"Mehmet Y. Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Y. Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Y. Yılmaz

Başbakan ile aynı fikri paylaşıyorum!

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, isimlerini de vererek Sabah, Haber Türk, NTV ve Bugün’ün sahiplerini eleştirmesi, açıkça hedef göstermektir.

Bunun onaylanabilmesi mümkün değil.

Bu olayla ilgili olarak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın açıklamasını okuyunca, sevindiğimi söylemeliyim.


Başbakan, medya sahiplerinin, yapılan yayınlar nedeniyle hedef gösterilmesini şu sözlerle eleştirdi:


“Gördünüz, isim vererek medya sahiplerini nasıl suçluyorlar, nasıl tehdit ediyorlar. İşte sivil faşizm diye bir şey varsa bu zihniyettir.”

Demek ki aradan geçen süre içinde Başbakan da yaptığı hatayı görmüş diye düşündüm. Deniz Feneri yolsuzlukları ile ilgili olarak yayımlanan haberlerden sonra Doğan Grubu’na nasıl hücum ettiğini, boykot çağrıları yaptığını, Doğan Grubu’nu hedefe koyduğunu hatırlamış olmalı.

O işaret fişeğini atınca, devletin bütün gücüyle Doğan Grubu’nun üzerine yüklendiğini, yasal olmayan vergi cezaları kesilerek, grubun batırılmak istendiğini yaşadık, yaşıyoruz.


Demek ki Başbakan da yaptığı işin hatalı olduğunu, haberleri nedeniyle yayın gruplarına böyle yaklaşılmaması gerektiğini, bunun bir tür “sivil faşizm” olduğunu görmüş.


Başbakan ile aynı fikirlere sahip olmamız pek sık rastlanmayan bir durum ama bu kez kendisiyle tamamen aynı fikirdeyim

 

‘Yağcılığı’ liderlerin tutumları yaratıyor

 

AKP Aydın İl Genel Meclisi üyesinin, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı, peygambere benzetme densizliği, hak ettiği karşılığı buldu. Söz konusu kişi, partisinden istifa ettirildi.


Ancak bunun tekil bir örnek olmadığını biliyoruz. Eğer siyasette, bir lider, bütün bir parti üyelerinin siyasi geleceklerini tek başına belirleme hakkına ve gücüne sahip ise, bu tür davranışların, kısaca “abartılı yağcılığın” önüne geçebilmek de mümkün değil.


Bakın AKP’li eski bakanlardan Ertuğrul Yalçınbayır, 6 Ağustos 2007 tarihinde Milliyet’te Devrim Sevimay’a neler anlatıyor:


“Siyasetçiler hormonlu insanlardır. Hormonları alkışlardır. Alkışlandıkça ‘ben ne oldum’ derler. Bunu bilenlerin yapmadıkları yağcılık kalmaz. Mesela bazıları daha bir saat önceden gruba ya da genel kurul salonuna gelip, liderin arkasında oturabilmek için yer kapar. Bazıları liderle aynı karede olmanın mücadelesine girer. Hele imzalı fotoğraf almak bu tipler için çok önemlidir. Bir gün birisi geldi parti merkezine. Tayyip Bey’i ziyaret etti. Ayrılırken kapının orada başladı Tayyip Bey’e yazdığı şiiri okumaya. Gülmemek için kendimi zor tuttum, çünkü şiir aynı ‘Recebim’ türküsüne benziyordu. Bir keresinde il başkanları toplantısındaydık. Bir il başkanı kendi ilinde Tayyip Bey’e gösterilen ilgiyi anlatmak için ‘hamile kadınların karnındaki çocuklar bile ‘Tayyiiiip, Tayyiiip, Tayyiiip diyor’ dedi. Oysa bunların hiç faydası yok. Başbakan sululuğa prim vermez ve her şeyi not eder. Kimin ne yaptığını hiç unutmaz ve bir daha o vekilleri listeye bile koymaz.”


Görüldüğü gibi sorunun temelinde yatan şey, güçlü liderin, insanların siyasi gelecekleri ile ilgili olarak tek başına karar verebiliyor olmasında.


Eğer öyle olmasa, yağcılık dediğimiz şeye de ihtiyaç duyulmayacak. Herkes kendi siyasal geleceğini, kendi çalışmasıyla, parti tabanında yaratacağı etkiyle oluşturacak.


Bu elbette sadece AKP için geçerli bir durum değil. Ülkemiz siyasetinin ayrılmaz bir gerçeği ve tüm partiler için aynı şeyi söyleyebiliriz.

 

Durmak yok, konuşmaya devam!

 

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan, “Demokratik açılım sürecinde durmak yok yola devam diyeceğiz” dedi.


“Kürt açılımı”
diye yola çıkıldı, sonradan adı “demokratik açılıma” çevrildi. Bunu ilk duyduğumuzda yazın ortasında, cehennem sıcakları yaşıyorduk, şimdi kışın ortasında Sibirya soğuğu ile boğuşuyoruz. Ve bu konudaki durumumuz “Az gittik, uz gittik, bir de baktık bir arpa boyu yol gitmişiz” tekerlemesine benziyor.


İçişleri Bakanı
, demokratik açılımın en önemli hamlelerinden birisinin “taş atan çocukları terörist gibi yargılamayacak” kanun değişikliği olacağını söylemişti, tasarı hâlâ rafta duruyor.


İyi planlanmamış, başı sonu düşünülmemiş bir açılım projesinin ortaya atılmasının ardından duyduğumuz tek şey de “açılımda durmak yok” sözü oldu
. İktidar partisinin, açılım tartışmalarından beri oy kaybettiği anketlerde gözleniyor. Bu nedenle hükümetin tereddütlerini anlayabilmek mümkün!

Ancak kişisel kanaatim o ki ortada varlığından söz edilemeyen bir açılımın durup durup yeniden kamuoyunun önüne sürülmesi daha sakıncalı. Benim açımdan değil tabii, iktidar partisi açısından bu sakınca.


Bu tablo muktedir olamayan bir hükümet tablosu yaratıyor ki asıl oy kaybettirecek şey de budur.


Ben AKP sözcülerini uyarmış olayım.

X