Başkan ‘Kurumumda yolsuzluk var’ diyor, Emniyet kös dinliyor

TSE Başkanı Kenan Malatyalı ziyaretime geldi. Daha doğrusu şikáyete geldi.

Şikáyet ettiği kurum ise başında bulunduğu TSE’ydi.

‘Fatih Bey, TSE Türkiye’de yolsuzluğun kaynağı olmuş. Burada yılda en aşağı 500 milyon dolarlık bir yolsuzluk oluyor. Ben bu kurumun başındayım ama bu rezaletle baş edemiyorum’ diye girdi söze.

Kulaklarıma inanamıyordum.

TSE Başkanı, kurumundaki yolsuzlukları aktarmaya başladı:

‘TSE olmadan gümrük yolsuzluğu olmaz. Burada her türlü rezillik var. Parayla TSE belgesi satıyorlar. Standart dışı malların Türkiye’ye girmesine yeşil ışık yakıyorlar. Verilmemesi gereken belgeleri veriyorlar. Bunlar yüzünden ithalat patlaması oluyor, Türkiye kalitesiz mal cenneti oluyor. Büyük rezalet var. Çete kurmuşlar.’

‘Madem bunları biliyorsunuz, neden önlem almıyorsunuz?’
diye sordum.

‘Kolay değil’ dedi. Çünkü yakalayamıyorlarmış.

‘Yakalatın o zaman’ dedim.

Güldü.

‘Zaten asıl rezalet burada. Yakalamıyorlar’ dedi ve anlattı.

TSE Başkanı olarak şüphelendiği kişilerin isimlerini Emniyet’e bildirmiş. Eski Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanı Hanefi Avcı ile defalarca konuşmuş. Bunların takip edilmesini ve yasal izinlerinin alınarak telefonlarının dinlenmesini talep etmiş.

‘Ee, bir sonuç çıkmadı mı?’ diye sordum.

‘Çıkmadı’ dedi. Çıkmamış; çünkü Emniyet türlü bahaneler ileri sürerek ve ‘İhbar ettikleriniz devlet memuru, önce savcılık izni gerekli’ diyerek TSE Başkanı’nın istediği takipleri yapmamış. Hanefi Avcı, Kenan Malatyalı’ya her seferinde değişik gerekçeler öne sürmüş ve bir gelişme kaydedilmemiş.

Malatyalı’ya, ‘Hanefi Avcı ile bir de ben konuşayım’ dedim.

Ve konuyla ilgili bilgi almak için Hanefi Avcı’yı defalarca aradım.

Görüşmek istediğim konuyu bildirdim. Ne bir tek kere telefonuma çıktı, ne bir tek kere geri döndü. Malatyalı ile sonraki her karşılaşmamızda, ‘Hanefi Bey’le görüşebildiniz mi?’ diye sordu.

Görüşemediğimi söyledim.

Ama Malatyalı’nın içinde hep ‘bir şeyler olacak’ umudu vardı ve olası bir operasyona zarar vermemek, kuşları ürkütmemek için konuyu yazmadım.

Niyetim rezaleti ortaya çıkarıp sonrasında yazmaktı.

Ama alt düzey birkaç bürokratın sorgulanması ve tutuklanması dışında hálá asıl yolsuzluğun kökenine inecek bir icraat görmediğim için durumu sizlerin bilgisine aktarıyorum.

Türkiye’nin önemli kurumlarından birinin başındaki adam, ‘Benim kurumumda yolsuzluk var’ diye feryat ederek devletin Emniyet güçlerine başvuruyor ama sanki kayaya tosluyor.

Yolsuzluk ve rezalet sürüyor.

İşte size Türkiye’den bir yolsuzluk örneği.

Hem de yolsuzluklardan bıkan halkın, yolsuzluklarla mücadele edeceğine inanarak seçtiği bir iktidar döneminde.

Başkanlar, belediye meclisinin siyasi insafına kalacak

AKP, ilk bakışta iyi niyetli gibi görünen bir yasa önerisi getiriyor. Buna göre belediye başkanları da, aynı hükümetler gibi belediye meclislerine verilecek ‘gensoru önergelerinin’ oylanmasıyla düşürülebilecekler.

Bu tasarı ilk bakışta belediyelerdeki yolsuzlukların önlenmesi ve belediye başkanlarının daha dikkatli hareket etmesi gibi bir durumu beraberinde getirebilir diye görünüyor.

Ama sistemin işleyişine bakıldığında durum tam da böyle değil.

Çünkü gensoruyla düşürülebilen hükümetler ile belediye başkanları arasında çok temel bir fark var.

Belediye başkanını halk seçiyor ve görevine doğrudan başlıyor. Hükümetler ise Meclis tarafından onaylandıktan sonra göreve başlıyorlar.

Yani bir hükümet Meclis’te çoğunluğun desteğini almamışsa, görevine başlaması bile mümkün değil ama belediye başkanı başında bulunduğu belediyenin meclisinde çoğunluk olmak zorunda değil.

Hatta bugün pek çok belediye başkanının partisi, belediye meclislerinde çoğunlukta değil.

Hal böyle olunca belediye başkanlığı birdenbire ‘siyasi’ bir görev haline dönüşüyor.

Belediye meclisindeki azınlık olma durumu, belediye başkanının tepesinde sadece icraatı zorlaştıracak bir unsur değil, aynı zamanda koltuktan edecek bir durum haline geliyor.

Böylesi bir durumun Türkiye gibi bir ülkede, belediye başkanlarını koltuktan etmek için mekanizma haline getirilmesi işten bile değil.

Bu yasa, sistemin mantığına tamamen aykırı.

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

İhanet taşlarıyla döşeli yoldan ulaşılan zirveden, aynı yoldan yuvarlanarak düşeceğimizi unutmadığımız zaman.
Yazarın Tüm Yazıları