Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Barışmak itiraftan geçiyor

    Hürriyet Haber
    31 Temmuz 1999 - 00:00Son Güncelleme : 31 Temmuz 1999 - 00:01

    Timur Ertekin 1972 yılında tutuklandı ve iki buçuk yıl hapis yattı. Diğer üç arkadaşıyla birlikte idama mahkum oldu, cezaları müebbete çevrildi. Apdullah Öcalan, Doğu Perinçek, Sadun Aren, Ömer Madra, Turgut Kazan, Erkan Yücel'le aynı yerde yattı. Bugün Ankara'da diş hekimi olan Ertekin'in ilk romanı ‘‘Şamanın Üç Soygunu’’, 12 Mart'tan bu yana aradan geçen 28 yıllık dönemde yapılan bir hesaplaşmanın ürünü. Timur Ertekin kendini bu romanı yazmaya iten şeyi şöyle açıklıyor: ‘‘Birbirimizi affetmeyi ve anlamaya çalışmayı öğrenmeliyiz artık. Barışmak itiraf etmekten geçiyor. Ben de bu kitapla kendi küçük itirafımı yaptım.’’

    Timur Ertekin Ankara'da yaşayan bir diş hekimi. Hiçbir yazarlık iddiası yokken, 28 yıl öncesinde yaşadıklarını, tanık olduklarını, 28 yıldır da bütün bu yaşananlar konusunda kendi kendine yaptığı hesaplaşmaları bir roman haline getirmiş. Bu nedenle ‘‘Şamanın Üç Soygunu’’ için 70'li yıllardan geçerek bugüne gelen kuşağın bir üyesinin, büyük yargılardan, suçlamalardan, karalamalardan ya da efsanelerden, yüceltmelerden uzak bir biçimde kaleme aldığı anılar bütünü demek doğru olur. ‘‘Şamanın Üç Soygunu’’, son örneğini Hasan Cemal'in verdiği, tipik bir ‘‘dönem kitabı’’ değil yani. Roman kurgusu içinde hem o dönemin sol ve sağ gençliğini, hem devleti, polisi, askeri, hem aşkı, evliliği, kısaca hayatı sorguladığı için, diğer örneklerinden farklılaşıyor. Ama romanı en farklı kılan şey de bir tür ‘‘birbirimizle barışmaya çağrı’’ niteliğinde oluşu.

    BİZ DEĞİL, ŞAMAN

    Ertekin 1972 yılında tutuklanmış. THKO davasından idama mahkum olan dört kişiden biri. Roman, Ertekin'in cezaevine girmeden önceki devrimci hareket dönemi, cezaevi, cezaevi sonrası ve bugün arasında, belli bir zaman bütünlüğü izlemeksizin gidip geliyor. Bu gidiş gelişler içinde, özellikle cezaevinden yattığı dönem sırasında ve öncesinde tanıdığı birçok tanıdık isimle karşılaşıyoruz: Sadun Aren, Doğu Perinçek, Ömer Madra, Turgut Kazan, Hüseyin Ergün, Adil Özkol vs. Kitap her ne kadar ‘‘o dönemin hatalarının kitabı’’ olmaktan ibaret değilse de, elbette öncelikle kendi içinde olduğu harekete, diğer sol hareketlere ve cezaevi günlerine de bugün uzak mesafeden bakabiliyor. Ömer Madra'nın kitapta da yer alan ve ‘‘geçen mektubumda koğuşun boyutlarını verirken bir şeyi, ahmaklığın ne kadar yer tuttuğunu yazmayı unutmuşum (...) Günün birinde 'sosyopsikolojik bozukluklar ya da sosyal patoloji' diye bir kitap yazabilirim’’ diyen mektubunu da bu nedenle çok önemsiyor Ertekin.

    Ancak Ertekin ne bunları söylerken ne de kitabında aktarırken niyeti yalnızca o dönemin eleştirisini yapmak değil. Doğrusuyla, yanlışıyla bütün yaşananlarla hesaplaşarak, bu ülkede ‘‘başkalarıyla birlikte yaşama’’yı öğrenebilmek. Bu da kitaba adını veren Şaman'ı anlamakta yatıyor:

    ‘‘Zamanında yaşanan olaylar olsa olsa mistik bir arayışın, romantizmin ahláki değerlerimizin bize emrettiği, bitmek tükenmek bilmez sancıların bir dışavurumu olabilir ancak. O dönem bu tür olaylara karışanlar uçak kaçırmak, banka soymak, adam kaçırmak gibi kaçınılmazları yaşarken, soyguncu, gaspçı, ahlak düşkünü oldukları için değil, tersine olağanüstü bir sorumluluk bilinciyle içeride ölümü bekleyen arkadaşlarını kurtarmak için göze alıyorlardı bütün bunları. Sahip oldukları ahlaki değerler yani ‘‘Şaman’’, onlara bunu hayatları pahasına emrediyordu. Soygun yaparken hırsızlık olarak yaşanmıyordu ki bu, dava için yüce bir şey yapılıyordu. Aynı biçimde, bizim karşımızdaki herkes de faşist değildi. Ancak belki şu var, bizler elbette Bahçelievler katliamında olduğu gibi 7 kişiyi boğarak öldürmezdik fakat romanda anlatılanları, anlatıldığı gibi aynen yaşayabilirdik.’’

    Timur Ertekin, bugün dönüp baktığında birçok kişiyi affettiğini söylüyor. Bunlardan biri de, kitapta da yer verdiği Mehmet Eymür. Eymür'ün de kendi ‘‘Şaman’’ıyla görevini yaptığını düşünüyor. ‘‘Kızıldere olayının başındaki adam, Mahir'in ordu içinde örgütlenmesini ortaya çıkaran adam. O memurdu, devlet ona bu görevi vermişti. Bugünkü aklım olsa daha yumuşak olurdum, diyebilen bir adam artık o. İşte, siyasal yelpazenin farklı yerlerinde olan insanlar farklı zaman dilimlerinde bir araya gelebiliyorlar. Mehmet Eymür'le benim biraraya gelmem gibi.’’

    İTİRAF ETMEK ÖNEMLİ

    Peki bugün geriye dönüp bakıldığında her şeyi anlamak mümkün mü, affetmenin ölçüsü nedir diye soruyoruz Ertekin'e. ‘‘Savaş sırasında öldürürsün ama ille de karısının ırzına geçmezsin, belki böyle bir ölçüden söz edilebilir. Beni öldüresiye dövmüş birini affedebilirim ama cop sokmuş birini edemem. Artık dünya başka bir yerde ve biz buna ayak uydurmalı, insan haklarına saygılı olmayı öğrenmeliyiz. Bunun için de şeffaf olmak ve affetmesini, anlamaya çalışmasını öğrenmek gerekiyor. Ancak bir Mehmet Ağar'ı, bir Kemal Yazıcıoğlu'nu affetmek çok güç. Çatlı, Kırcı gibilerini de. Affetmeyip ne yaparım? Sadece 'affetmiyorum' derim. 'Ortada yalnızca şehit aileleri dolanmasın, orada ölen diğer çocukların anneleri de aynı acıyı çekiyor. Her İslamcıyı öcü görmeyelim. Kendi hatalarımızı görelim, karşı tarafınkileri de. Barışı sağlamak itiraftan geçiyor. Ben de kendi küçük itirafımı bu kitapla yaptım işte.’’

    Etiketler:
    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı