Gündem Haberleri

    Başbakan, Demokratik Açılım oturumunda konuştu

    A.A
    13.11.2009 - 21:33 | Son Güncelleme:

    Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “Atatürk'ün en büyük başarılarından biri, her türlü farklılığı önce TBMM çatısı altında ardından Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı paydasında birleştirmek, millet olma bilincini güçlendirmek olmuştur” dedi.

    “Demokratik açılım” konusunda Mecliste yapılan Genel Görüşme önergesi  üzerinde söz alan Erdoğan, üç gün önce, vefatının 71. yılında minnetle anılan  Gazi Mustafa Kemal'in, TBMM'nin açılışı öncesinde yayınladığı tebliğde, “O  günden, yani 23 Nisan 1920'den itibaren, askeri ve sivil bütün makamlarla, bütün  milletin, tek mercinin, Büyük Millet Meclisi olacağını” ifade ettiğini  hatırlattı.

    TBMM'nin o günden itibaren, aziz milletin tek merci olduğunu belirten  Erdoğan, “Bu Meclis, Gazi, Kurtuluş Savaşımızı sevk ve idare eden Meclis'tir. Bu  Meclis, millet iradesinin tezahür ettiği, tecessüm ettiği Meclistir. Bu Meclis,  açıldığı 23 Nisan 1920'de, bu ülkenin bütün renklerini, bütün çiçeklerini, bütün  kokularını, bu ülkenin topyekün sesini, nefesini bünyesinde toplamış, bu ülkeyi  teşkil eden, Cumhuriyeti kuran bütün unsurları çatısı altında birleştirmiş bir  Meclistir” dedi.

    Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
    “1920'de ilk Meclis'te Ankara Mebusu Mustafa Kemal, Afyonkarahisar'dan  Ömer Lütfi Ergoşa, Ardahan'dan Filibeli Hilmi, Balıkesir'den Abdulgafur Efendi,  Bilecik'ten Mostarlı Boşnak Ahmet Lakşe, Bitlis'ten Derviş Sepunç, Burdur'dan  Mehmet Akif, Çankırı'dan Müştak Torbo, Diyarbakır'dan Abdülhamit Hamdi,  Manisa'dan Çerkes Reşit, Dersim'den Diyab Ağa var.

    Kurtuluş Savaşı'na başkumandanlık yapan, Türkiye Cumhuriyeti'ni inşa eden  ruh ve irade, Türkiye'nin tüm unsurlarını işte bu Meclis'te cem etmiştir.

    Atatürk'ün en büyük başarılarından biri, her türlü farklılığı önce TBMM  çatısı altında, ardından Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı paydasında  birleştirmek, millet olma bilincini güçlendirmek olmuştur.”

    İlk Meclisin açılışında Gazi'nin dile getirdiği, “Efendiler... Burada  maksut olan ve Meclis-i Alinizi teşkil eden zevat yalnız Türk değildir, yalnız  Çerkez değildir, yalnız Kürt değildir, yalnız Laz değildir. Fakat hepsinden
    mürekkep anasır-ı İslamiyedir, samimi bir mecmuadır...”  ifadelerinin her an hatırda bulundurulması gerektiğini kaydeden Başbakan Erdoğan, “Bu Meclis, aziz  milletimizin hamurunu çokluk içinde birlik anlayışıyla yoğurmuş, milletimizin  birlik ve bütünlük ruhunu tesis etmiştir” dedi.

    “HER MESELESİNİN ÇÖZÜM YERİ BU MECLİSTİR”

    Büyük Millet Meclisi'nin Kayseri'ye taşınması teklifi karşısında söz alan  ve “Biz buraya Ankara'dan kaçmak için gelmedik. Savaşmaya, dövüşerek ölmeye  geldik” diyen Dersim Mebusu Diyab Ağa'nın, bu Cumhuriyetin hangi ruh ve ideal  üzerine inşa edildiğinin en somut abidelerinden yalnızca bir tanesi olduğunu  ifade eden Erdoğan, “89 yıl boyunca da bu Meclis hep milletin Meclisi olarak  kalmıştır ve hep öyle kalacaktır. Türkiye'nin her meselesinin çözüm yeri bu  Meclistir. Türkiye'de her meselenin cesaretle, samimiyetle, açık seçik  konuşulacağı zemin işte bu Meclistir. Bu Meclis, 89 yıl öncesinin gerisine  düşemez. Bu Meclis, 89 yıl önce, renklilik üzerine, özgürlük üzerine, en önemlisi  de demokrasi üzerine inşa ettiği temellerinden ve ilkelerinden taviz veremez”  diye konuştu.

    Başbakan, sözlerini şöyle sürdürdü:
    “Varlık yokluk mücadelesi veren, istiklal mücadelesi veren, bir milleti  küllerinden ayağa kaldıran bu şanlı Meclis, elbette her türlü sorunu ele  alabilecek, her türlü sorunu çözüm yoluna koyabilecek bir tarihi geçmişe, derin  bir tecrübe ve sağduyuya sahiptir.

    Türkiye'nin en önemli sorun alanlarıyla ilgili meseleleri de elbette  Meclis'te konuşmak, tartışmak durumundaydık ve bu amaçla genel görüşme  yapılmasını istedik. Bundan daha doğal ne olabilir. Her meselenin özgürce  konuşulduğu, cesaretle konuşulduğu, millet adına konuşulduğu, nezaketle, edeple,  adapla, karşılıklı saygıyla, hoşgörüyle ele alındığı İlk Meclis, bugünkü Meclis  için bir model olmak, bir ilham kaynağı olmak zorundadır.

    İktidar kadar muhalefet de demokrasinin olmazsa olmaz unsurudur.  Muhalefetin, iktidarla her konuda bire bir düşünmesini, mutabık olmasını, her  konuda ittifak etmesini asla bekleyemeyiz, bu, demokrasinin de doğasına  aykırıdır.

    Ancak, her konuya, sırf iktidarın önerisidir, fikridir, girişimidir  diyerek karşı çıkmak; yapıcı bir öneri, yapıcı bir eleştiri getirmek yerine,  temelden her meselenin karşısında durmak millet istifadesine de değildir,  memleket yararına da değildir. Demokrasinin en temel şartı diyalogtur,  müzakeredir, uzlaşı aramaktır. Her konuda uzlaşmak, her konuda aynı düşünmek  demokrasinin bir gereği değildir, ama her türlü farklılığa rağmen konuşmak,  tartışmak, sorunlara çözüm aramak demokrasinin bir gereğidir. Konunun özüne dönük  görüş beyan etmek, eleştiri getirmek yerine, hükümet kendisini anlatamasın diye  çaba göstermek, farklı polemiklerle konuyu saptırmaya çalışmak bir muhalefet  tarzı olamaz.

