Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Başbakan ulusa seslendi

    Hürriyet Haber
    27.08.2009 - 17:21 | Son Güncelleme:

    Başbakan Tayyip Erdoğan, Ulusa Sesleniş konuşmasının büyük bölümünü "Kürt açılımı" tartışmalarına ayırdı. “Bizim demokratik açılımdan muradımız bütün karanlıklarından arınmış, bütün ağırlıklarını üstünden atmış aydınlık bir Türkiye'dir” diyen Erdoğan "Kim bu kardeşlik projesinden bir ihanet planı çıkarmaya çalışıyorsa Türkiye’ye büyük kötülük ediyor" uyarısında bulundu. İşte Başbakan'ın "Yeni bir açılım gerçekleştirelim Artık bu gidişata dur diyelim" mesajı verdiği konuşması:

    Aziz milletim…

    Sevgili vatandaşlarım…

    Sizleri en kalbi duygularımla selamlıyorum…

    Yaz mevsiminin sonuna yaklaştığımız şu günlerde yeniden sizlerle beraber olma imkânı bulmaktan, Türkiye’nin yaşadığı gelişmeleri sizlerle paylaşmaktan duyduğum memnuniyeti ifade ederek sözlerime başlıyorum.

    Bu vesileyle, bir kere daha idrak etme bahtiyarlığına erdiğimiz Ramazan ayınızı tebrik ediyor, ruhları bereketlendiren bu müstesna zamanların, milletimize, İslam âlemine ve bütün insanlığa hayırlar getirmesini temenni ediyorum.

    Ramazan ayı malumunuz üzere hem İslam âlemi, hem de milletimiz için güzelliklerle dolu bir rahmet ve bereket mevsimidir.

    Ama bunun da ötesinde, toplumsal hayatımız için son derece zengin sosyal ve kültürel imkânlar barındıran, birlik ve beraberliğimizi güçlendiren bir zamandır.

    Her Ramazan ayıyla birlikte gündelik hayatımızda gözle görülür bir hareketlenmenin, aile hayatımızda bir kaynaşmanın, toplumsal paylaşma ve yardımlaşma duygularımızda büyük bir canlanmanın yaşandığını memnuniyetle müşahede ederiz.

    Bu bakımdan her Ramazan ayını milletimiz için, ülkemiz için bir tazelenme, bir yenilenme imkânı olarak görüyor, böyle idrak ediyoruz.

    İnşallah bu yıl da Ramazan ayı,  hangi inançtan, hangi kültürden, hangi kökenden olursak olalım, hepimiz için, millet olma bilincimizin, kardeşlik hukukumuzun, birbirimize karşı duyduğumuz sevgi ve muhabbetin daha da güçleneceği bir ay olacaktır.

    Bu şuurla umutlarımızı tazeleyecek, el ele, kol kola, gönül gönüle bizi bekleyen o aydınlık geleceğe yürüyeceğiz.

    Sevgili vatandaşlarım…

    Bildiğiniz gibi her yıl Ağustos ayının son haftasını Zafer Haftası olarak kutluyor ve bu haftayı 30 Ağustos Zafer Bayramı ile taçlandırıyoruz.

    Milletimizin şanlı İstiklal Mücadelesinin adım adım zafere ulaşmasını sembolize eden bu haftayı her yıl olduğu gibi bu yıl da milletçe büyük bir coşku ve gururla kutluyoruz.

    Bundan 87 yıl önce kazanılan bu Büyük Zafer, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna imkân veren tarihi bir dönüm noktasıdır.

    Kuruluşunun 100. yıldönümüne doğru adım adım ilerleyen Türkiye Cumhuriyeti’ni her gün daha da ileri bir seviyeye taşımak için, milletimizin o destansı istiklal mücadelesinden aldığımız ilhamla gece gündüz çalışıyoruz.

    Ülkemizi, her alanda muasır medeniyet seviyesinin ötelerine taşımak en önemli milli hedefimizdir.

    Bu vesileyle milletimizin Zafer Haftası’nı en samimi duygularımla kutluyor, tarih boyunca bu vatanı savunmak uğruna canını veren şehitlerimize bir kere daha Allah’tan rahmet diliyorum.

    Onların aziz hatıralarını kalplerimizde taşımaya daima devam edeceğiz.

    Değerli vatandaşlarım…

    Her vesileyle ifade ediyorum; Türkiye’nin yedi yıla yaklaşan büyük değişim döneminin, çok değerli bu atılım yıllarının en büyük kazancı milletimizin huzuru, ülkemizin istikrarıdır.

    Bu huzur ve istikrarın teminatı da sizlersiniz.

    Yediden yetmişe her insanımız bu başarıda ortak bir paya sahiptir.

    Türkiye’nin sahip olduğu her güzellik etle tırnak gibi birbirinden ayrılamaz olan milletimize aittir.

    Biz asırlar boyunca o millet olma şuuruyla var olduk, var kaldık.

    Birbirimize inanarak, birbirimize dayanarak, omuz omuza vererek, aynı siperlerde aynı hilal uğruna can vererek millet olduk.

    Önümüze çıkan sayısız badireyi bu şuurla, bu beraberlik ruhuyla atlattık.

    Tarihe nice şanlı sahifeyi bu şaşmaz ve yekpare istiklal aşkıyla yazdık.

    Nice büyük medeniyet bu hamlelerle bu aşkla, bu feyizle, bu sevgi ve merhametle, tek bir ruh, tek bir vücut olarak gerçekleşti.

    Bu örnek kardeşliğimizle tarihe izler bıraktık, insanlığa ışık tuttuk.

    Başka yerlerde bulamadığı huzur, emniyet ve merhameti nice topluluklar bizim bu birlik ve dirliğimizin şemsiyesi altında buldu.

    Bu toprakların doğusundan, batısından, kuzeyinden, güneyinden koşup gelen insanlarımızın elbirliğiyle yükselttiği sancak, sadece milletimizin büyük istiklal şuurunun değil, insanlığın temel değer ve faziletlerinin de sancağı oldu.

    Biz bu meziyetlerimizle, bu medeniyet şiarımızla, bizi biz yapan bu güçlü millet olma şuurumuzla o günlerden bugünlere geldik.

    İnşallah aynı ruh ve şuurla, geleceğe de hep birlikte yürüyeceğiz; maddi- manevi nice medeniyet hamlelerine yine hep birlikte imza atacağız.

    Bu bakımdan iktidarımız hep şunu işledi: Tek millet, tek vatan, tek bayrak, tek devlet.

    Değerli vatandaşlarım…

    Bildiğiniz üzere son haftalarda, terör sorunu,  demokratik açılım çalışmaları, ülkemizin gündeminde önemli bir yer tutuyor.

    Şunu herkesin çok iyi bilmesi gerekiyor:  Bizim bu açılımdan muradımız, bu ülkede yaşayan herkesin; ama herkesin, kendini özgürce ifade edebileceği demokratik ortamı tesis edebilmektir.

    Önceliğimiz yediden yetmişe bütün insanlarımıza ve bir uçtan bir uca ülkemizin her bir köşesine esenlik getirebilmektir.

    Biz demokratik bir açılım gerçekleştirelim derken, sadece doğu demiyoruz, sadece batı demiyoruz, sadece kuzey veya güney demiyoruz, bu ülkeyi topyekûn ele alıyor, nerede bir insani sıkıntı varsa devlet orada olsun, o sıkıntıyı gidersin diyoruz.

    Nerede adaletsizliğe uğramış bir insanımız varsa hukukun şaşmaz terazisi orada kurulsun diyoruz.

    Bu ülkenin nimetleri de, külfetleri de hakça paylaşılsın diyoruz.

    Hakkaniyetin ölçüsü nerede şaşıyorsa hep birlikte bunu düzeltelim diyoruz.

    Her vatandaşımızın devletinden insanca bir hayatın asgari şartlarını oluşturmasını beklemek gibi bir hakkı vardır diyoruz.

    Devletin görevi, kim olduğuna, nerede yaşadığına bakmadan vatandaşına hizmettir diyoruz.

    Biz milletimize efendi olmaya değil, milletimizin hizmetkârı olmaya geldik.

    Bizim demokratik açılımdan kastımız, bu genişlik ve bu bütünlük içindedir.

    Türkiye, her insanımızın, ay yıldızlı bayrağımız altında, gurur duyacağı, mutlu yaşayacağı, gelecek hedeflerine birlikte yürüyeceği bir ülke olsun istiyoruz.

    Hepimiz bu ülke için aynı umut ve heyecanla hayaller kuralım, aynı aşk ve şevkle çalışıp çabalayalım istiyoruz.

    Bu ülkede artık insanlık ayıpları, faili meçhuller yaşanmasın; masumlar suçlu ilan edilmesin, suçlular cezasız kalmasın istiyoruz.

    Her insanımız bu bayrağın gölgesinde kendini güvende hissetsin, devletine güvensin istiyoruz.

    Milli Birlik Projesi olarak demokrasi milletimizin en büyük güvencesi olsun, millet iradesinin üstüne gölge düşmesin istiyoruz.

    Bizim demokratik açılımdan muradımız bütün karanlıklarından arınmış, bütün ağırlıklarını üstünden atmış aydınlık bir Türkiye’dir.

    İşte bu bütünlük içinde, Türkiye’nin kronik her sıkıntısına ferahlık getirmek, yürekler yakan her insanlık dramına çare aramak elbette vardır.

    İnanıyorum ki ülke olarak geçmişte yaşadığımız pek çok sıkıntının temelinde, sorumlu konumda bulunanların ülkemizin meselelerine serinkanlı, sağduyulu ve samimi mülahazalarla bakamamış olmaları gerçeği yatmaktadır.

    Bu ülkede geçmişte yaşanan ekonomik sıkıntıların, krizlerin, bunalımların ortaya çıkmasında nasıl bir yönetim zafiyeti, nasıl bir acziyet varsa; toplumsal meselelerin vahim kangrenlere dönüşmesinde de aynı zafiyet ve acziyet vardır.

    Bu gerçeği kabul etmek; toplum olarak uzun yıllar boyunca yaşadığımız büyük acıların, ödediğimiz ağır bedellerin olduğu gibi, büyük devlet olmanın da kaçınılmaz bir gereğidir.

    Türkiye çok uzun yıllardır terör gerçeğiyle karşı karşıyadır.

    Türkiye yine çok uzun yıllardır terörle mücadele halindedir.

    Bu ağır tecrübe canımızdan binlerce gencecik can koparıp almıştır.

    Evlerin önlerine ayyıldızlı bayraklara sarılı şehit cenazeleri getirildikçe, Türkiye her ölüm haberiyle sarsıldıkça, yediğimiz lokmalar boğazımıza dizilir olmuştur.

    Türkiye bu yılları acıyla, gözyaşıyla geçirmiştir.

    Ekmeğe uzanması gereken eller silaha uzanmıştır.

    Refaha doğru atılması gereken adımlar maalesef yoksulluğa, yoksunluğa, işsizliğe, çaresizliğe doğru atılmıştır.

    Ülke olarak bu süreçte refaha doğru yürüyeceğimiz, büyüyeceğimiz, kalkınacağımız altın yıllarımızı kaybettik.

    Millet olarak bu ülkeye güç verecek, kalkınmamıza omuz verecek, hayallerimizi gerçeğe dönüştürecek nice nesillerimizi kaybettik.

    Anaların gözbebeği, milletimizin umudu, ülkemizin geleceği olan gencecik, pırıl pırıl canlarımızı kaybettik.

    Sevgili vatandaşlarım…

    İnsanlarımızın arasına tarih boyunca ekilememiş bu fesat tohumlarını ekenlere, daha ilk günden, en gür sesimizle “dur” demeliydik, ama diyemedik. 25 yıl önce bu denilmeliydi.

    Hiç değilse bugün, yaşadığımız onca acının, ödediğimiz onca bedelin ardından hiç değilse bugün bu gidişata artık “dur” demeliyiz. İşte 7 yıldır bunun hazırlığı içinde olduk.

    Geleceğimizi karartmak, umutlarımızı köreltmek isteyenlerin de bir ucundan körükledikleri bu fitne ateşini milletçe, elbirliğiyle söndürmeliyiz.

    Nesiller boyudur kanayan bu yarayı artık iyileştirmeliyiz.

    Bunun için fert fert, insan insan, ev ev bu meseleyi yeniden düşünmeli, tarih boyunca olduğu gibi bu badirenin üstüne kararlı bir millet gibi gitmeyi bilmeliyiz.

    Üzülerek ifade edeyim ki, toplum olarak bugüne kadar bu konuyu bütün boyutlarıyla değerlendirmeyi; çözümü soğukkanlılıkla, aklıselimle tartışmayı pek başaramadık.

    Bize dayatılan önyargıları;  bizi birbirimize düşürmek için tezgâhlanmış korku ve fesat tuzaklarını hakkıyla aşamadık.

    Bütün bu olumsuzluklara rağmen, bugün, bu sorunlarımızı bir güvenlik sorunu olarak değil, topyekûn demokrasi sorunumuzun bir parçası olarak konuşabilme noktasına gelmişsek, bunda, güvenlik güçlerimizin on yıllardır büyük fedakârlıklarla ve dirayetle verdikleri mücadelenin payını asla unutamayız.

    En ağır şartlarda, binlerce şehit vermek pahasına yürütülen bu zorlu mücadelede güvenlik güçlerimiz üstüne düşeni yapmaktadır.

    Ancak yıllardır söylenegeldiği üzere, bu mesele sadece askeri tedbirlerle çözülebilecek bir mesele değildir.

    Bu mesele çok boyutlu bir meseledir, toplumsal bir meseledir, sosyal bir meseledir ekonomik bir meseledir, kültürel bir meseledir.

    İşin psikolojik boyutu vardır.

    Hepsinin ötesinde bunun siyasi, diplomatik boyutu vardır, bu bir insanlık meselesidir, bir demokrasi meselesidir.

    Sorumluluğunu hakkıyla taşımayan, her şeyi güvenlik güçlerine havale eden yönetim anlayışları, yaşanan siyasi ve ekonomik krizler, demokrasinin zaafa uğratılması gibi nedenlerle, bu aklıselim noktasına bir türlü gelinememiştir.

    Bugün gelinen nokta işte bu muhasebe noktasıdır.

    Bu noktada meseleyi yeniden düşünerek, milletimizin acılarına son verecek ve kardeşleri birbirine düşüren bu fitneyi bitirecek aklıselimi yine birlik ve beraberlik içinde tesis etmeyi umut ediyoruz ve diyoruz ki, hep birlikte ama hep birlikte kim olursa olsun gelin taşın altına elimizi sokalım.

    Değerli vatandaşlarım…

    Bugün millet olarak şunu hepimiz çok iyi biliyoruz:

    Yaşanan bunca tecrübeden sonra, teşhisleri en doğru, en gerçekçi, en serinkanlı biçimde koymak, bu teşhislerin gereği olan tedavileri en kısa zamanda hayata geçirecek adımları atmak durumundayız.

    Bugün geldiğimiz nokta, bu tarihi aklıselim noktası, devletimizin ve milletimizin ortak iradesinin ve beklentilerinin bir neticesidir.

    Şundan hiçbir insanımız şüpheye düşmesin:

    Bu silkiniş, asırlar boyunca bir ve beraber yaşamış olan milletimizin yeniden tarihe yön verecek bir haşmet ve azamete ulaşmak üzere birbirine kenetlenmesi, milli birlik-bütünlük projesini, sürecini hayata geçirmesidir.

    Kim bu kardeşlik projesinden bir ihanet planı çıkarmaya çalışıyorsa Türkiye’ye büyük kötülük ediyor.

    Anayasamızın belirlediği ölçüler ortadadır, Türkiye’yi bölmeye, bütünlüğümüzü bozmaya, üniter devlet yapımızı ortadan kaldırmaya yönelik hiçbir niyet ve girişime asla ve asla izin vermeyiz.

    Türkiye’nin menfaatlerine halel getirecek en küçük bir adımı bile asla ve asla atmayız.

    Ne yapıyorsak Türkiye’nin menfaatleri içindir, 71buçuk milyon vatandaşımızın tamamının ortak menfaati içindir.

    Bizim gözden çıkarılacak bir tek evladımız yoktur, biz bütün çocuklarımızın bu topraklarda tarih boyunca olduğu gibi kardeşçe yaşamalarını istiyoruz.

    Bu açılım demokratik bir açılımdır, bu açılım sevgi ve kardeşlik açılımıdır, bu açılım ortak bir duyguda buluşma açılımıdır. Bu açılım ortak aklın tecellisidir.

    Atılan bu adım anaların gözyaşları daha fazla akmasın, acılar daha fazla yüreklere çökmesin, gönüller mahzun olmasın, kardeş kardeşe düşman olmasın diye atılıyor, bu amaçlara nasıl karşı çıkılabilir?

    İşte Çanakkale’yi şöyle bir gezebilirsek, bir ziyaret edebilirsek, orada Anadolu topraklarının değişik yerlerinden gelenleri bırakın ta Balkanlara varıncaya kadar, Kafkaslara varıncaya kadar oralardan gelen o gençlerin nasıl gönül gönüle yattıklarını görürsek, işte, bu milletin nasıl bir ruh kökünden geldiğini çok daha iyi anlarız.

    Bu ülkenin doğusu da batısı da, kuzeyi de güneyi de aynı coşkuyu kuşansın, aynı atılım heyecanını yaşasın, her insanımız ülkesine, devletine, bayrağına aynı gurur ve mutlulukla sahip çıksın istiyoruz, bunun neresi kötü?

    Asıl kötü olan bu yaranın çeyrek asırdır kanamaya devam etmesidir.

    Bu millete asıl kötülüğü, bu acıya seyirci kalanlar, bu yarayı bir an önce iyileştirmek için gününü gecesine katmayanlar yapmıştır.

    Asıl büyük yanlışı, yetki ve sorumluluğu elinde bulundurduğu halde, yıllar yılı hamasetle idare edip,  sorunu görmezlikten gelen makam sahipleri yapmıştır.

    Bu ülkeye en büyük kötülüğü milletin kardeşlik duygularını zayıflatmak için türlü türlü fesat oyunları tezgâhlayanlar, bu milletin beraberliğini zayıflatmaya çalışanlar yapmıştır.

    Asıl sorgulamamız gerekenler, vatandaşına en temel hakları fazla gören, bu ülkeye tarih boyunca bağlı kalmış gönülleri kıran, küstüren zihniyetlerdir.

    Bu ülkenin yalnız doğusunda değil, batısında da, kuzeyinde de, güneyinde de mahrumiyet bölgeleri oluşmasına göz yuman, buralara götürülmesi gereken hizmetlerin parasını hırsıza, arsıza peşkeş çekenlerdir.

    Asıl sorgulamamız gerekenler, insanlarımızın birlik ve beraberliğine kasteden kirli çeteleşmeler, karanlık örgütlenmeler, iftira tezgâhlarıdır; adalete güveni zedeleyen, otoritesini saygıyla değil korkuyla kabul ettirmeye çalışan yönetim anlayışlarıdır.

    Gelin bunları sorgulayalım, bu hatalara, bu yanlışlara bir daha düşmeyelim diyoruz, bunda ne kötülük var?

    Türkiye’nin acıları sona ersin, geleceğimiz aydınlık olsun ve bu aydınlık, bu ülkenin bütün insanlarının yüzlerini ve gönüllerini aydınlatsın istiyoruz, bunda ne gariplik var?

    Sevgili vatandaşlarım...

    En başta ifade ettiğim gibi bu meseleyi her türlü istismardan, her türlü polemikten uzak ele almak; çare arayışlarına samimiyetle, hassasiyetle katkıda bulunmak hepimizin ortak görevidir.

    Bizim kimseye her şeyi biz yapalım, kuralı biz koyalım, çerçeveyi biz çizelim gibi bir dayatmamız yok. Çünkü biz Türkiye’nin tamamı değiliz.

    Biz herkese bir çağrıda bulunuyoruz.

    Gelin bu ülkenin kanayan bütün yaralarına, evet, tekrar söylüyorum, bütün yaralarına merhemi hep birlikte bulalım diyoruz.

    Burada siyasi istismar yapılmaz, burada siyasi rant hesabına girilmez.

    Herkesi çözümün bir parçası olmaya çağırıyoruz.

    Geçmişteki klişeler bir işe yaramadı, gelin yeni bir açılım gerçekleştirelim, bu yakıcı meseleye aklıselimi getirelim diyoruz.

    Neden olmayacağını yıllarca konuştuk, gelin bugün de nasıl olacağını konuşalım diyoruz.

