"Sedat Ergin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sedat Ergin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sedat Ergin

Basın özgürlüğünde geriye gidiyoruz (II)

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan ayın başında Washington’a yaptığı ziyarette Türkiye’de basın özgürlüğü alanında bir sorun olmadığını söylemiş, hatta “Basın Türkiye’de, ABD’den çok daha özgürdür” demişti.

Oysa salt Türk Ceza Kanunu’nun soruşturmaların gizliliğin ihlaline ilişkin 285’inci maddesi bile uygulamada tek başına Başbakan Erdoğan’ı tekzip etmeye yetiyor. Son dönemde muhabirlerin bu madde çerçevesinde birbiri ardına mahkûmiyet cezaları alması, Türk basını için çok ağır bir soruna dönüşme potansiyelini taşıyor.

2010 TÜRK BASINI İÇİN “KARA YIL” OLABİLİR

*TCK 285, “soruşturmanın gizliliğini alenen ihlal eden kişinin 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılmasını”, ayrıca “basın yoluyla işlenmesi halinde cezanın yarı oranında artırılmasını” öngörüyor.

Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in geçenlerde yaptığı bir açıklamaya göre, salt Ergenekon soruşturmasında gizliliğin ihlal edildiği iddiasıyla 4 bin 139 dava açılmış bulunuyor. Bu davaların çok azında kamu görevlileri, ezici çoğunluğunda ise gazeteciler sanık durumunda.


*
Ayrıca, kesin sayı bilinmemekle birlikte yolsuzluk soruşturmalarının haberleştirilmiş olmasından dolayı da çok sayıda gazeteci ya sanık sandalyesinde ya da zaten mahkûm edilmiş durumda.

Önceden açılmış davaların sonuçlanmaya başlamasıyla birlikte önümüzdeki aylarda bir biri ardına çok sayıda mahkumiyet kararının çıkacağını tahmin edebiliriz. Bu haliyle 2010 şimdiden gazeteciler için bir “kara yıl” olarak geçmeye aday gözüküyor.


*
Burada verilen cezaların Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğünü, kamu otoritelerinin müdahalesi olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir” şeklindeki 10’uncu maddesiyle açıkça çelişiyor.


Sözleşme, gazetecilere, kamu otoritelerinin müdahalesi olmaksızın haber alma özgürlüğünü en geniş anlamda tanıyor.

KARŞI TEZ: YA SUÇLANAN KİŞİ MASUM ÇIKARSA?

*Bununla birlikte TCK 285’in taraftarları, bu maddenin yasaya durup dururken konmadığını, belli bir ihtiyaca yanıt verdiğini, soruşturmanın gizliliğinin Avrupa ülkelerinde de ana kural olduğunu savunuyorlar.


Bu tezi savunanlara göre, soruşturma süresince herkes şüpheli durumundadır. Belki savcılık makamı soruşturma sonucunda o kişiye herhangi bir suç da yüklemeyecektir. Masumiyet karinesinin sağlam tutulabilmesi açısından soruşturmanın gizliliğinin korunması şarttır.


*
Oysa soruşturmayla ilgili bilgilerin hemen basında yer alması, ilgili kişiyi kamuoyu karşısında zan altında bırakmakta, kamuoyu vicdanında mahkûm etmektedir. Bu kişilerin suçsuzluğunun sonradan anlaşıldığı durumlarda bile verilen zararın onarılması hiçbir şekilde mümkün olmuyor.

Bu teze göre, soruşturmanın gizliliği, bireylerin temel haklarını, onurlarını korumak bakımından zorunlu bir düzenlemedir. Ayrıca, gizliliğin ihlali, delil karartmasına yol açabilir, soruşturmaları ciddi bir şekilde sakatlayabilir.

BAŞBAKAN’DAN OLUMLU ÇIKIŞ

*Bu tezlerin de kuşkusuz yabana atılmaması gerekiyor. Sonuçta ciddi bir ikilemle karşı karşıya geliyoruz. Belli ki, basının haber alma, toplumu bilgilendirme hakkı ile bireylerin onurlarının korunması ihtiyacı arasında yeni bir dengenin kurulması gerekiyor. Mevcut yasal çerçeve gazetecilerin aleyhine büyük bir dengesizlik içeriyor.

Bu çerçevede TCK 285’in yeniden ele alınması artık bir zorunluluktur. Düzenlemenin basın özgürlüğünü kısıtlayıcı haline son verilmeli, ivedilikle hiç olmazsa ilk adım olarak gazeteciler açısından hapis cezaları kaldırılmalıdır. Avrupa ülkelerinde de soruşturmanın gizliliği esas olmakla birlikte, bu kuralı ihlal ettiklerinde Türkiye’de olduğu gibi cezaevine gönderilmiyor gazeteciler.


*
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, Ergenekon hakkında yazdığı kitapta soruşturmanın gizliliğini ihlal ettiği gerekçesiyle geçen hafta TCK 285’ten 1 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılan gazeteci Şamil Tayyar’a “hangi düşüncede olursa olsun bir gazetecinin makalesi veya kitabı yüzünden cezaevine girmesine gönlüm razı olmaz... Gereken düzenlemeyi hemen yaparız” şeklindeki açıklaması bu bakımından olumlu bir gelişme olarak karşılanmalıdır.

X