    Bizler bu Meclis'te yeni değiliz. Uzun yıllardır bu Mecliste olan  milletvekilleri var. Bu Meclis'in kurulduğu günden beri tutanakları var. Bugün,  Türkiye'nin her tarafında bizi izleyen aziz vatandaşlarımız, siyasette tutarlılık  istiyor. İzleyici tribünlerine eli tutularak getirilenler olursa bunlar, bu  Meclisin asaletiyle bağdaşmaz. Milletin Meclisi'ndeki üslup, elbette çocuklara,  elbette gençlere, elbette tüm bir millete örnek teşkil edecek bir üslup olmalı,  sağduyuyu ve aklı selimi yansıtan bir üslup olmalıdır.'

    “KİN GÜTMEMİŞ, İNTİKAM HİSSİ İÇİNDE OLMAMIŞ”

    86 yıl önce, birlik, beraberlik ve dayanışma üzerine inşa edilen  Cumhuriyet'in, 86 yıl boyunca gelişerek, güçlenerek, bölgesinde ve dünyada,  tarihine, kültürüne, medeniyetine yaraşan bir ağırlık kazanarak bugünlere  ulaştığını belirten Erdoğan, Cumhuriyet'in, 86 yıl boyunca, dünyadaki değişime  ayak uydurduğu ölçüde, demokrasisini ilerlettiği ölçüde, kendisini yenilediği,reformları hayata geçirdiği ölçüde ilerlediğini ve  kalkındığını dile getirdi.

    Trablusgarp Savaşı'nda, Tobruk ve Derne'de savaşan; Balkan Savaşı'nda,  Gelibolu, Bolayır, Dimetoka ve Edirne'yi savunan; Çanakkale Savaşı'nda  Anafartalar Grup Komutanı olarak zafere imza atan ve Kurtuluş Savaşımızın  Başkumandanı olarak bu ülkeyi istiklaline kavuşturan Gazi Mustafa Kemal'in,  Cumhuriyetin ilanının hemen ardından, savaştığı tüm ülkelerle diplomatik  ilişkileri geliştirmenin gayreti içinde olduğunu anlatan Başbakan Erdoğan,  “Atatürk, kin gütmemiş, intikam hissi içinde olmamış, küsmemiş, husumet  beslememiş, tam tersine, işgalci ülkelere Kurtuluş Savaşı'nda gereken cevabın  verildiği düşüncesiyle yeni bir dönem başlatmıştır” dedi.

    Erdoğan, Gazi Mustafa Kemal'in, ülkenin etrafına duvarlar örmediğini,  ülkenin ufkunu daraltmadığını, tam tersine, “Yurtta sulh, cihanda sulh” diyerek  Türkiye'yi büyütmenin mücadelesine, istikbal mücadelesine yoğunlaştığını söyledi.  Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
    “Soruyorum; Yurtta sulhu tesis edemeyenleri cihanda sulhu tesis edebilir  mi? Bunun başarılması lazım. Bugünün, ulusal ve uluslararası meselelerini, dar  kalıplar üzerine inşa edenler, meselelere hissi yaklaşanlar, ulusal ve  uluslararası problemleri kin, nefret ve intikam duygusuyla mülahaza edenler,  Cumhuriyet'in kuruluş ruhuna ve kurucusuna haksızlık ederler.

    Biz, 'Türkiye'nin üç tarafı denizlerle, dört tarafı düşmanlarla çevrili'  diyen bir anlayışla değil, 'Yurtta sulh, cihanda sulh' anlayışıyla hareket  ediyoruz. Biz, düşman üretmek değil, dost kazanmak yaklaşımıyla dış politika  belirliyoruz. Bizim barışçı aktif dış politikamızı eleştiren anlayış o gün var  olsaydı, ne Kurtuluş Savaşı son bulurdu, ne Lozan olurdu, ne Cumhuriyet, ayakları  üzerinde doğrulurdu. Emin olun ki bu anlayış, Atatürk'ün diplomatik temaslarına  da 'dünyada sulh' anlayışına da karşı gelir, ayak direrdi. Türkiye Cumhuriyeti,  29 Ekim 1923'te ne kadar büyük düşündüyse, bugün de o kadar büyük düşünmek  durumundadır… Bu devlete ve bu millete Büyük düşünmek yakışır. Bizler,  küçük meselelere takılıp kalamayız. Biz, ülke olarak, millet olarak, devlet  olarak, tarih boyunca her zaman büyük düşündük, büyük adımlar attık, büyük  hedefler belirledik ve büyük ideallerin peşinden koştuk. Bugün de aynı ruh ve  aynı heyecanla büyük düşünmek ve büyük hedeflere doğru kararlı adımlarla  ilerlemek, bizim ve tabii ki bu yüce Meclisin asli vazifesidir.

    Bu Yüce Meclis, memleketin meselelerine çözüm üretecek güce sahip bir  Meclistir. Hiçbir ülke, topluluk, grup ya da zümre, milletin bu aziz Meclisine  hiçbir şey dayatamaz. Bu Meclis yıllar yılı hayali tehditlerle meşgul edilmiştir,  şimdi olduğu gibi. İçini bildikleri için değil, gerçekleri bildikleri için değil,  dış güçlerin talimatlarıyla, oralardan verilen emirlerle, Büyük Ortadoğu Projesi  gibi ifadelerle. 'Nedir' diye sorsanız, içeriğinde ne var diye sorsanız  bilmezler. Söyledikleri bir şey de zaten yok. Hiç bir zaman bir belgeye, delile  bağlı olarak da konuşamazlar. Çünkü o kapasiteleri de yok. Böyle bur durumları  var.

    Bu ülkenin enerjisi, var olmayan tehditler nedeniyle israf edildi.
    Dünya değişirken, dönüşürken, gelişirken, bu ülke sonu gelmeyen  tartışmalarla, çözüm üretilmeyen meselelerle oyalandı, duraklatıldı, geri  bırakıldı. Bugün, o eski anlayışla, o eski siyaset tavrıyla, artık tedavülden  kalkmış siyasi üslupla, Türkiye'ye yeni tehditler, yeni korkular, var olmayan ve  var olmayacak yeni düşmanlar üretmek suretiyle kimsenin sanal tehditler üretmeye  hakkı yoktur.”

    Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'nin tüm  sorun alanlarına el atmak, sıkıntıları hafifletmek, demokrasiyi her alanda hakim  kılmak için “demokratik açılım” sürecini başlattıklarını bildirdi.

    “Demokratik açılım” konusunda TBMM'de yapılan genel görüşmede,  eleştirileri hükümet adına yanıtlayan Erdoğan, Hükümet olarak, 7 yıldır bu  ülkenin kronik meselelerini çöze çöze bugünlere geldiklerini söyledi. Erdoğan,  enflasyondan faizlere, dış ticaretten uluslararası yatırımlara, turizm  gelirlerinden ücretlere, bölünmüş yollardan dersliklere, modern teknolojiyle  donatılmış okullardan üniversitelere, yüksek standartlı demokrasiden dış  politikaya kadar her alanda ezberleri bozduklarını, statükoyu değiştirdiklerini  ve Türkiye'ye yeni bir ufuk çizdiklerini bildirdi.
    7 yıl boyunca, ekonomiyi, toplumsal yaşamı, dış politikayı sağlam bir  zeminde yüceltmek ve büyütmek için, demokratik hak ve özgürlükleri olabildiğince  genişlettiklerini belirten Erdoğan, şunları söyledi:
    “Bu iktidar döneminde, temel hak ve özgürlüklerin almış olduğu irtifa  hiçbir dönemde olmamıştır. Bugün çağdaşlığın da modernliğin de evrensel  değerlerle buluşmanın da yolu demokrasiden, daha ileri, daha gelişmiş bir  demokratik standarda ulaşmaktan geçiyor. Ülkemizdeki tüm sorun alanlarına el  atmak, sıkıntıları hafifletmek, demokrasiyi her alanda hakim kılmak için  demokratik açılım sürecini başlattık. Yani bu olayı sadece terör sorunu olarak  algılamak veya anlatmak ayrı bir yanlıştır. Sadece Kürt sorunu olarak algılamak  veya anlatmak ayrı bir yanlıştır. Hedef, milli birlik ve kardeşlik projesidir.  Süreç, demokratik açılım sürecidir. Burada tabi ki öncelikli sorun terörle, terör  sorunuyla mücadeledir. Etnik unsurların sorunlarıyla mücadeledir. Bunun içinde  Kürt sorunu da vardır, Arnavut sorunu da vardır, benim Türk vatandaşımın sorunu  da vardır. Abaza, Arnavut, Roman... Hepsinin sorunu vardır, kendilerine göre,  bunları çözmek durumundayız. Bunun yanında azınlıkların da sorunları var, inanç  gruplarının da sorunları var.”

    Bu sözlerine karşın, muhalefetin söz atması üzerine Erdoğan, “Sana  gelmiyor, bana geliyor bunlar. Bu sorunlar bana geliyor, size gelmiyor çünkü  kimse sizi zaten muhatap olarak kabul etmez. Sizin ilafta yeriniz yok” diye  konuştu.
    Erdoğan, daha sonra sözlerine şöyle devam etti:
    “İstiyoruz ki her sorun alanı demokratik standartların yükselmesiyle,  temel hak ve özgürlüklerin gelişmesiyle, adalet ve hakkaniyetin her vatandaşı  kuşatmasıyla, ezilen, horlanan, dışlanan herkesin kucaklanmasıyla aza insin... 7  yıl boyunca bu anlayıştan, bu yaklaşımdan, bu kucaklayıcı tavırdan taviz  vermedik. 72 milyon vatandaşımızın her birinin sofrasındaki ekmeğin, özellikle  büyütülmesi gayreti içinde olduk.”

    Muhalefet partilerinin konuşmasını laf atarak bölmesi üzerine Erdoğan,   “Sayın Başkan, şahsım ve grubum diğer liderler konuşurken en ufak bir müdahalede  bulunmadılar. Şurada bakıyorum iki muhalif grup sürekli laf atıyor. Ben hem  Hükümet hem de grubumun başkanı sıfatı ile konuşuyorum. Lütfen anlayın ki  anlatabilesiniz. Dinlemesini öğrenin. Dinlemediğiniz sürece de hiçbir şey  anlatamazsınız bu ülkede” diye konuştu.

    Daha sonra konuşmasını sürdüren Erdoğan, çözüm üretmeyen bir siyasetin,  sorunları ele almayan, hafifletmeyen bir demokrasinin, halkın taleplerine  duyarsız kalan bir devlet anlayışının olamayacağını ifade ederek, “Bu noktadan  hareketle, bizler dedik ki insanı yaşat ki devlet yaşasın, insanı yücelt ki  devlet yücelsin” dedi.

    Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 7 bölgenin  7'sinde de birinci parti, 81 vilayetin 80'inde milletvekili çıkartan tek parti  olduklarını belirterek, “Niçin? Çünkü halkımızın tümünü kucaklıyoruz, dışlamak  bizim anlayışımızda yok. Ayrımcılık bizim anlayışımızda yok” dedi.

    “Demokratik Açılım” konusunda TBMM'de yapılan genel görüşmede,  eleştirileri hükümet adına yanıtlayan Erdoğan, demokrasiden hiç kimsenin korkusu,  çekincesi ve tereddüdünün olmaması gerektiğini bildirdi.
    “Demokrasi bu ülkeyi bölmez, tam tersine birleştirir, bütünleştirir,  kardeşliğimizi daha da pekiştirir” diyen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
    “Demokrasi korkuların pazarı değil, panzehridir. Demokrasi en temel  meşruiyet zeminidir. Meşru siyasetin görevi, iktidarıyla muhalefetiyle, bütün  sivil mekanizmalarıyla meşruiyet alanını genişletmektir. Bütün sistemler, dinler,  insanın mutluluğu için birer araçtır. Amaç insanın mutluluğudur. Bunu öğren.  Bizim demokratik açılımdan, milli birlik ve kardeşlik projesinden kastımız budur.  Yani sorunların minimize olduğu bir Türkiye. Her yönüyle. Bunun için de bizim  muhatabımız, ele aldığımız bu devlet projesiyle, millettir. Destek veren olur,  olmayan olur, millettir. Biz bugün milletimizin vekillerinin huzurunda bunu  konuşuyoruz. Yarından itibaren milletimize gidiyoruz. 81 vilayette milletimize  anlatacağız. Sivas'ın ötesine gitmemek gibi bir durumumuz, kaygımız yok. 81 ilin  81'ine de gideceğiz.

    Aksini iddia edenler, bize eski yöntemleri önerenler, (yangını niye  söndürmek istiyorsunuz, bırakın devam etsin, bırakın bu yara açıkta kalsın,  kanama devam etsin) demiş olmuyorlar mı? Hayır, doğru yol bu değil. Aklın ve  vicdanın yolu bu değil. Demokrasinin yolu bu değil. Biz diyoruz ki; peki nedir  onu söyleyin. Biz diyoruz ki Türkiye'ye güvenin, demokrasiye güvenin.”

    İçişleri Bakanı'nın bir çok başlığı ifade ettiğini dile getiren Erdoğan,  “Ama siz anlamakta zorlanıyorsanız benim söyleyecek bir şeyim yok” dedi.

    “FARKLILIKLAR ZENGİNLİK”

    Erdoğan, farklılıkların zenginlik ve renk olduğunu dile getirerek,  şunları kaydetti:
    “Gökkuşağı ne kadar güzelse, ne kadar muhteşemse, ne kadar  etkileyiciyse, farklılık da o kadar güzeldir, o kadar muhteşemdir, o kadar  etkileyicidir. Bu ülkenin dağlarını, Ağrı'yı, Munzur'u, Kaçkar'ı, Erciyes'i,  Uludağ'ı döşeyen, binlerce, onbinlerce çiçek, farklılıklarıyla, farklı renkleri,  farklı kokuları, farklı güzellikleriyle bizimdir. Hepsinin kökü bu topraktadır.  Burada herhangi bir sıkıntısı benim grubumun yok. Ama bunu benim gruba sormaya da  kimsenin hakkı yok.

