"Ahmet Hakan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ahmet Hakan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ahmet Hakan

Başbakan’ın heykele ‘ucube’ deme hakkı

BAŞBAKAN Tayyip Erdoğan, beğenmediği bir heykel için “ucube” demiş.

Kıyamet kopuyor.
Başbakan işine bakmalıymış. Başbakan ne anlarmış heykelden. Başbakan sanat eleştirmeni miymiş?
Bunu diyenler kim? Köşe yazarları.
* * *
O köşe yazarları ki yeri geldikçe...
- Sanat eleştirmeni olurlar.
- Polemik yaparlar.
- Film kritik ederler.
- Trend belirlemeye kalkışırlar.
- Restoran yorumlarlar.
- Medyaya çekidüzen vermeye çalışırlar.
- Siyasetin âlâsını yaparlar.
- Ahlak bekçiliğine soyunurlar.
- Din konusunda hüküm verirler.
Peki sen bunca şeye, bunca şeyi söylüyorsun da... Başbakan neden beğenmediği bir heykel için “ucube” demesin ki?
* * *
Ama durun bir dakika!
Başbakan dilediği sanat eseri için dilediği yorumu yapar. Tabii bir şartla:
Başbakan bir heykele “ucube” dediği anda...
“Demeçten vazife çıkaran” yalakaların, sevimsiz bir telaşla o heykeli bulunduğu yerden kaldırmamaları gerekir.
Onun dışında her şey serbesttir.

TV tartışmacılarına çok hayati on tüyo

BİR: Ne olursa olsun moderatörle iyi geçinin.
İKİ: Katılacağınız tartışma programına asla başı sonu belli olan bir konferansa hazırlanır gibi hazırlanmayın.
ÜÇ: Unutmayın: Bazen susarak da birçok şey anlatılır.
DÖRT: Hasmınızı şaşırtacak hareketler çekin. Mesela “Size katılıyorum” deyin.
BEŞ: Hiç olmazsa bazen görüş değiştirmeye açıkmış gibi yapın.
ALTI: “Ne kadar uzun konuşursam o kadar iyi” mantığını terk edin.
YEDİ: Olaya kendinizi fazla kaptırmayın. Sonuçta insanlığın sırrını açıklamıyorsunuz.
SEKİZ: Konuk seçmeyin. Bazen “kötü konuklar”, sizin bir star gibi doğmanıza katkı sunabilirler.
DOKUZ: Bilmediğiniz bir konu ortaya çıktığında çekinmeden “Bu konuyu bilmiyorum” demeyi tercih edin. Her şeyi bildiklerini sananların yanında bir abide gibi yükselirsiniz.
ON: Bir tartışma programını gebertecek en büyük girişim, programda anı ya da fıkra anlatmaktır.

Bunlar adamı zorla ‘Muhteşem Yüzyıl’cı yapar

DİZİ berbat.
Oyunculuklar süper geri.
Kostümler oturmamış.
Replikler fazlasıyla yapay.
Harem’de “Bağdat Caddesi Türkçesi” ile konuşulmasından falan söz etmek bile istemiyorum.
Ama kardeşim, bir televizyon dizisini beğenmemek başka bir şey, o diziden hareket edip “ceddin deden / neslin baban” diye ortalığı inletmek başka bir şey.
* * *
“Ecdadımıza sövüyorlar” diye basın açıklaması yapanları gördükçe...
Mehter Marşı eşliğinde protesto gösterisi yapanları izledikçe...
“Bu dizi derhal yasaklanmalıdır” diye çağrıda bulunanlara kulak verdikçe...
“Kanuni ağzına içkinin damlasını bile koymamıştı” diyenleri işittikçe...
“Biz ki bilmem kaç kıtada at oynatmış ataların torunlarıyız” diyerek hamaset çekenlere rastladıkça...
İnsanın diziye sarıldıkça sarılası geliyor.
Sözün özü şu:
Bunlar adama “Halit Ergenç çok büyük bir sanatçıdır” bile dedirtirler vallaha...

Sanal âlemin Can Yücel’e ettiği

BİR Mevlânâ, bir de Can Yücel...
Eğer sadece internet adı verilen çöplükten bu iki ismi tanıma gafletinde bulunursak...
Karşımıza şöyle bir tablo çıkar:
Mevlânâ, yeryüzünün en iyi “laf çakan adamı”...
Can Yücel ise önüne gelene sevgi ve aşka dair hikmetli sözler söyleyen bir sevgi kelebeği.
Hayatında herhangi bir Mevlânâ kitabına el sürmemiş bir yeniyetme, internetten gördüğü “Herkese verecek bir cevabım vardır ama önce lafa bakarım laf mı diye, sonra da söyleyene bakarım adam mı diye...” şeklindeki laf çakma formunun Mevlânâ’ya ait olduğunu zanneder.
Ya da...
Hayatında herhangi bir Can Yücel şiiri okumamış bir köşe yazarı...
İnternet çöplüğünden bulduğu “Boş boş seviyorum demekle olmaz / Göstereceksin sevdiğini, hissettireceksin / Yapamıyor musun / O zaman yoldan çekileceksin” şeklindeki sersem bir sayıklamayı Can Yücel şiiri zanneder.
Hatta o kadar ki...
Kendilerine “Bu söz Mevlânâ’ya ait değil” ya da “Bu abuk sabuk cümleleri Can Yücel yazmaz” dendiğinde...
“Ama internette yazıyor” diye yanıt verirler.
“İnternetin zararı” dedikleri şu olsa gerek:
“Hem dersini bilmiyor, hem de şişman herkesten” nesiller yetiştirmek.

Biri ona söylese

- Keşke biri Başbakan Tayyip Erdoğan’a, hoşuna gitmeyen şeyler hakkında “çok çirkin” demekten vazgeçmesi gerektiğini söylese.
- Keşke biri CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na, kıyı şeritlerindeki kentlere gitme alışkanlığını bir tarafa bırakması gerektiğini söylese.
- Keşke biri merkez sağda alternatif arayışlarını sürdürenlere, merkez sağın rahmeti rahmana kavuştuğu gerçeğini anlatsa.
- Keşke biri Zaman yazarı Hüseyin Gülerce’ye, “Bugüne kadar tuttuğum her parti kazandı” şeklinde demeç vermesinin sakıncalarından söz etse...

Harem bugünün Harvard’ıymış

TAMAM, “Harem” denince akla tüllü kadınların raks ettiği yer gelmesin.
Tamam, “Harem” denince akla tam bir safahat merkezi gelmesin.
Tamam, “Harem”i oryantalist fantezilerine kurban etmeyelim.
Ama bunu yaparken...
Yeni Şafak’a demeç veren Aslı Sancar Hanım gibi işi “kutsama” derecesine de vardırmayalım.
Ne demiş Aslı Sancar Hanım?
“Harem tam bir ilim ocağıydı... Harem bugünün Harvard’ıydı.”
Yok artık.
Bu kadarı da fazla...
Harem’de Osmanlı adabı muaşereti öğretilmesine, musiki dersleri verilmesine falan tamam da...
Lütfen...
Harem’i cebir, kimya, fizik öğretilen bir laboratuar gibi resmetmekten...
Ya da...
Harem’e bir tür Frankfurt Okulu muamelesi çekmekten vazgeçelim.
Zira “tersine oryantalistlik” de fena bir şeydir.

X