Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Bana müzeni söyle

BANA müzelerini say, sana kim olduğunu söyleyeyim.

Bunu, İsviçre’nin nüfusu sadece 15 bin olan ufacık Vevey Kasabası’nda hafta sonunda gezdiğimiz müzelerden sonra rahatlıkla söylüyorum. Önce Oyun Müzesi’ne gidildi. Ardından Fotoğraf Müzesi, Tarih Müzesi ve Sanat Müzesi. Bağcılar Müzesi ile Doğal Bilimler Müzesi’ni ziyarete vakit kalmadı.

En güzel lokma Yiyecek Müzesi idi. Nestle’nin Leman (Cenevre) Gölü’ne bakan tarihi eski genel merkezinde yaptırdığı bu müzeyi gezerken ne kadar hayıflandığımı anlatamam. En çok da kusura bakmasınlar Türk sanayicilerine kızdım. Örneğin, Türkiye’nin büyük tekstilci aileleri hálá bulundukları şehirde, Gaziantep’te, Denizli’de neden birer tekstil müzesi yaptırmadılar? Neden Antalya’da bir turizm müzemiz yok? Neden Bolu’da, Gaziantep’te mutfak müzesi kurulmasına sponsor olmak kimsenin aklından geçmez? Nerede İstanbul’un moda müzesi?

Bizde hálá, müze yaparsam aileden kalan eşyaları ve geçmişte kendi ürettiğimiz malları sergilemem gerekir, gibi bir düşünce hákim. Oysa tekstil müzesi kuracaksanız, ille de babanızın iğini sergilemeniz şart değil.

* * *

Müze konusu, paradan ziyade vizyon gerektiren bir mesele. Sanayicimiz dünyanın dört bir tarafına mal satıyor; ama vizyonlar henüz o denli boyut kazanmadı.

Müze kıtlığında Koç’un, Sabancı’nın, Eczacıbaşı’nın müzeleri elbette ki övgüyü hak ediyorlar. Bu üç kuruluşun İstanbul’daki müzeleri şehrin yaşam kalitesini yükseltti. Bunda mutabıkız ve gurur duyuyoruz. Ancak dünya ölçeğinde düşündüğünüzde büyük kuruluşların bu müzeleri yapmalarından daha doğal ne olabilirdi? Yapmasalardı ayıp olurdu.

Global iş dünyasında müze konusu artık vizyonu da aştı misyon oldu.

* * *

Ben yine Vevey’deki Yiyecek Müzesi’ne dönüyorum.

Bu ay müzenin küçük restoranında öğle mönüsü için İran yemekleri pişiyor. Uğradığımızda aşçı kadın, boyuna dilimlenmiş patlıcanlara fırçayla zeytinyağı sürüp fırına atmakla meşguldü. Üzerlerine de sonradan sarmısaklı sos eklenecekmiş. Bu sırada oğlum da yine müze mutfağında düzenlenen 1 saatlik tatlı ve tuzlu İsviçre bisküvisi pişirme kursunu alıyordu. Kurs bitince kendi bisküvilerini içine koyup götürmesi için şık poşetler verdiler. Bisküvilerimizi Türkiye’ye taşıdık.

Müzede sadece Nestle’nin tarihinden bahsedilmiyor. Pişirme ve yeme kısmı dışında alışveriş ve yemek düzeni ile ilgili bölümler, sofra düzenini gösteren vitrinler ve yemekle ilgili düşünebileceğiniz her türlü tarihi bilgi var. Video ekranlarda filmler gösteriliyor. En ilginci de 6 ay süren Muz Sergisi. Muz sandıkları, muzlu tablolar, biblolar, muz desenli çarşaf takımları, fotoğraflar. Ayrıca bir muz firmasının sponsorluğunda bedava muz yeme imkánı.

Müzeler, bir ülkenin ve insanlarının gelişmişlik düzeyinin aynası, derken sanırım haksız sayılmam.
X

YAZARIN DİĞER YAZILARI