Bankacılık sektörü reformu

Hürriyet Haber
18 Kasım 2001 - 00:00Son Güncelleme : 18 Kasım 2001 - 00:01

İÇİNDE yaşadığımız krizden çıkmanın ‘‘olmazsa olmaz’’ şartlardan biri hiç kuşkusuz bankacılık sektörünün yeniden yapılandırılmasıdır. Sektörün yeniden yapılandırılması, zayıf bankaların kapatılması olarak algılanmamalıdır. Aksine, bu aşamada zayıf bankaların kapatılması değil, sistemdeki bankaların sermaye yapılarının güçlendirilmesi öncelikli konudur. Sektörün sorunları, bankaların sermaye yapıları düzeltilmedikçe çözülememekte, ertelenip daha da büyümesi söz konusu olmaktadır.Son günlerde Türkiye ekonomisinin kurtuluşunun mali sistemin büyümesiyle mümkün olabileceğini vurguluyorum. Mali sistemin büyümesi, bankalardaki döviz mevduatlarının bir kısmının TL'ye dönmesi ve yurtdışından sermaye akımlarının yeniden başlamasıyla yakından ilgilidir.SERMAYE GEREĞİMali sektörden reel sektöre giden yolda aracılığı bankacılık sektörü yapmaktadır. Dolayısıyla, mali tasarrufların yönlendirilebilmesi için yurtiçinde de yurtdışında da Türkiye'deki bankacılık sektörüne belli bir güvenin oluşturulması şarttır. Güven tesis edildikten sonra da, bankalarımızın kredi verebilir hale gelmesi gerekiyor. Bu iki koşul ancak sektörün sermaye yapısının güçlendirilmesi ve dolayısıyla sektördeki kárlılığının artmasıyla mümkün olacaktır.Son iki yıldır bankacılık sektörünün getirili aktifleri, maliyetli pasiflerine göre çok daha az artmıştır. Başka bir deyişle, bankalarımız göreli olarak daha büyük olan maliyetli kaynaklarıyla göreli olarak daha küçük boyuttaki getirili plasmanlarını fonlamaktadırlar. Doğal olarak kárlılıkları azalmıştır, hatta zarar etmektedirler.Türkiye Bankalar Birliği verilerinden kaba bir hesaba dayanarak hazırlanan aşağıdaki tablo bu açıdan çok çarpıcıdır.Bu şartlarda bankaların kárlı olabilmesi için ya plasmanlarından elde ettikleri getirinin fonlama maliyetlerine göre çok daha büyük olması, ya da maliyetsiz fonlamalarının artması gerekir. Getirisi olmayan aktiflerin elden çıkarılması ise kısa dönemde mümkün görünmemektedir.En gerçekçi seçenek, bankaların maliyetsiz kaynaklarının artırılmasıdır. Yani, çözüm bankaların sermayelerinin artırılmasıdır. Kár üretmeyen bir sektöre özel sektörün ciddi boyutlarda sermaye koymasını beklemek, iktisadi açıdan çok anlamlı değildir. Kaldı ki, ekonomideki genel çöküntüyle özel sektörün bankalara ek sermaye koyabilmesi kısıtlıdır.DEVLETİN ROLÜBu şartlarda, sermaye gereksiniminin devlet tarafından karşılanması kaçınılmaz görünmektedir. Devlet, ya bankaların bir bölüm hisseleri karşılığında yönetime karışmadan sermaye koyacaktır, ya da bankalara faizsiz kredi verecektir. İkinci seçenekte konunun ‘‘ahlak çöküntüsü’’ boyutu daha fazla olduğundan, birinci seçenek daha gerçekçidir.Mali sistemin reel olarak büyütülmesi, bankacılık sektörünün yeniden yapılandırılması için de daha uygun bir ortam sağlayacaktır. Aksi takdirde, giderek küçülen bir ekonomide, giderek küçülen bir bankacılık sektörünün arzulanan bir yapıya kavuşturulması mümkün değildir. Bankacılıktaki sorunlar çözülemedikçe ekonomide kalıcı bir istikrarı yakalamak söz konusu olmayacaktır.
Etiketler:

    EN ÇOK OKUNANLAR

      Sayfa Başı