    Bu mesele bu milletin meselesidir, bu ülkenin meselesidir, gelin bir ucundan tutun da bu ağırlığı bu ülkenin üstünden kaldıralım diyoruz.

    Tarih boyunca diz kırıp aynı sofraya oturmuş, aynı türküyü beraberce söylemiş, vatanı savunmak için aynı cephede saf tutmuş bu insanların gönül ahengini bozan nedir, gelin birlikte bulalım diyoruz.

    Bu mesele demokrasi meselesidir diyoruz, çözümü arayıp bulmak görevi herkesten çok milletten vekâlet alanlara düşer diyoruz.

    Bu meseleyi her türlü önyargıdan, her türlü polemikten, her türlü asabiyetten, her türlü istismarlardan uzak biçimde gelin milletin huzuruna getirelim diyoruz.

    Üniversitelerimiz konuyu tartışsın, aydınlarımız, sanatçılarımız, sivil toplum kuruluşlarımız, medyamız, yediden yetmişe bütün insanlarımız bu konuyu hakkını vererek bir daha düşünsün diyoruz.

    Vatan toprağının bir köşesindeki bir yara gün gelir bütün vücudu sarar, kangrene çevirir, gelin daha fazla geç kalmadan o yarayı hep birlikte saralım diyoruz.

    Gelin yanlış neyse, hata neyse, kusur neyse, çok geç olmadan bütün bu yanlışlıkları düzeltelim diyoruz.

    Gelin bu ülkeyi demokrasisiyle, adaletiyle, özgürlüğüyle, refah ve istikrarıyla, barış ve kardeşliğiyle dünyaya örnek bir ülke haline getirelim diyoruz.

    Olumsuzluklar üzerine çözüm bina edilemez.

    Yanlışlar üzerine doğru bina edilemez.

    Değerli vatandaşlarım…

    Türkiye çeyrek asrı aşkın bir zamandır terör meselesiyle uğraşıyor.

    Ödediğimiz bedel de, çektiğimiz acılar da çok büyük…

    Gencecik fidanlarımızı gözyaşlarıyla toprağa verdik, bu ülkenin umudu olan nesilleri kaybettik.

    Bu ülkenin büyümesine, kalkınmasına, ilerlemesine harcamamız gereken zamanı, enerjiyi, maddi kaynaklarımızı heba ettik.

    Bu çeyrek asrı bütün bu acıları yaşamadan, bu bedelleri ödemeden huzur ve istikrar içinde geçirsek bugün nerede olurduk, düşünebiliyor musunuz?

    Türkiye’nin kendi potansiyelini harekete geçirerek başlattığı atılıma, millet olarak şu son altı yılda, yedi yılda başardıklarımıza bir bakarsak, ne kaybettiğimizi çok açık biçimde görürüz.

    Bu kayıp tablosu hepimizin içini sızlatan bir tablodur.

    Neden bu kayıp yıllara yenilerini ekleyelim?

    Neden bu kayıp nesillere yeni nesillerimizi, bu ülkenin genç fidanlarını eklemeye devam edelim?

    Neden bu ülkenin geleceğini böyle karanlık niyetlere kurban edelim?

    Edemeyiz, etmeyeceğiz.

    Artık açık yüreklilikle, yanlışlıkları teşhis etmenin, birbirimize inanıp güvenerek, milletimize yakışan, geçmişimize yakışan mutlu ve müreffeh bir geleceği hep birlikte inşa etmenin yolunu açacağız.

    Terörü bir yol olarak seçenleri her zaman telin ettik, şimdi de ediyoruz.

    Terör örgütünü bir düşman ilan ettik, şimdi de ilan ediyoruz

    Türkiye’nin birliğini, dirliğini, bütünlüğünü her şeyin üstünde tuttuk, bugün de bu hassasiyetimizi aynı kararlılıkla koruyoruz.

    Bu demokratik arayışlarımız da aslında bu hassasiyetimizin eseridir.

    İnanıyoruz ki bu demokratik açılımlar sonuç verdikçe, fesat odakları zeminini kaybedecek, terörün bir yol, bir yöntem gibi gösterilmesine de imkân kalmayacaktır.

    Değerli vatandaşlarım…

    Demokrasi içinde her derdin bir çaresi vardır.

    Yeter ki başta demokrasi olmak üzere her konuda samimiyeti elden bırakmayalım.

    Demokrasiyi bütün unsurlarıyla birlikte işler hale getirirsek, diğer bütün sıkıntıların da peş peşe çözüm yoluna gireceğini rahatlıkla görebiliriz.

    Bu ülkenin doğusuyla batısını birbirine yaklaştırdıkça, terörün ayaklarının altındaki zeminin ortadan kalkacağını da göreceğiz.

    İnsanların fikirlerini, inançlarını, kültürlerini yaşamakta alabildiğine özgür oldukları bir ülke haline gelebilirsek, bütün bu farklılıkların bu ülke için bir zenginlik olduğunu fark edeceğiz.

    Türkiye, kelimelerden, kavramlardan, fikirlerden korkulan bir ülke olmanın utancını daha fazla taşıyamaz.

    Bu ülkede hepimizin, Türkmen’in de, Tatar’ın da, Kürt’ün de, Çerkez’in de, Laz’ın da kendini özgür hissederek, kendi kültürüne, geleneğine-göreneğine sahip çıkarak, komşusunun farklılıklarına saygı göstererek geleceğe umutla bakarak yaşamaya hakkı var.

    Nitekim binlerce yıllık tarihi medeniyet tecrübemiz de, bu milli ahengi en güzel biçimde yaşayan ve yaşatan bir millet olduğumuzu görmüyor muyuz, bunu göstermiyor mu?

    Ancak böyle bir Türkiye güçlü bir Türkiye olarak yoluna devam edebilir.

    Bizim hedefimiz herkesin devlet ve kanunlar karşısında eşit olduğu, külfetin ve nimetin adaletle paylaşıldığı, tek bir vatandaşımızın bile mahzun olmadığı bir Türkiye’dir.

    Türkiye’yi seven herkesin, her insanımızın, her kurum ve kuruluşumuzun, bu meseleye bu genişlikte, bu derinlikte bakması, tahriklere kapılmadan meseleyi aklıselimle, hassasiyetle, sağduyuyla değerlendirmesi en büyük temennimiz ve beklentimizdir.

    Milletimiz bu meselenin de üstesinden gelebilecek hakkaniyete ve demokratik olgunluğa fazlasıyla sahiptir; inşallah önümüzdeki süreçte, bunu da dost-düşman herkes görecektir.

    Değerli vatandaşlarım…

    Türkiye’yi daha güzel yarınlara taşımak üzere bu tespit ettiğimiz ekonomik hedeflere de büyük bir kararlılıkla yürümeye devam ediyoruz.

    Dünyada yaşanan olumsuz şartlara rağmen başlattığımız sosyoekonomik değişimi her alanda aynı hız ve yoğunlukta sürdürme gayreti içindeyiz.

    Bu çalışmalar neticesinde Türkiye hem bölgesinde, hem dünyada ağırlığını giderek daha fazla hissettiren bir ülke konumuna geliyor.

    Huzur ve istikrarını koruyan, sorunlarının üstüne kararlılıkla giden, hedeflerini kaybetmeyen ve adımlarını her gün biraz daha ileriye atan bir Türkiye’nin önü açıktır.

    Yeter ki ülkemize ve birbirimize inancımızı kaybetmeden yürümeye devam edelim.

    Ben o mutlu ve müreffeh Türkiye idealine bütün kalbimle inanıyorum.

    Sizlerden de ricam o aydınlık Türkiye idealine aynı samimiyetle inanmanızdır.

    Birlikte birçok hayali gerçeğe dönüştürdük, 7 yıl öncesine bakın bugüne bakın, bundan sonra da inşallah aynı aşk ve şevkle, aynı inanç ve güvenle, gece gündüz çalışarak Türkiye’yi aydınlık yarınlara taşıyacağız.

    Bu umut ve heyecanla sözlerime son veriyor, mübarek Ramazan ayınızı; 30 Ağustos Zafer Bayramınızı bir kere daha tebrik ediyor, hepinize sevgi ve saygılar sunarken, barış bizler için çok daha yakın olsun istiyorum, kardeşlik tacımız olsun istiyorum.

    Allah yar ve yardımcımız olsun.

     

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNANLAR

      Sayfa Başı