Gündem Haberleri

    Başım ateşler içinde, kalbim aşkın ateşiyle yanıyor

    Hürriyet Haber
    17.10.2005 - 16:50 | Son Güncelleme:

    “Pikapta 'Sensiz Saadet Neymiş' çalıyor. Tam bana göre... Sen beni bu saate kadar belki çoktan unuttun. Fakat ben seni hep düşündüm. Ve düşünerek de mutlu olabildim. Bazı şarkılarda seni buldum yaşadım. Sana olan umudsuz sevgimi harfiyen kalbime yazmak istedim. Ve kapıdan çıkarken dudağıma konan tatlı buseni dudağımda hep hissettim”...

    Kalbinin derinliklerinden gelen duygularını bu satırlara döken aşık, sanki artık yaşanmayan aşklara nazire yapıyor. Sevdiğinin yüzünü görmek için penceresinin önünde bekleyen, attığı mendile bakarak günlerce hayal kuran, gece boyu yaşlar döken, mektuplar yazan aşıklar yok artık...

    Yazar Kaan Erkam'ın koleksiyonerlerden topladığı şiirlere yer verdiği “El Yazması Aşklar” adlı eser, 2000'li yılların aşklarına inat eski sevdaları günümüze taşıyor. Okurla 15 Kasım'da buluşması planlanan eserde, 1800-1960 seneleri arasındaki mektuplar bulunuyor. Bu mektupların sahiplerinden bazıları halen yaşarken, kiminin dördüncü kuşak torunları mektupları görerek geçmişini öğrenecek.

    Eserdeki en ilgi çekici mektupların başında Abdülhamit'in kızı Şadiye Sultan'a gönderilen mektup yer alıyor. İşte gönderenin canına mal olan bu mektubun tam metni:

    “Güzelim,

    İltifatnamaleriniz en  ruhani neşveler kadar mücib-i kanteranem oldu. Mektubunun sade ve fakat muhabbeti halise olarak en amil tesiratını coş'a getirdi.

    Lütüfnameleriniz birer yadigar-ı kıymetkar olarak tarafımdan son derece muhafaza olunmaktadır. Size lütfen ve tenezzülen olsun şu halisane olan muhabbetnamemi muhafaza etmenizi kamil-i suzişle rica ederim.

    Beni sevdiğinizi yazıyorsunuz. Allah aşkına, na ümid bir kalbi bir takım amal ile tehic etme-zira zaten harabım. En ufak bir ümid beni merkişadiye uğranır. Sizden göreceğim tegafül ve tecahül beni zevkiat eder.

    Beni bilseniz ne garip meşrebim? Gönlüm merrat-ı seldadan haz ediyor. İtiraf ederim. Gönlümün en latif hissiyatiyle sizi sevmeye başladım. Çünki şimdiye kadar kimse tarafımıza ne sevildiğim, ne sizi sevdiğim kadar kimseyi sevdiğimi zaten yazmış olduğum şeyler ile vicdanım ile mukayese ederek anlarsınız.

    Bu muhabbete başlayış o kadar ali'dir ki,en aziz en latif bir zamanımızı teşgil edecektir. Lütf ve inayetiniz baki oldukça hayatım sizindir. Baki siz sağ olun güzelim.

    İsmi malum, imzaya ne hacet...

    “En samimi arkadaşınıza bile göstermemenizi ve kimseye bildirmemenizi ve hayatınızın sonuna kadar muhafaza etmenizi halisane rica ederek vicdanınıza havale ederim meleğim...”     
      
    FAZIL'DAN EMİNE'YE

      
    “Fazıl” isimli aşığın Emine'ye seslendiği satırlar ise o günlerde bir kelimeyi yazmak için bile sevgililerin nasıl günlerce düşündüğünü anlatıyor. İşte Fazıl'ın kaleminden Emine'ye aşkı:

    “Esasen bu kelimeleri ciddi olarak yazmaya cesaret edemem. Kalem yazsa da kalbim razı olmaz. Fazıl! Ne olacak herşeye katlanır, siz yazınız, sitem ediniz, bunlar benim için daha tatlı bir düşünce teşkil eder.

    .....Emine! Kalbimde sana olan muhabbetten başka hiçbir muhabbet bırakmadın. Vallahi cidden göreceğim geldi, hemşiremi özledim, amucamı da ta bir aydan beri görmüyorum,zaten ona da darıldım. Fakat ne kadar
    olsa da bir  amucadır. Senin muhabbetin beni bırakmıyor Emine. Bana ne
    yaptın? Vefasız oluyorum, günahkar oluyorum. Hep kimin için Emine?”
      
    “SAMANLIKTAN KALDIRAMADIM”...

      
    “Zühtü” türküsünün bestecisi olan ve şu anda yurtdışında yaşayan Sabahattin Akdağcık'ın mektupları da eserde yer alıyor. Kırılan bir davlumbazdan bir okuyucunun eline düşen bu mektupta da ilgi çekici satırlar var:

    “Tatlı Gül,

    İstanbul'dan ayrılışım benim için hiç de kolay olmadı. Hele seninle sadece arada bir hatta kaçamak şekilde buluşabilmemiz bende dayanılmaz bir hal almıştı. İstanbul'un altına tonlarca dinamit koyup uçurmak geçiyordu içimden ama nerede...

    Ya o Hilton gecesi. Muharrem'e refakat ederken sanki ben sazı değil, saz beni çalıyordu. Tam benim karşımda mavili bir kız vardı, belki farkında olmuşsundur. Ona baktıkça hep seni onun yerine koyup bakıyor,o tatlı dalgınlığım geçtiği ve kız hakiki çehresini ortaya koyduğu zaman bütün o Hilton'dan ve konuklardan nefret ediyordum.

    ...Mektubuma son veriyorum. Nerede ne zaman yeşil kadife ceketli bir kıza rastlarsam seni onun yerine koyup bol bol seyredeceğim.

    Başarılı ve mutlu günler dilekleriyle sevgiler. Melek hanıma ve teyzene selam ve hürmetler. Sabahattin...”

    ALDATAN EŞE AF MEKTUBU

    Kitapta yer alan 1928 yılında yazılmış bir mektup da sevdaların o günden bugünlere nasıl değiştiğini gözler önüne seriyor. Aldatan eşini herşeye rağmen affeden kocanın mektubundan bazı satırlar şöyle:
    Başım ateşler içinde, kalbim aşkın ateşiyle yanıyor

    “Rakibe'm,
    Kalbimin şu anda ayine-i mezbuh-anesini sana işittirmeye ne türlü cesaret ettiğimi elbet bilirsin. Bu gece yine sabaha kadar hiç uyumadım, bütün felaket aşkım gözümün önünden bir panorama gibi geçerken kalbim çarpıyor, gözlerimden ateşin yaşlar dökülüyordu.

    Dün gece söylediğiniz esbab-ı muhakkaya müstenit olmayan sözlerinizle beynime indirdiğiniz sille-ite'dip yeniden kalbime elim cerihalar açtı.

    ...Rakibe'm. Başım ateşler içinde, kalbim aşkın ateşiyle yanıyor. Her gece sabahlara kadar ağlıyorum. Beni sevmediğini beni aldattığını bildiğim halde seni unutamıyorum. Artık bütün perde-i hicabı def ederek diyorum ki- Rakibe'm merhamet et, kalbimizde açtığımız bütün cerihaları unutalım, onları tahatır ettiğimiz zaman müthiş bir manzara görmüş gibi başımızı çevirelim. Acı bir rü'ya diyelim olmaz mı, ne olur. Güzel gözlerinden hasretle öperim karıcığım...

    Yeşilköy-6-1-928



    Eserin yazarı Kaan Erkam, kitabı için Türkiye'nin dört bir köşesini gezip, buralarda yaşanmış aşkları derlemeye karar verdiğini, ancak bu sırada hoş bir sürprizle karşılaştığını ifade etti. Erkam, bu öyküyü şöyle aktardı: “Yeni kitabımın malzemesi bir anlamda ayağıma geldi. Sıraselviler Caddesi'nden aşağı doğru yürürken yanıma iyi giyimli bir adam yaklaştı. Yüzüme bakıp konuşmaya başladı: 'Size bir armağan vermek isterim. Dükkanım şurada, 2 dakika uğrayalım mı?'. Bir dükkana girdik. Bu arada Amerika'dan geldiğini ve işleri yüzünden daha masa bile alamadığını söyleyen adam, bir çantadan küçük, şeffaf bir torba çıkardı. Bunu bir balıkçı barınağından gelen eşyalar arasından bulduğunu ve içinde birkaç eski mektup olduğunu söyledi.

    Şaşırdım ama hemen alıp okumadan torbayı çantama attım. 'Bak bu Abdülhamit'in kızlarından Şadiye Sultan'a gelen bir aşk mektubu' dedi. Bir başka çantadan çıkan bu muhteşem el yapımı zarf ve mektup kağıdı başımı döndürdü. 'Bak bu da tercümesi. Vereyim mi. İşe yarar mı?' diye sordu. 'Yaramaz mı? Bu bir kitap olur.' Ve bir anda aklıma geldi başlık: (El Yazması Aşklar)...”

    Aşkların o yıllarda kaldığını bu mektuplardan anladığını belirten Erkam, “Aydın olmak o zaman geçerliymiş. Tıp bu kadar ilerlememişken, buna rağmen yaşam standartları bu kadar düşmemişken, yani gerçekten evvel zaman iken ve pire berber iken... O dönemde ne aşklar varmış. Aşklar o zaman aşkmış” dedi.

    Kitaptaki ilgi çekici mektupların başında Şadiye Sultan'a yazılan mektubun geldiğini ifade eden yazar, “Mektubu yazan adam bunun canına mal olacağını biliyor. Ama sevmekten korkmuyor. Ve sonunda öldürülüyor. Ama umurunda değil. Sevmiş ya, yeter. Şimdi böyle birşey var mı?” diye konuştu.

    Erkam, Soyer Yayınevi'nin kitap için kağıt depolarında eskimiş kağıtları bulduğunu ve eser için kullanacağını söyledi.
      

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı