Ahmet HAKAN

Basın özgürlüğü işte böyle boğuluyor

08 Mayıs 2014
AK Parti Sözcüsü Hüseyin Çelik, Türkiye’de basının durumu hakkında bilgi veriyor.

Diyor ki:
-Türkiye’de beş milyon gazete satılıyor.
- Bu gazetelerin 4’te 3’ü AK Parti’ye muhalif olan basındır.
- İktidarı desteklediğini söylediğiniz basının toplam tirajı 1 milyon 200 bindir.

*

İktidar partisinin en önemli ismi Hüseyin Çelik’in, basına yaklaşımına bakar mısınız?
Kafasında ikiye bölmüş Türk basınını.
Sanki “dost kuvvetler/düşman kuvvetler” ayrımı yapar gibi “bizimkiler kaç satıyor/sizinkiler kaç satıyor” diye rakamsal analiz yapıyor.

*

Hüseyin Çelik’e göre bir gazete...
- Ya iktidarın sesidir.
- Ya da iktidarın karşısındadır.
Arada bir yer falan olamaz.

*

- Sen istediğin kadar evrensel standartlara uymaya çalış.
- Sen istediğin kadar “iktidar karşıtı gazete” ya da “iktidar yandaşı gazete” olmak isteme, sadece gazete olmak iste.
- Sen istediğin kadar habercilik kaygısını en önemli kaygı haline getirmeye gayret et.
- Sen istediğin kadar hakkaniyetli davranmaya çabala.
- Sen istediğin kadar gazetende iktidarın iyi yaptıklarına “iyi”, kötü yaptıklarına “kötü” de...
Hüseyin Çelik için fark etmiyor.
Eğer hükümetin doğrudan kontrolü altında değilsen...
AK Parti muhalifisin.

*

Türkiye’de basın özgürlüğünü hiçbir şey boğmuyorsa bile Hüseyin Çelik’in ayrımcı, ara renklere tahammülsüz, evrensel standartları önemsemeyen, gazeteleri “dost/düşman” diye ayıran, hükümet eleştirisine yer veren her yayın organını “AK Parti muhalifi” diye yaftalayan bu yaklaşımı boğuyor.

Diyarbakır’da İslam Konferansı

KÜRT siyasi hareketi, bu hafta sonu Diyarbakır’da bir “Demokratik İslam Konferansı” düzenliyor.
Bu konferansa dair birkaç noktaya işaret ediyorum:

*

- Kürt meleleri el üstünde tutma, sivil cuma namazları ve Öcalan’ın İslam’a vurgu yapması... Konferans işte bu yönelimi formüle etmek ve kurumsallaştırmak için toplanıyor.
- Konferansta Ali Bulaç, İhsan Eliaçık, Hüda Kaya gibi İslamcı yazarlar, akademisyenler, ilahiyatçılar ile geleneksel Kürt meleleri bir araya gelecekler.
- Konferansın birinci amacı Kürt siyasi hareketinin, Kürt muhafazakârlarını da kapsamasını sağlamak... İkinci amaç ise iktidarın dini yorumunun dışında bir din anlayışının olabileceğine herkesi ikna etmek.
- Kısacası Öcalan da “gerçek İslam bu değil, gerçek İslam budur” yaklaşımına bel bağlamış durumda.
- Tutar mı bu açılım? “Gerçek İslam bu değildir, gerçek İslam budur” yaklaşımı Türk muhafazakârlarına uymadı, Kürt muhafazakârlarına da uymayabilir.
- Türk olsun, Kürt olsun muhafazakârlar, dini “Sağ Sünni siyaset” çerçevesinde yorumluyorlar ve bunun dışındaki yorumlara pek itibar etmiyorlar. (Bakınız: Yaşar Nuri Öztürk’ün durumu... Bakınız: İhsan Eliaçık ve Devrimci Müslümanların durumu... Ve hatta bakınız: Nurettin Topçu’nun durumu...)
- Bu açılımın şöyle bir açmazı da bulunuyor: Kürt siyasi hareketi içinde Alevilerin bir özgül ağırlığı var. Aleviler “Demokratik İslam Konferansı”na kuşkuyla yaklaşabilirler. “Ne oluyor, Kürt hareketi de muhafazakârlığa mı kayıyor” şeklinde bir kuşku.
- Kürt siyasi hareketine omuz veren irili ufaklı sol, sosyalist gruplar da Aleviler gibi kuşkuyla yaklaşabilirler.
- Ama yine de bakıp göreceğiz... Konferanstan ne çıkacak?

Bahçeli’nin tarif ettiği aday kim olabilir?

MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin “cumhurbaşkanı adayı” için tarif ettiği adayın vasıfları şunlar:
- Milliyetçi olacak.
- Muhafazakâr olacak.
- Milli–manevi değerlere bağlı olacak.
- Demokrat olacak.
- Laikliği benimseyecek.
- Hukukun üstünlüğüne inanacak.

*

Hadi gelin biraz isimlendirme yapalım:

*

- Daha genç olsaydı NEVZAT YALÇINTAŞ derdim... Gerçi Nevzat Hoca aslan gibi maşallah ama yine de keşke biraz genç olsaydı.

*

- Kızmazsanız ERGUN ÖZBUDUN Hoca’dan söz edeceğim. AK Parti’nin anayasa taslağını hazırlamıştı... Gerçi MHP için de, CHP için de biraz fazla liberal kaçar ama olsun... Ben yine de adını geçireyim.

*

-İLHAN KESİCİ mi acaba? Bahçeli’nin “Üç M”sinin üçü de var kendisinde... Ayrıca laik ve demokrat... Hukukun üstünlüğüne de inanır. Ama bir kusurcuğu var: Sandıkta pek başarı sağlayamıyor nedense.

*

- Sizin de aklınıza geldi mi İLBER ORTAYLI ismi? Ülkücüler sever, muhafazakârlar sever, hatta ulusalcılar bile sever... Üstelik sosyal medyadaki muzır gençler bile sever. Düşünsenize: Çankaya’da Avrupalıları küçümseyecek, üstelik bunu gerekçesiz bir şekilde yapmayacak biri oturacak... Tutar mı acaba?

*

-ABDÜLLATİF ŞENER diyor bazıları... Ama ben endişeleniyorum kendisi için. Düşünsenize: Fethullah Gülen’i üç ayda perişan eden bu iktidar, Şener’i üç günde şeytanlaştırmaz mı? Aman diyeyim aman.

*

- Daha önce adını yazmıştım, yine yazayım: MERAL AKŞENER... Vasıfların hepsine sahip... Tek kusuru: Aktif olarak bir partinin tam göbeğinde... Fazla siyasi yani... Aktif siyasetin içinde olmayan bir isim daha fazla prim yapar gibi geliyor bana...

*

- Biliyorum size muzırlık gibi gelecek ama ben yine de İDRİS NAİM ŞAHİN ismini de kayıtlara geçirmek istiyorum. Yok, benim talebim değil bu... Sadece tahminde bulunuyorum ve diyorum ki “Adı MHP tarafından ortaya atılabilir.”

*

- Ama en bombası muhalefetin ABDULLAH GÜL isminde birleşmesi olabilir. Biliyorum, böyle bir öneriye Gül sıcak bakmaz... Diyelim baktı... İşte o zaman sonuç ne olur bilmiyorum ama yarışın süper eğlenceli geçeceği kesin...

Ayasofya neden cami olacakmış

AYASOFYA’nın cami olarak ibadete açılması gerektiğini savunanlara soruyorum:
Bunu neden istiyorsunuz?
- İtikaden mi? Yani dini bir maksatla mı? Var mı inançla bu konunun ilgisi? Yani İslami dünya görüşünün bir gereği midir Ayasofya’nın cami olması?
- Sembolik açıdan mı? Yani fethin sembolü olması nedeniyle mi? Cami olarak açıldığında fetih yeniden anlam mı kazanacak?

*

Eğer cevabınız ikinci şıksa...
Soruyorum:
Aradan geçmiş bunca asır.
Bu özgüvensizlik neden?

Yazarlar Ana Sayfa
Haberlertaraftarihraçtskfransaşampyionlar ligi 3. ön elemeBaşbakan Binali YıldırımFED