    Her biri suyunu Kızılırmak'tan, Dicle'den, Fırat'tan, Yeşilırmak'tan, bu  ülkenin nehirlerinden, derelerinden alır. Hepsi bu toprakların çiçeğidir. Hepsi  bizim çiçeğimizdir. Hep beraber... Derdimiz bu zaten. Biz, yanı başımızdaki  komşumuzun derdini biliriz, hastalığını biliriz, ihtiyaçlarını biliriz ama etnik  kökenini bilmeyiz. Bilsek de inkar etmeyiz, hor görmeyiz, sadece saygı duyarız.  Biz, millet olarak öyle bir medeniyetten geliyoruz.”

    Erdoğan, “Komşusu açken, kendisi tok yatan bizden değildir”  anlayışıyla, bir tas çorbayı komşusuyla paylaşabilme anlayışına sahip olduklarını  bildirdi. Erdoğan, “Bunu küçümsemeye de kimsenin hakkı yok. Bu farklı bir  alicenaplıktır, farklı bir kadirşinaslıktır. Kimsede bunu bir sadaka kültürü  olarak vasıflandıramaz” diye konuştu.

    “YARADILANI YARADANDAN ÖTE SEVİYORUZ”

    Burada da bir dalalet ve gaflet olduğunu vurgulayan Erdoğan, şunları  ifade etti:
    “Biz insanı insan olduğu için, ne Türk olduğu için, ne Kürt olduğu için,  ne Gürcü, Abaza, Pomak vesaire olduğu için sevmiyoruz. Biz yaradılanı yaradandan  ötürü seviyoruz. Zaman zaman benim alındığım gücendiğim bazı durumlar oldu. Bazı  topluluklarda örneğin, Kürt kökenli bir vatandaşıma birisi kalkar (şu Kürt, şu  Laz...) Bu tür ifadeleri yakıştırmak bile yanlış. Sanki o ifadeyle orada  küçümseme mantığı yatıyor. Bunlardan bir defa kurtulmak lazım. Sen söyleme, ben  duyduklarımı, bildiklerimi gördüklerimi söylüyorum. Zaten sıkıntının altında bu  var.”

    İçişleri Bakanı Beşir Atalay'ın genel görüşmenin öngörüşmeleri sırasında  söylediği sözler karşısında kıyametlerin kopartıldığını ifade eden Erdoğan,  şunları söyledi:
    “Ben söylüyorum, son seçimlerde ve ondan önceki 22 Temmuz seçimlerinde,  sizlerin seçim neticesi olarak Güneydoğu ve Doğuda aldığınız oylar ortadadır.  Sizlerin oralarda bir bölge partisi olduğunuz ortadadır. Benim milletim niçin  size oralarda oy vermiyor, ortadadır. Niçin? Biz oraların birinci partisiyiz.  Güneydoğu Anadolu'da da birinci partiyiz, Doğu Anadolu'da birinci partiyiz.  Toplamında birinci partiyiz. 7 bölgenin 7'sinde de birinci partiyiz. 81 vilayetin  80'inde milletvekili çıkartan tek parti biziz. Niçin? Çünkü halkımızın tümünü  kucaklıyoruz, dışlamak bizim anlayışımızda yok. Ayrımcılık bizim anlayışımızda  yok. Dedim ya yaradılanı yaradandan ötürü seviyoruz. Bizim anlayışımız bunun  üzerine inşa edildi.”

    Erdoğan, Halepçe'de katledilen masum yavruların, masum insanların acısınıyüreğinde hisseden yegane milletin Türk milleti olduğunu  dile getirerek, 1991'deyerinden, yurdundan, köyünden, toprağından edilen bir milyon Iraklı Kürt  kardeşlerine kucak açan yegane milletin yine Türk milleti olduğunu bildirdi.

    Kendisinin o dönemde bir partinin il başkanlığında bulunduğunu söyleyen  Erdoğan, tırlarla ilaç, yiyecek, gıda götürdüğünü söyledi.

    “SANA NE? ARAŞTIR BAK”

    Hangi partinin olduğu yönünde laf atılması üzerine Erdoğan, “Sana ne?  Bir partinin il başkanıydım. Eğer sen yakın siyasi tarihi bilmiyorsan ben ne  yapayım, aç biraz araştır bak. Siyasetçisin, politikacısın, nerede siyaset  yaptığımı bilirsin” karşılığını verdi.

    “Bizim tarihimiz bir, kültürümüz bir, medeniyetimiz bir, türkülerimiz  bir, acılarımız, sevinçlerimiz bir” diyen Erdoğan, “Sarı gelin türküsü  çalındığında, sözleri hangi dilde olursa olsun, ezgisiyle yürekleri titreyen  biziz. Hazreti Hüseyin Kerbela'da Sahra'ya düşenden beri göz yaşı döken hep  birlikte biziz. Sema ile elini göğe ve yere açan da biziz, semah ile kainat gibidönen de  biziz” ifadelerini kullandı.

    Laf atılması üzerine Erdoğan, “Genel başkanınla beraberdik, semaları  beraber izledik” dedi.

    “STATÜKOYU SÜRDÜRMEK...”

    Erdoğan, siperlerde yan yana düşerek, bu toprakların kardeşliğini  parçalanamaz şekilde birleştiren şehitlerin bulunduğunu ifade ederek, sözlerini  şöyle sürdürdü:
    “Malazgirt'te nasıl bir ve berabersek, bütün Haçlı seferlerine karşı da  bir ve beraber olduk, aynı sancak altında toplandık. Biz, artık bu ülkenin kronik  meselelerine, ekonomik sorunlarına, işsizliğe, teröre, hiç bir demokratik hak ve  özgürlük talebine karşı kulaklarımızı tıkayamayız. Yaklaşık 25 yıldır devam eden  terör meselesine, tutucu, statükocu, ezberini değiştirmeyen tek boyutlu bir  anlayışla çözüm üretemeyiz. Statükoyu devam ettirmenin ülkemize, milletimize  menfaati varsa devam ettirelim. Ama görüyoruz ki yok. Türkiye'yi daha büyük  tehlikelere, daha büyük risklere sokacak olan statükoyu benimsemek ne aklen, ne  mantıken, ne vicdanen mümkündür. Statükoyu sürdürebilmek mümkün ise buyurun  sürdürelim. Ama geçmişin yanlış politikalarının, bildik ezberlerin artık  sürdürülebilir bir tarafı kalmamıştır. Sürdürülemez bir yaklaşımda ısrar etmek,  büyük devletlere yakışmaz. Yakın tarihimiz bize şunu çok net olarak göstermiştir;  sorunları yok saymak, sorunları ortadan kaldırmıyor, tam tersine daha karmaşık  hale getiriyor.”

    Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “Bu Meclis,  Şırnak'taki asker oğlunu bekleyen Ayşe Hanım'a da yıllardır haber alamadığı  dağlarda oğlunu yitiren Fatma Hanım'a da bugün bir şeyler söylemek zorundadır.  Artık bebekler, çocuklar, gençler kaybettikleri yakınlarının acısını büyüterek,  intikam hissini kabartarak, kinine kin katarak büyümemelidir” dedi.

    “Demokratik Açılım” konusunda TBMM'de yapılan genel görüşmede konuşan  Erdoğan, terörle mücadele meselesinin yaklaşık 25 yıldır, salt bir güvenlik  meselesi olarak görüldüğünü ifade ederek, şunları kaydetti:
    “25 yıl boyunca acaba güvenlik sorunu olarak ele aldığımız terörle  mücadelede dağlar bombalandı mı? Bombalandı. Sınır ötesi operasyonlar yapıldı mı?  Yapıldı. Terör sıfırlandı mı? Hayır, devam ediyor. Demek ki terörle mücadele salt  olarak güven sorunu olarak, sadece güvenlik güçleriyle çözülebilecek bir sorun  değil. Bunun psikolojik, sosyolojik, diplomatik, ekonomik boyutu var. Bütün  bunların üzerinde yoğunlaşmamız gerekiyor. İşte bizler 2005'teki Diyarbakır  konuşmamdan itibaren yoğun bir çalışmayı bu alanlar üzerinde geliştirmeye  başladık. Bizim sadece Güneydoğu ve Doğu'da yaptığımız yatırımların, ekonomik  olarak söylüyorum... Eğitimde, sağlıkta, adalette, emniyette, enerjide, tarımda,  bütün toplu konut yatırımlarında yaklaşık 15 katrilyon lirayı bulmuştur. Bunlar  cumhuriyet tarihinde bu bölgede görülmemiş yatırımlardır.”

    Baykal'ı, “lütfedip Güneydoğu'yu, özellikle de Hakkari'yi ziyarete davet  eden Erdoğan, şunları söyledi:
    “Hakkari'de bir tane Yüksekova'da bir tane merkezde gayet modern iki  tane hastane var. Oradaki okulları bizzat kendim gidip açtım. Oradaki  okullarımızda bilişim teknoloji sınıflarını göreceksiniz. Bütün bunlarla beraber  orada atılan adımlar, yapılan yol çalışmalarıyla birlikte Van-Hakkari arasındaki  yolların yapılmasıyla ihmal edilmiş olan bu ilimizi ele aldık. Şemdinli'de suyu  yoktu... Bizzat kendim gittim. Şemdinli'nin susuzluğunu giderdik. Bütün bunları  anlatırken... Ankara'dan izlemiyorum veya bana gelen bilgilerle hareket  etmiyorum. Ama ben muhalefette lütfetsin de oraları şöyle bir dolaşsınlar  istiyorum. Gidin bir gezin oraları. Ne var, ne yok bir görün. Görmeden olmuyor bu  işler. Okullarda neler var neler yok... Size anlatılanlarla konuşmayın. Bizzat  yerinde inceleyin.”

    CHP Grup Başkanvekili Kemal Anadol'un laf atması üzerine Başbakan  Erdoğan, “Ben sana anlatmak durumunda değilim zaten. Çünkü diyorum ya... Kulağın  var duymuyorsun, gözün var görmüyorsun, dilin var doğru söylemiyorsun. Ne yapayım  ben?” diye konuştu.

    “72 MİLYON VATANDAŞA KONUŞUYORUM”

    Erdoğan, Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanı olarak, milletin vekillerine  konuşurken, “aziz millete” de hitap ettiğini belirtti. Erdoğan, şöyle devam  etti:
    “Ben bugün, sizlerin vekaletiyle, 81 vilayetimize, ülkemin 780 bin  kilometrekaresine, 72 milyon vatandaşıma konuşuyorum. Ben bugün, gözü yaşlı,  yüreği yaralı annelere konuşuyorum. Canından can kopmuş, can parelerini yitirmiş,  yürekleri dağlanmış analara sesleniyorum. Nişanlısından mektup beklerken, şehadet  haberini alan, ölüm haberini alan bacılara, hanım kardeşlerime sesleniyorum.

    Bu Meclis, Şırnak'taki asker oğlunu bekleyen Ayşe Hanım'a da yıllardır  haber alamadığı dağlarda oğlunu yitiren Fatma Hanım'a da bugün bir şeyler  söylemek zorundadır. Artık bebekler, çocuklar, gençler kaybettikleri yakınlarının  acısını büyüterek, intikam hissini kabartarak, kinine kin katarak  büyümemelidir.”

    Birilerinin, kabaran hissiyatı biraz daha kabartmak, bilenen hissiyatı  biraz daha bilemek, kızgınlığa kızgınlık katmak isteyebileceğini, yangına körükle  gitmeyi siyasetine uygun görenlerin de olabileceğini belirten Erdoğan, “Ama  böyle bir siyaset, milletimizin birlik ve bütünlüğüne güç katmaz, böyle bir  siyaset sevgi ve barış dolu bir geleceğe hizmet etmez” dedi.

    “GÜN, BÜYÜK DÜŞÜNME GÜNÜDÜR”

    Ne Hükümet olarak, ne de AK Parti olarak, gündelik ve popülist siyaset  kaygılarıyla hareket etmediklerini kaydeden Erdoğan, şunları söyledi:
    “Türkiye'nin derdi bizim derdimizdir. Türkiye'nin meselesi bizim  meselemizdir. Bu ülkenin her neresinde olursa olsun, sorunu olan, derdi olan,  acısı olan her bir vatandaşımın vebali bizim üzerimizdedir. İşte onun için, biz,  görmezden gelemeyiz, duymazdan gelemeyiz, bilmezden gelemeyiz. Başımızı kuma  gömüp, kendimizi karanlığa mahkum edip, ışığa, aydınlığa gözümüzü kapatamayız.

    Gün, bağırıp çağırma günü değildir. Gün, sesi en yüksek çıkanın rantı  toplayacağı gün de değildir. Gün, oy kaygısıyla, koltuk sevdasıyla ülkenin  sancıya, ateşe, ağrıya, sızıya terk edileceği gün hiç değildir. Gün büyük düşünme  günüdür, kucaklayıcı ve kuşatıcı düşünme günüdür, nezih bir üslupla, yapıcı bir  üslupla, birleştirici bir söylemle, ortaya, millet adına, memleket adına bir  vizyon koyma günüdür.

    Ne güzel ifade etmiş Şair Orhan Veli: 'Neler yapmadık şu vatan için.  Kimimiz öldük, kimimiz nutuk söyledik.' İşte gün, hamaset dolu, heyecan dolu,  tahrik dolu nutuklar atma değil, ölümlere çare bulma günüdür. Herkes elini  vicdanına koysun ve lütfen, sadece ve sadece vicdanıyla konuşsun. Bir çocuk, bir  bebek, anne ve babasının ırkından olduğu için, mezhebinden olduğu için, annesinin  dilini konuştuğu için, dışlanabilir mi, eleştirilebilir mi, mağdur bırakılabilir,  ötelenebilir, itilip kakılabilir mi? İnsanlar, etnik aidiyetlerinden,  dillerinden, dinlerinden, mezheplerinden dolayı ikinci sınıf, üçüncü sınıf  vatandaş muamelesi görülebilir mi? Böyle bir tavır hakkaniyete sığar mı?”

    “TERÖRLE SONUNA KADAR MÜCADELE EDECEĞİZ”

    Başbakan Erdoğan, güvenlik güçlerinin, 25 yıldır terörle başarıyla  mücadele ettiğini, sonuna kadar da mücadele edeceklerini belirterek, şunları  kaydetti:
    “Ancak, terörle mücadelenin ötesinde, sinsi bir öfkenin, sinsi bir  intikam duygusunun, sinsi bir kin ve nefretin, gizliden gizliye bu toplumun  kardeşliğini, birlik ve bütünlüğünü kemirmeye çalıştığını daha ne kadar görmezden  gelebiliriz? Terör belası yüzünden, komşuların, akrabaların, kardeşlerin  birbirine kuşku duymaya başladığını daha ne kadar inkar edebiliriz?  Siyasetçilere, aydınlara, medyaya sirayet etmiş olan farklı dil ve üslubun,  tahrik edici tavırların, toplumun değişik tabakalarında dalga dalga ayrışmayı  körüklediğini daha ne kadar kayıtsızlıkla izleyebiliriz? Ülkenin sorunlarını  bölen, gündemini bölen, hassasiyetlerini bölen, hissiyatını bölen bir anlayış  nasıl bölücülükten yakınabilir? 25 yıl bu sorun görmezden gelindi. Güneydoğu'nun,  Doğu'nun, Karadeniz'in belli bölgelerinde aynı sıkıntıları hep beraber gördük.  Orta Anadolu'nun belli bölgelerinde hep gördük. Onun için de yola çıkarken bir  şey söyledik, o da şu; 'biz etnik milliyetçiliğe, bölgesel milliyetçiliğe, dinsel  milliyetçiliğe karşıyız.' Neyi kapsıyor biliyor musunuz? İşte bunu kapsıyor... Bu ülkede biz, bütün etnik unsurları, kaç adet olursa olsun fark etmez,  Türküyle,Kürdüyle, Çerkeziyle, Lazıyla, Gürcüsüyle, Abazasıyla, Romanıyla hepsiyle...  Hepsine saygı duyarız, sevgi duyarız, yaradandan ötürü severiz. Hepsini Türkiye  Cumhuriyeti vatandaşlığından topladık, topluyoruz, toplarız ve bundan dolayı da  bu üst kimlikle hareket ederiz. Olay budur.”

    Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “Sizin hiç  köyünüz boşaltıldı mı? Sizin ekip biçtiğiniz tarlalarınız, hayvanlarınızın  otladığı yaylalarınız yasak bölge ilan edildi mi? Oğlunuzu, kızınızı, malınızı  mülkünüzü aldı mı, sizden haraç topladı mı? Köylerinizin yollarına mayın döşendi  mi? (Analar tabii ki ağlayacak) diyenler, sizin hiç oğlunuz, yavrunuz öldü mü?”  diye konuştu.

    “Demokratik açılım” konusundaki genel görüşmede eleştirileri yanıtlayan  Erdoğan, bölgesel milliyetçiliğe karşı olduklarını yineledi.

    Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:
    “Biz bölgesel milliyetçiliğe de karşıyız. O da nedir? Güneydoğu, Doğu,  Doğu Karadeniz acaba buralara bugüne kadar ne kadar yatırım yapıldı. Hiç  incelediniz mi, üzerinde durdunuz mu? Bunlar, tabii en iyi yaşayan, o bölgede  yaşayan vatandaşlarımdır. Bütün o çileleri onlar çektiler. Ama şu anda 11 bin  kilometre bölünmüş yolla Güneydoğu'nun, Doğu'nun, Doğu Karadeniz'in bu karanlık  talihini ortadan kaldırdık. Oralara şimdi bölünmüş yollarla ulaşabiliyoruz.  Oralarda havaalanları... Adı vardı kendisi yoktu. Şimdi artık havadan ulaşımda  orada var. Ağrı'ya git bak çalışıyor, Kars, çalışıyor, Van çalışıyor, Siirt'te  pisti uzatıyoruz, uzatınca daha rahat ineceksin. Hakkari'dekinin de adımları  atıldı. Orada da havaalanı göreceğiz. Bütün bunlarla birlikte Türkiye modern bir  dünyanın yakaladığı imkanlar neyse o imkanları bizim dönemimizde yakaladı ve  yakalamaya devam ediyor. İnanın şu anlattıklarımdan muhalefetin haberi yok.  Biliyor musunuz? Böyle bir şey var mı yok mu haberleri yok. Olamaz da... Bu  ülkede hızlı bir tren var mı yok mu bunların haberi yoktur. Şöyle Ankara'dan  Eskişehir'e bin git, tadını gör.”

    “RAYDAN ÇIKAN SENSİN”

    Başbakan Erdoğan, CHP'li Anadol'un “Hızlı tren raydan çıktı” şeklinde  laf atması üzerine, “Sen öyle zannet. Raydan filan çıkmadı. Aynen yoluna devam  ediyor. Raydan çıkan sensin. Dünyanın her yerinde kazalar mukadderdir.  Amerika'sında, Avrupa'sında her yerde olur. Kazaların olmadığı yer var mı? Her  yerde var. Dolayısıyla kalkıp da sataşmak için kendine malzeme arama”  karşılığını verdi.

    Başbakan Erdoğan, bu ülkenin hangi coğrafi bölgesinde olursa olsun  bölgesel ayrımcılıkları ortadan kaldırdıklarını vurgulayarak, “Ülkemizin yüzde  99'u Müslüman. Yüzde 1 farklı inançta insanlar var. Yüzde 99 Müslümanın içinde  farklı mezhep, meşreplerde olanlar var. Şu anda biz Alevi çalıştaylarını  başlattık, 5'ncisi bitti” dedi.

    CHP Sivas Milletvekili Malik Ecder Özdemir'in laf atması üzerine Başbakan  Erdoğan, “Rahatsız olma. Siz yapamadınız, biz yaptık devam ediyor. Bundan sonra  da kararını vereceğiz. Yapamadıklarınızı biz yapıyoruz, onun için rahatsız  oluyorsunuz. Zaten sıkıntının altında yatan temel esas bu... AK Parti, sizin  yapamadıklarınızı yaptığı için rahatsız oluyorsunuz” diye konuştu.

    Recep Tayyip Erdoğan, hangi coğrafi bölgede, hangi ilde olursa olsun,  hangi mezhebe, siyasi görüşe sahip olursa olsun, her bir vatandaşın kendisine  ötekinin yerine koymasını ve düşünmesini istedi.

    TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin, laf atmaya devam eden CHP'li Özdemir'i  uyardı. Başbakan Erdoğan da “Sayın Baykal, lüften grubunuza hakim olun. Edep,  adaptan uzak hareket ediyorlar. Siz konuşurken ben grubuma böyle bir saygısızlık  yaptırttım mı? Lütfen grubunuza hakim olun” dedi.

    “SİZİN HİÇ KÖYÜNÜZ BOŞALTILDI MI?”

    Erdoğan, “Sizin hiç köyünüz boşaltıldı mı? Sizin ekip biçtiğiniz  tarlalarınız, hayvanlarınızın otladığı yaylalarınız yasak bölge ilan edildi mi?  Gece yarısı köyünüzü teröristler sarıp, camide namaz kılanların üzerine kurşun  yağdırdı mı? Oğlunuzu, kızınızı, malınızı mülkünüzü aldı mı, sizden haraç topladı  mı? Köylerinizin yollarına mayın döşendi mi? (Analar tabii ki ağlayacak)  diyenler, sizin hiç oğlunuz, yavrunuz öldü mü?” diye konuştu.

    TBMM Başkanı Şahin, Erdoğan'a laf atan milletvekillerini tekrar uyardı.  Konuşmasını sürdüren Erdoğan, “Dersim'de olanları savunanları ben insanlık  noktasından nasibini almamış olarak değerlendiriyorum. Benim aziz milletimin her  bir ferdi bu soruları kendisine sorsun. Kendisini ötekinin yerine koysun. Samimi  bir şekilde vicdan muhasebesi yapsın. Terör örgütüne yönelik öfke, tüm bir etnik  gruba veya toplumun bir bölümüne yöneliyorsa, bu son derece hatalı bir bakış  açısıdır. Terör örgütüyle benim Kürt kökenli vatandaşlarımı, kardeşlerimi  biraraya getiremezsiniz, getiremezsiniz... Kürt kökenli vatandaşlarımın,  kardeşlerimin sorunu farklıdır, terör örgütü farklıdır. Ne yazık ki burada, bu  kürsüde Sayın Bahçeli'nin AK Parti'yi terör örgütüyle el ele adeta kol kola  benzetme yapmasını çok sakil buluyorum. Tabi kendi grup toplantılarında da çok  yaptılar. Ama bunların hepsini hukuka havale ettim, hukukta görüşülüyor. Orada  devam edecek. Çünkü buna, içinden kendisi de inanmıyor, biliyorum. Ama buradan  nemalanıyor, nemalanıyor mesele bu...” diye konuştu.

    CHP, GENEL KURUL SALONUNUN TERK ETTİ

    Her milletin kutsal değerleri olduğuna işaret eden Erdoğan, sözlerini  şöyle sürdürdü:
    “Bizim toprağımız, vatanımız, bayrağımız, İstiklal Marşımız,  Cumhuriyetimiz tartışmaya açamayacağımız kutsallardır. Bunu bir kere söylemedik  ki yüzlerce binlerce kez söyledik. Bunun için de zaten siz bizi test edemezsiniz.  Bizim mazimiz, tarihimiz bunun en açık ifadesidir. Benim hangi kültürle, hangi  değerlerle yetiştiğimi, benim mazim ortaya koyar. Bunu siz test edemezsiniz, onu  edecek kalitede de değilsiniz. Bu konuda bize bu şekilde saldıranlar benim  milletimden gerekli dersi, cevabı, dersi, vakti geldiğinde alacaktır. Bölünmekten  bahsetmek, ihanetten bahsetmek, bu milletin en hassas olduğu konuları tamamen bir  hayal ürünü olarak sürekli gündeme getirmek, vatanseverlik de olamaz  milliyetçilik de olamaz.

    Sürece karşı çıkanları da kabaca 3'e ayırıyorum. Birincisi bu açılım  sürecine, içeriğini bilmediği için karşı çıkanlar var. Onları bilgilendirmek  boynumuzun borcudur. Benimle beraber seyahat ediyorsun. Taa Orhun Abidelerinden  Karakurum'a, oraya yapılanları gören sen değil miydin? 3,5 yıl iktidar oldunuz.  3,5 yıllık iktidarınızda soruyorum size Türk Cumhuriyetlerinin hangisine hangi  yardımı götürdünüz? Edirne'den Ardahan'a kadar karış karış, mahalle mahalle,  sokak sokak, ev ev dolaşıp bunları anlatacağız.”

    Erdoğan, sürece karşı çıkanlardan ikinci grubun ise açılımın sonunda rant  kapıları kapanacak olanlar olduğunu belirterek, “Bu açılımın sonunda rant  kapıları kapanacak olan istismarcılar var. Şiddet üzerinden, şehit cenazeleri  üzerinden siyaset yaptığını zannedenler var. Bunlar tabii ki bu sürece karşı  çıkıyorlar. Hatta 'şehitler gelsin de biraz daha fazla bağıralım' diye  bekleyenler var” dedi.

    Milletvekillerinin tepkisi üzerine Erdoğan, “(Yok) diyorsanız niye  bağırıyorsunuz? Siz yapmıyorsanız niye alınıyorsunuz? Alınmayın rahat olun. Niye  rahatsız oluyorsunuz?” karşılığını verdi.

    Bu sözler üzerine CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ile CHP'li  milletvekilleri Genel Kurul Salonunu terk etti. Erdoğan, “CHP grubuna 'güle  güle' diyorum. Siz olmadan (laf atılmadığı için) daha rahat konuşurum. Bunların  düşünceye tahammülü yok, bunların meseleleri konuşmaya tahammülü yok. Bunlar  izleyici tribününü provoke edenleri buraya getirenlerdir. Anlayış bu...” diye  konuştu.

    Başbakan Erdoğan, partiyi kurduklarında, “sorunun toplum hayatımızda  neden olduğu olumsuzlukların bilinciyle, bölge halkının mutluluğunu, refahını,  hak ve özgürlüklerini gözeten, Türkiye'nin bütünlüğü ve üniter devlet yapısıyla  birlikte bölgeyi tehdit eden terörün önlenmesinde zaaf yaratmayacak bir şekilde;  kalıcı, tüm toplumun duyarlılıklarına saygılı, etkili ve sorunları kökünden  çözmeye yönelik bir politika izleyecektir” ibaresini programlarına koyduklarını  bildirdi.

    Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye için  hayati bir süreç başlattıklarını belirterek, “Ben, bugünün Türkiye için bir  milat, bir yeni başlangıç kabul edilmesi gerektiğine inanıyorum” dedi.

    Genel Kurulda, “Demokratik Açılım” konulu genel görüşmede Hükümet adına  konuşan Erdoğan, süreçten Güneydoğu ve Doğu'daki iller kazanırken, 81 ilin de  atılan adımlardan olumlu etkileneceğini ifade ederek, kendilerinden önce her ikibölgenin ihracatının yaklaşık 800 milyon iken,  bugün 5 milyara ulaştığını
    söyledi. “Bu bir hareketlenmeyi gösteriyor” diyen Erdoğan, bunun yeterli  olmadığını ve daha da hareketleneceğini kaydetti.

    CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın “Terör bu işin engeli değil” dediğine  işaret eden Erdoğan, “Nasıl engeli değil canım? Bir defa ekonomide bir kaide  var; yatırımcı güven ve istikrar arar. Güven ve istikrarın olmadığı yere  yatırımcı gelmez. Bütün bunlara rağmen bizim girişimcimiz orada yatırımları sağ  olsun yaptılar ve şu andaki noktaya geldik” diye konuştu.

    Televizyonlar ile ilgili yeni bir düzenlemenin ortaya konulduğunu,  eylemlerde istismar edilen çocukların hukuki durumunun yeniden gözden  geçirileceğini, üniversitelerin attığı adımların kendilerini imrendirdiğini  kaydeden Erdoğan, tüm bunların yanında daha büyük hedefleri olduğunu vurguladı.

    Erdoğan, “Bu bir süreç...Bu süreç içerisinde gelişmelerle bizler, o  sorun alanlarını minimize edeceğiz. Bunlar bir anda hemen çözülebilecek ya da bir  anda neticelendirilecek sorunlar değil. Dünya değişiyor, dönüşüyor. Bu değişim ve  dönüşüm içinde tabii ki karşımıza farklı alanlarda farklı sonuçlar çıkabiliyor.  Bu sorunlar da çıktıkça çözüme kavuşturacak olan biziz” diye konuştu.

    Erdoğan, meselelerin ilk kez bu dönemde ortaya çıkmadığını, “Gazi  Mustafa Kemal'e kadar uzanan bir geçmişi olduğunu” belirterek, konuşmasını şöyle  sürdürdü:
    “Biz diyoruz ki bu sorunları minimize edelim ve gelecek nesillere  sorunun çok daha azaldığı bir Türkiye bırakalım. Liderlerin geçmişte söyledikleri  var. Gıyabında konuşmak işime gelmez ama maalesef kaçıp gittiği için söylemek  zorundayım. 1989'da SHP Genel Sekreteri Sayın Deniz Baykal tarafından hazırlanmış  rapordan alınmış ifadeleri söylüyorum; 'Kürt kökenli yurttaşlarımız da dil,  kültür, folklor ve kimliklerini koruma, geliştirme ve açıklayabilme, kendi ana  dillerinde yazılı basın, radyo ve televizyon dahil her türlü medya aracılığı ile  yayın yapabilme, özel okullarda kendi ana dilleri ile eğitim yapabilme, Kürt dil  ve kültürü üzerinde araştırma yapacak enstitüler ve benzeri kurumların  kurulabilmesi, haklarına kavuşmalıdırlar.' Nereden nereye, sıkıntı burada...

    Özellikle Sayın Bahçeli'nin Başbakan Yardımcısı olduğu koalisyon hükümeti  tarafından atılmış adımlar var. Ama Sayın Bahçeli bütün bunlar olurken meseleyi,  kendi dilinden 'Üniversite sınavında bir soruya takılıp kalmazsınız, onu atlar,  diğer sorulara geçersiniz' diyerek izah etmiş, ama o atladığı soruya geri dönmeyi  asla düşünmemiştir. Yine bu, o dönemde Yabancı Dil ve Öğretimi Kanunu  değişikliğiyle, Türk vatandaşlarının günlük yaşamlarında geleneksel olarak  kullandıkları farklı dil ve lehçeleri öğrenmelerinin önündeki hukuki engellerin  kaldırılmasıyla olmuş.”

    “TÜRKİYE SİYASETİ KENDİSİNİ POPÜLİZMDEN KURTARMALI”

    Türkiye siyasetinin, popülizmden kendisini kurtarması gerektiğini  belirten Erdoğan, şunları kaydetti:
    “Bunu beraber çözeceğiz. Burada sizin bir öneriniz yok mu? Biliyoruz ki  açık yaraları kanatmak isteyenlerin işi kolaydır, ama bu yarayı sarmak  isteyenlerin işi zordur. Söyleyeceğimiz her sözün, atacağımız her adımın,  alacağımız her kararın bu ülkenin hangi köşesinde nasıl yankılanacağını hesap  etmek durumundayız. Biz, Türkiye ölçeğinde, dünya ölçeğinde büyük düşünmeye devam  edeceğiz. 4 aydır, siyasi bir terbiyeyle, nezaketle, tevazuyla, bu süreci  muhalefete anlatmak, bu tarihi süreçte onların da mutabakatını almak için gayret  gösterdik. Ama masaya gelmediler veyahut da kendi merkezlerine kabul etmediler,  lütfetmediler. Şehitleri istismar eden bir tavır var ortada. Gazileri istismar  eden bir tavır var ortada. Şehit ve gazi derneklerini tahrip eden bir tavır var  ortada. Atatürk'ü istismar eden bir tavır var ortada. Hıyaneti, ihaneti,  bölünmeyi, Sevr'i dilinden düşürmeyen, vehim ve korku üreten, toplumu geren ve  provoke eden bir tavır... Bu tavrın, ne aziz milletimize, ne memleketimize, ne  devletimize bir faydası vardır.”

    “SON DERCE SAMİMİYİZ”

    Erdoğan, Türkiye için hayati bir süreç başlattıklarını, Türkiye'nin  büyümesine, gelişmesine, ilerlemesine engel teşkil eden kronik meseleleri çözmek  için cesur bir adım attıklarını söyledi. “Son derece samimiyiz” diyen Erdoğan,  72 milyon vatandaşın her birinin bu süreçte kazanacağını, Türkiye için çok daha  geniş ufuklar açılacağını vurgulayarak, şöyle devam etti:
    “İnanıyorum ki Cumhuriyetimizin 100. kuruluş yıldönümü, 2023'ü Türkiye  bambaşka, çok farklı bir Türkiye olarak karşılayacak. Umudumuz var, heyecanımız  var, coşkumuz var. Aşkla, sevdayla, barış ve kardeşlik içinde hep birlikte  yarınların Türkiyesini inşa edeceğiz. Kimseyi kırmak, duygularını örselemek  istemiyorum. Elimizde tarihi bir imkan var. Milletimiz bizimle, milletimizin  hayır duaları bizimle... Bizim yolumuz, bizim üslubumuz ise milletin yoludur,  milletin üslubudur. Türkiye 72 milyon vatandaşımızın vatanı, bu bayrak 72 milyon  vatandaşımızın bayrağı, bu istiklal Marşı hepimizin, ama hepimizin istiklalinin,  bağımsızlığının sembolüdür. Demokratik laik, sosyal bir hukuk devleti olan  Türkiye, Cumhuriyetimizin güvencesidir. Devlet ile millet arasındaki kaynaşma  duygusunu yediden yetmişe bütün vatandaşlarımızın yürekten hissetmesi en büyük  rüyamızdır. Herkes emin olsun ki Türkiye bu yolda emniyet içinde mesafe alıyor.  Evet, bugün yeni bir gün ve yeni şeyler söylemeliyiz; Ben, bugünün Türkiye için  bir milat, bir yeni başlangıç kabul edilmesi gerektiğine inanıyorum.”

    Erdoğan, kendisine laf atan bir milletvekiline, “Çok çirkin oluyor. Sen  zillet içindeysen onu bilemem. Ama bu toplum, bu milletvekilleri asla zillet  içinde değiller” karşılığını verdi.

    Türkiye'nin yarın geleceğe daha umutla bakan bir Türkiye olarak  uyanacağını belirten Erdoğan, buna gönülden inandığını dile getirdi. Erdoğan  konuşmasını, “Şuna bütün kalbimle inanıyorum; biz birlikte Türkiyeyiz. Allah yar
    ve yardımcımız olsun”  diyerek tamamladı.

     

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı