Bankacılıkta radikal değişim

Hürriyet Haber
29.12.2001 - 00:00 | Son Güncelleme:

2000 yılında uygulamaya giren programın bankacılık sektöründeki sıkıntıları küçümseyerek hazırlandığını, kamu bankalarındaki sorunun tahminlerin çok ötesinde olduğunu, yaşadığımız krizlerle açık biçimde gördük. Hatta, bu ihmal ve küçümsemenin faturasını çok ağır biçimde de ödedik.Son bir-kaç yıldır sürekli olarak bankacılık kesiminde düzenlemeler yapılıyor. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu'nun oluşumu ile başlayan bu süreç doğal olarak bir çok tartışmaya neden oldu. Bu arada Fon'a alınan bankalar, bunlar için yapılanlar, kamu bankalarının rehabilitasyonu çok tartışıldı ve yapılan bu operasyonlar bankacılık sisteminde önemli değişiklikleri beraberinde getirdi.Ancak bankacılık sisteminin rehabilitasyonu bir türlü tam olarak sağlanamadı. Sağlanamamasının en büyük nedeni de, bankacık kesimindeki sermayenin erimiş olması, buna karşılık reel sektörün sıkıntıları nedeniyle ortaya çıkan batık kredi sorunuydu. Bunun için de bir şey yapılması gerekiyordu.TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu'nda kabul edilen bankacılığa ilişkin yeni yasa tasarısı üzerinde aslında yıl ortasından beri çalışılıyor. Önceleri Dünya Bankası buna karşı çıkıyordu ama uzun süren ikna turlarının sonunda o da razı oldu.Şimdi IMF'nin yeni programı içeren niyet mektubunu kabul etmesi için bu yasanın yürürlüğe girmesi önşart. Yasa tasarısı hakkında haklı-haksız bir çok tartışma yaşanıyor. Bu tartışmalar yasa tasarısı TBMM Genel Kurulu'nda görüşülene kadar iyice kızışacağa benziyor. Ama belli ki bu yasa sonunda çıkacak.Şunu söylemek gerekir ki, bankacılıkta sermaye artırımına mutlaka gerek vardı. Mevcut banka sermayedarları, bankalara konacak paraları olmadığını söylediler ve bu noktaya gelindi.YAPILMASI GEREKENLERAncak yasa tasarısı hakkında birçok tartışma yaşanması da doğal sayılmalı. Unutmayalım ki; devletin katkısı karşılığında neden hisse almadığı, yardım için belirlenen toplam sektördeki payın yüzde 1 olması koşulunun, neden 2, belki 4-5 olarak saptanmadığı gibi sorular, haklı sorulardır. Yanısıra tasarıya gelen bir eleştiri de ‘‘Sermaye koyup yeterli katsayıya ulaşan hissedarların cezalandırıldığı, bu yolla rekabet eşitliğinin bozulduğu’’dur ki, kimse buna da haksız bir eleştiri diyemez.Ancak şurası da bir gerçek ki, bundan kaçılamayacaktı ve mecburen yapıldı.Sermaye yeterliliği bankacılık kesimi için o kadar temel bir rasyo ki, neredeyse diğer bütün rasyolar buna bağlı belirleniyor. Yani eğer sermayeler artmasaydı birçok banka önümüzdeki yıl yeni kredi veremez, hazine kağıdı alamaz hale gelecekti. Belki daha da önemlisi, eğer sermayeler artmasaydı önümüzdeki yıl bankalar yurt dışından kredi sağlamakta büyük sıkıntılar çekecekti.Aslında getirilen hükümlere bakacak olursanız, bu maddelerin hiç de yasaya gerek göstermeyen, belki bir tebliğ ile düzenlenebilecek maddeler olduğunu görürsünüz. Örneğin, belirlenen yüzde 1 sınırı, rahatlıkla BDDK'ya yetki verilip tebliğ ile çözülebilirdi. Ama bürokrasi kendisini koruyabilmek için bunu bile yasa maddesi yapmayı istedi. Aslında, denetçilerin ve devletçilerin her türlü yeniliğe karşı çıkarken, bankalara para aktarılınca bu bürokratların üzerine nasıl gideceğini düşünürseniz, bürokratların da kendilerine garantiye almalarını doğal karşılarsınız. Şimdi bankacılıkta yapılacak bir-kaç iş daha kaldı. Bunlar arasında icra-iflas yasasının çıkarılması, çek yasasının çıkarılması ve aracılık işlemlerindeki maliyetin düşürülüp, çok sayıdaki verginin tek bir vergide toplanması var.Aslında bankacılık kesiminde yapılan bu işlerden sonra sıra reel sektöre geliyor. Reel sektörün bundan sonra, ciddi olarak kendine çeki düzen vermesi gerekecek.
Etiketler:

EN ÇOK OKUNANLAR

    Sayfa Başı