisel ihtiras" gibi sıf bir tanımlama ile geçiştirilemez gibi geliyor bana. ABD'nin kuruluşu ve ertesinde, ülkenin nasıl yöneticileceğine dair temel yaklaşımlar, politikalar, köklü inançlar çarpışıyordu. Bugünkü gibi, medyanın şişirdiği "mutemet adamlar", ya da bizdeki gibi, ufakları fevkalade dar vasat insanların kişisel hırsları değil. Van Buren'in mücadelesi, bana hayli ibret verici göründü. Bu kadar ciddilik yeter. Ciddiyeti gevşetmenin zamanıdır. Efendim, baştan ayağı mobilyaları ve iç düzenlemesi yapılmadan, Beyaz Saray'a taşınmayı reddeden "inatçı" başkan, Chester Alan Arthur (1881-1885). Bir inatçı başkanımız daha var: Andrew Johnson. İç savaş sırasında, güneyli bir senatör iken, eyaleti ile beraber Birlik'ten ayrılmayı reddedip ortalığı karıştırmış. Uzun yaşama konusunda inat eden başkanımızın ismi, William Howard Taft (1909-1913). Taft 1.83 cm. Boyunda ve tam 136 kg. idi. Çocuk edinme konusunda en ısrarlı başkan da, iki eşinden tam 15 çocuk sahibi olan John Tyler! İlk aklıma gelen, "Çocuklara kendi bakmıyordu herhalde…" demek olmuştu. Düşünün, Beyaz Saray'ın koridorları çocuk çığlıkları ile nasıl inim inim inliyordu, kimbilir. Taft'ın bir başka marifeti daha vardı: Beyzbol sezonunu açarken "ilk vurgunu yapma" geleneği başlatmıştı. Beyzbolun Amerikan toplum hayatının kanı, canı sayıldığını söylememe gerek var mı? Dondurmayı halka mal eden Başkanımız Thomas Jefferson (1801-1809). 1851'de Library of Congress'da (Kongre Kütüphanesi) yangın çıktığında, paçaları sıvayıp itfaiyecilere yardım eden başkan, Millard Fillmore. Tarihe geçmek için, başkan seçilmenin yanı sıra, hayli ilginç bir yöntem… Plastik çeneli başkan, çene kanseri olduğu için, ağzına plastik çene yerleştirilen G.Cleveland. Paskalya zamanı, çocuklarla Beyaz Saray'da boyalı yumurta yarışı yapan "ilk" başkan, Rutherford Birchard Hayes (1877-1881). Bu neşeli oyuna, eşi First Lady Lucy ile girişen Hayes, tıpkı Taft gibi, tarihe geçmenin ilginç yollarından birinin mucidi. En komiği, "muhalefetsiz" seçime giren "son" (hep "ilk" olacak değil ya!) başkan: James Monroe. (1817-1825). "Era of Good Feeling" (Memnuniyet Çağı) başkanı, ABD'nin dış politikasına şeklini veren, ünlü "Monroe Doktrini"nin de mimarı idi. Kendimce pek şirin bulduğum bir minik anektodu, en sona sakladım. Beyaz Saray'a uzanan yolda yarışırken, aynı zamanda aynı hanımın gönlünü çelmeye çabalayan iki başkanlık adayı kimlerdi, biliyor musunuz? Ben bilmiyordum. Bu yazıyı hazırlarken öğrendim. "Ay ne şeker…" dedirten bir öykü bu. "Dürüst Abe", "Çit Örücüsü", "Büyük Kurtarıcı" gibi türlü çeşitli lakaplarla anılan ABD'nin 16. Başkanı (1861-1865) Abraham Lincoln, 1637'de İngiltere'en Massachusetts'e göç etmiş bir dokumacı çırağının soyundan gelir. Son derece yoksul bir ortamda, çetin mücadelelerle kendini yetiştirdi. Okula gittiği dönemler, toplasanız bir iki yılı zor bulur. Ama, cici annesinin şefkati ve yakın ilgisi sayesinde, okuma alışkanlığını edindi. Her okuduğunu da alabildiğine özümseyerek kendini zenginleştirdi. Yaptığı işler arasında, başta çit örücülüğü olmak üzere, çiftliklerde ırgatlık, baltacılık (balta kullanmakta müthiş yetenekli imiş), Mississippi Nehri boyunca gemicilik, bakkallık, postacılık, haritacılık, Kızılderililer ile 1812'deki "Kara Atmaca Savaşı"nda gönüllü askerlik ve gönüllü birlik komutanlığı, demircilik ve nihayet… 1834'te karar verdiği hukukçuluk. İki yılda, gerekli bütün kitapları okuyan Lincoln, 1836'da bir hukuk diploması sahibi oldu. Baro sınavını aştı ve Springfield Illinois'de avukatlık yapmaya başladı. Girip çıktığı onca iş, aslında içine kapanık bir kişiliği olan Lincoln'ün ülkesinin insanlarını tanımasını sağladı. Gezici mahkemede görev yaptığı sırada sonbahar ve kış ayları boyunca at sırtında ya da atlı arabayla büyük çayırlıktaki ("prairie") birbirinden yüzlerce kilometre uzaklıktaki yerleşmeleri dolaşması, davaları çözüme ulaştırması, ona duyulan sevgi ve hayranlığı artırdı. 1850'lerde demiryolu ağı genişleyince, Lincoln'ün işleri iyice gelişti: Illinois Central Railroad'un yanı sıra çeşitli bankaların, sigorta, ticaret ve imalat şirketlerinin davalarını üstlendi. İçinden çıkılması imkansız davaları üstlendi; parlak sonuçlarla tümünü kazandı, 1850'lerin sonlarında, ülke çapında tanınan bir avukattı artık. Tüm bu mücadele yüklü yıllar sırasında, New Salem'de bakkallık, postacılık yaptığı dönemde Mary Todd ile tanıştı. Mary'den önce, bir iki tatlı suya tirit serüven dışında, kadınlarla dişe dokunur bir ilişkisi olmamıştı Lincoln'ün. Seçkin bir Kentucky'li aileden gelen Mary ile Springfield'de tanıştılar. Önce bir nişanlanıp sonra nişanı bozdular. Fırtınalı bir aşk idi. Neyse ki, işler iyice sarpa sarmadan, 1842 yılı sonunda evlendiler. Abraham muradına ermişti, ama bu iş hiç de kolay olmadı. Zira, Mary'nin bir başka ciddi talibi daha vardı: Stephan A.Douglas! Lincoln sevdiği kadını kazanmıştı. Ama, Beyaz Saray'a seçildiği güne kadar, başta "köleliğin sınırlandırılması / yaygınlaştırılması" olmak üzere, tüm ana meselelerde, zorlu siyasetçi Stephan A.Douglas ile dişe diş mücadele girmek zorunda kaldı. İnsancıl kişiliği, üstün hitabet yeteneği, engin hukuk ve edebiyat bilgisi ile, çoğu kez "ezeli" rakibine galebe çaldı. Ulusal kahraman, efsane lider, ezilenlerin babası, cesareti, kararlı tutumu, sıradan insanın dostu kişiliği ve açık sözlülüğü ile, ABD halkının hafızasına nakşoldu. Ama talihsiz bir babaydı: Çiftin dört oğlundan sadece biri -Thomas ("Tad")- yaşadı. Abraham Lincoln, sevdiği kadını kimselere kaptırmadığı gibi, "Halkın, halk tarafından, halk için yönetimi" ana ilkesinin mimarı olarak tarihteki yerini aldı. Darısı başımıza… Jülide ERGÜDER - 1 Aralık 2000, Cuma
    Etiketler:

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı