"Deniz Sipahi" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Deniz Sipahi" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Deniz Sipahi

Basın bülteni siyasetçiliği

Her yazdığımda “Sözün bana mı...” telefonları geliyor.
Her hatırlattığımda, “Sözün bizim partiye mi...” serzenişleri geliyor.
Lafım ortaya; isteyen üzerine alınsın, isteyen il ve ilçe başkanım kendi partisine zannetsin.
Sözüm sayın vekillerime, sayın belediye başkanlarıma, sayın aday adaylarına değil; sözüm sayın okurlara...

***

Eskiden projeler yarıştırıldı, şimdi laf yarıştırılıyor.
Eskiden biraz mizah vardı, şimdi ise bodoslama giriliyor.
Eskiden parti öne çıkarılırdı, şimdi kişisel egolar ağır basıyor.
Eskiden kurumsal bir strateji vardı, şimdi herkes kendi stratejisini öne sürüyor.
Eskiden halk için siyaset yapılırdı, şimdi parti adına yapılıyor.
Eskiden Sezar’ın hakkı Sezar’a verilirdi, şimdi doğruya yanlış, yanlışa doğru demek siyasetin gereği olarak görülüyor.
Eskiden siyasetin gerginliği seçimden seçime artardı, şimdi gerginlik yaşanmayan bir gün geçmiyor.
Eskiden vekillerimiz, başkanlarımız, aday adaylarımız köy köy dolaşır vatandaşla sohbet ederdi; şimdi bir tuşla atılan maille mesajlar verilmeye çalışılıyor.
Eskiden öneriler olurdu, fikirler tartışılırdı, şimdi gürültüden kimsenin ne dediği anlaşılmıyor.

***

Eskiden ve şimdi...
Kıyaslama yapmayı sevmiyorum.
İnanın sayfalar dolusu yazarım.
Arşivlere girer örnekleriyle masanın üzerine koyarım.
Ama hafızasını yoklayan herkes zaten bu yazdıklarımın ne anlama geldiğini anlayacaktır.

***

Basın bülteni siyasetçiliği son günlerde tavan yaptı.
Birbirine laf atmalar, laf yetiştirmeler artık gına getirdi.
Eğer bunun siyaset olduğunu zannediyorlarsa; hepsinden ricam sokaktaki vatandaşın sesini dinlesinler.
Biraz olsun onlarla konuşsunlar, eskiden olduğu gibi “Vatandaş ne bekliyor, biz ne yapıyoruz” diye özeleştiri yapsınlar.
Bu böyle gitmez...
Daha seçimlere altı aydan fazla bir süre var.
Elbette seçim atmosferi farklı olacak, elbette tansiyon da yükselecek.
Ama basın bülteni siyasetçiliğiyle bu iş bir yere gitmeyecek.

Ben artık maça gitmek istemiyorum

Gerçekten...
Seyretmek de istemiyorum.
Maçtan da keyif almıyorum, tuttuğum takım kazandığında da sevinemiyorum.
Beşiktaş – Galatasaray maçında yaşananlara herkes şahit oldu.
Arkadaş maça mı gidiyorsun, savaşa mı?
Üstelik karşı takımın taraftarı tribünlerde değil.
Bir de olduğunu düşünün...
Bu uygulamanın hep karşısında oldum.
“Bir takımın taraftarı statta ise rakibi de orada olmalı” diye defalarca yazdım.
Hatta “İstanbul’daki derbilerde bu yapılamıyor, İzmir İzmirliliğini göstersin. Karşıyaka - Göztepe maçları böyle olsun” dedim ama...
İnanın gözüm korktu...
Böyle bir ortamda kim eşini, sevgilisini, çocuğunu alıp maça gider.
Yurtdışındaki maçları izlerken kıskanıyorum.
İnsanlar efendi gibi koltuklarına oturmuş, bir taşkınlık yok, takımı için de bağırıyor, beğendiği bir pozisyon olduğunda rakip takımın oyuncusu için de...
Sanki maça değil, tiyatroya gidiyorlar.
Bir özen var.
Belli ki; maçtan önce güzel bir yemek yenmiş, ailece bir yere gidilmiş, eğlenilmiş, sonra stada girilmiş.
“Başıma taş mı, sökülen koltuk mu gelir” diye düşünen var mıdır? Tahmin etmiyorum.
Spor bütün dünyada bir eğlence, bizde ise bir savaş...
Beşiktaş – Galatasaray derbisinden sonra verilen mesajlardan, sosyal medyadaki fırtınadan anlaşılıyor ki; siyaseti sporun tam göbeğine oturtmuşuz.
Bakanları dinliyorsunuz, şikayet ediyorlar.
“Bu olaylara karışanlara en ağır cezalar verilsin” demeyen var mı?
Meclis orada, yasa çıkarılır.
Ki yasa var...
Yetmiyorsa yenisi yapılır, herkese bir ders verilir.
Ama öyle yapılmıyor.
İktidar da şikayet ediyor, muhalefet de bunu bir siyasi malzeme olarak kullanmaktan çekinmiyor.
İyi de; bu ülkede yaşayan gerçek sporseverler ne olacak?
Gönül rahatlığıyla maça gidemeyecek miyiz?
Televizyonumuzun karşısına bile geçmekten çekinecek miyiz?
Ben artık maça gitmek istemiyorum.
Bırakın gitmeyi; seyretmek bile istemiyorum.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI