"Erdal Sağlam" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Erdal Sağlam" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Erdal Sağlam

Başbakan’ın IMF’ye bakışı

<B>BİR</B> süredir, her gelen haftaya<B> ‘IMF’le ilişkiler açısından kritik hafta’ </B>diyoruz. Artık Hükümetin IMF’le yeni stand-by anlaşmasını daha fazla savsaklamayacağını, gereken yasaları çıkarmak için harekete geçeceğini söyleyip, duruyoruz.

Önümüzdeki hafta Nisan ayına giriyoruz ve hala gereken yasalar çıkmış değil.

Piyasada herkes Hükümetin niye bu kadar işi yavaştan aldığını soruyor, çoğusu ‘nasıl olsa gerekeni yapacaklar’ diye düşünüyor ama iş geciktikce sinirler de bozuluyor.

Geçtiğimiz hafta Başbakanın bir gazetede, konuyla ilgili sorulara verdiği yanıtları izledik. Aslında Başbakanın verdiği yanıtlar, bu işin neden bu kadar savsaklandığını da biraz ortaya koyuyor. Herşeyden önce şunu söyleyelim ki; AKP iktidarının ilk zamanlarında söylediğimiz ‘esnaf çıkarcılığı ile olaya yaklaşma’, maalesef hala etkinliğini koruyor. Aslında söyleşiyle aynı günlere denk gelen, TÜSİAD Başkanına, Hükümeti eleştirdiği için ailesini ileri sürerek çıkışması, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’a torununun aldığı pasaportla eleştiri yöneltmesi, zaten başlı başına bu anlayışa birer örnekti. Ancak röportajda söyledikleri de, satır araları okunduğunda bu anlayışı iyice ortaya çıkarıyordu.

Herşeyden önce Başbakanın ‘eleştiriye kişisel olmadığı takdirde tahammülüm’ var deyip, ardından, ‘Ben Sabancı ile her zaman görüşüyorum, kapılarım açık bana açıp söylemeden kamuoyuna bu eleştirileri söylemesi’ne kızdığını söylemesi, aslında ne kadar tahammüllü olduğunu da ortaya koyuyor. Aynı röportajında, basına karşı ceza yasasındaki kısıtlayıcı hükümlerin düzeltilmesi konusunda, ‘uygulamaya girsin bakalım’ demesi de bizce aba altından sopa göstermenin, eleştirileri önlemeye çalışmanın başka bir yolu.

IMF’le ilişkilere Başbakanın bakışı deyip, nerelere geldik değil mi?

Bütün bu saydıklarımızın aslında genel bir bakışın, dolayısıyla IMF’le ilişkilere bakışın da bir göstergesi olduğunu düşünüyoruz. Yani; basın özgürlüğü konusunda da, IMF’le ilişkiler de aslında içselleştirilmiş bir anlayış, benimsenen bir uygulama yok. Zorunlu olunduğu için, kerhen hayata geçirilmeye çalışılanlar, o nedenle de mümkün olduğunca savsaklama var.

IMF’le ilişkiler neden gönüllü olsun, değil mi?

Durup dururken IMF’le ilişki kuralım,yeni stand-by yapalım, IMF’in gözetiminde yürümeye devam edelim diyecek kimse, zaten yok. Ancak ülkenin ekonomik gerçeğini görmek, IMF’le ilişkilerin zorunluluğu ve getireceklerini görüp, buna göre davranmak ayrı. Bu ilişkiyi kurarken, arkadan dolanıp, küçük oyunlar oynayıp puan almaşa çalışmak, aslında kendi itibarını, ülkenin itibarını zedelemeye çalışmak demek.

BAŞBAKANA GERÇEĞİ ANLATMIYORLAR

Başbakan bu söyleşisinde daha önceki iktidarların IMF’e söz verip tutmadığını, bu nedenle bir güvensizlik oluştuğunu, şimdi bu durumun kendilerini de zor durumda bıraktığını söylemiş.

Eski siyasilerin anlayışı da, şimdi kendilerinde bulunan anlayıştı da, zaten bu nedenle bir güvensizlik oluştu. Bunu ekonomi yöneticileri kendisine söylüyor mu bilmiyoruz. Bizce söyleseler, yani böyle arkadan dolanıp küçük oyunlar oynayarak, küçük puanlar almaya çalışmanın bu güvensizliğin oluşmasına neden olduğunu söylemiş olsalar, tavrı böyle olur muydu bilmiyoruz. Ya eskiyi bilen, o ilişkilerin içinde olmuş yetkin bürokratlar kalmadığı için, ya bunları bilenler olsa bile Başbakana söylemekten korktukları için, ya da bürokrasi de kendileri gibi ‘küçük esnaf oyunları ile puan alma anlayışında’ olduğu için, şimdi yapılanların yeni güvensizlikler oluşturacağını ve ileride bunların önümüze fatura olarak çıkacağını, demek ki Başbakana söylemiyorlar.

Son iki haftada faizlerde görülen artış, acaba IMF’le geciken anlaşma zamanında sağlanmış olsa, bu kadar olur muydu?Bu nedenle gerçekleşen yarım puanlık artışın bile, aslında IMF’le anlaşmayı savsaklamasına neden olan ‘yatırımlar’ı azalttığını, demek ki görmüyorlar.

Bunu görmelerine rağmen amaç ‘IMF’e kafa tutuyor görünmek’ ise, yine güven kaybettirir.

Bizce AB yolundaki Türkiye’nin yönetim anlayışı artık bu kadar ‘popülist’ olmamalı...
X