Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Başbakan’ın öfkeleri ve yaşanmış bir hikâye

BAŞBAKAN Erdoğan artık kendisine övgüler sunmayan, kendisini göklere çıkarmayan gazetecilere bağırıp çağırmayı, hakaret etmeyi âdet haline getirdi.

Artık önemsemiyoruz çünkü Başbakan hemen herkese bağırıp çağırıyor.

Doğruyu söyleyen hemen bütün meslek erbabı kendisinden fırça yiyor.

Başbakan geçtiğimiz haftalarda diplomatlara da çatmış, onları “Monşer” diye aşağılamıştı.

“Monşer” aslında Fransızca bir deyim, “aziz dostum” anlamına kullanılır.

Ancak bizde fazlaca kibar, hatta züppe, her şeye dudak büken anlamında bir yakıştırmadır.

Şimdi Başbakan’ın “Monşer” diye tanımladığı diplomatlarla ilgili yaşanmış hikâye anlatacağım.

Olayı bizzat yaşayan DYP-RP koalisyon hükümetinin Turizm Bakanı Bahattin Yücel anlattı.

* * *

Bahattin Yücel ve beraberindeki milletvekili heyeti İsrail Turizm Bakanı Moşe Katsav’ın konuğu olarak Kudüs’e gider.

Resmi görüşmelerden sonra bakan ve milletvekilleri üç dinin en kutsal mekanlarının bulunduğu Kudüs’ü gezerler.

Son olarak da “Kubbet-üs Sahra” ile “Mescid-i Aksa”ya giderler.

Müslümanlar için kutsal olan bu iki yapı Zeytin Dağı’na bakan bir tepenin üzerindedir.

Kudüs Müftülüğü de aynı yerdedir. Doğruca müftüyü ziyaret ederler.

Hal hatırdan sonra Kudüs müftüsü kentin İsrail işgali altında olmasından yakınır ve Müslümanlar olarak bundan rahatsızlık duyduklarını anlatır.

Müftü Arap halkının karşı karşıya kaldığı zorlukları da gündeme getirir.

Bahattin Yücel de koşulların çok zor olduğunu kendilerinin de gördüğünü belirtir, askeri yenilgileri inanç yenilgisi gibi değerlendirmenin doğru olmayacağını vurgular.

Kudüs müftüsü bakana ve beraberindekilere “Kubbet-üs Sahra” ile “Mescid-i Aksa”yı bizzat gezdirir ve bilgiler verir.

Bakanı ve milletvekillerini araçlarına kadar geçirir ve Bakan Yücel’e “Sana 30 yıl önce yaşadığım bir olayı anlatmak istiyorum” der.

* * *

Anlatmaya başlar:

“1967 savaşında biz kaybettik. İsrail geldi, buraları istila etti. Büyük bir üzüntü içindeydik.

Çaresizdik ve bir şey yapamıyorduk. İsrail askerleri geldiler ve Kubbet-üs Sahra’nın kubbesine İsrail bayrağını diktiler. Yani Davut’un yıldızını...

Birileri gitmiş, Türk elçisine anlatmış ve bir çare bulmasını istemiş.

Birkaç saat sonra buraya bir siyah otomobil geldi. İçinden bir adam indi ve İsrail askerlerine sert bir tonda ‘Nerede buranın komutanı? Derhal onu buraya çağırın!’ dedi.

Koşup komutanı çağırdılar. Bir yüzbaşı geldi ve adama selam verdi.

Hepimiz olayı nefes almadan seyrediyorduk.

O adam İsrail yüzbaşısına aynen şöyle söyledi:

Siz Arapları yendiniz. Burası kutsal bir İslam merkezidir. Siz İslam’ı yenmediniz. Yenemezsiniz de. Onun için derhal o bayrağı indirin.

İsrailli yüzbaşı şaşırdı, ‘Emredersiniz” dedi ve derhal bayrağı indirtti.

Hepimiz ağlamaya başladık. Sonra bu adamın Türk elçisi olduğunu öğrendik.”

* * *

Evet, İsrail bayrağını 1967’de işgal altındaki Kudüs’te indirten o adam Türk Elçisi Sakip Bayaz’dı.

Başbakan diplomatlarımıza “Monşer” derken bir kez değil, bin kez düşünsün.


Ve unutmasın ki onlar Atatürk’ün diplomatlarıdır. 

X