Kitap Sanat Haberleri

KİTAP SANAT

    ‘Bana Bak’ kendini gör!

    Levent ÖZATA levozata@gmail.com
    14.12.2017 - 14:31 | Son Güncelleme:

    Pera Müzesi’nde açılan ‘Bana Bak: la Caixa Çağdaş Sanat Koleksiyonu’ndan Portreler ve Diğer Kurmacalar’ sergisinde izleyicinin bakışı ile portrelerden etrafa yayılan bakış kesişiyor. İzleyici eserlere bakarken kendi konumunu sorguluyor ve doğrudan izlenen pozisyonuna geliyor.

    Ayna, bireyin kendine bakışının en saydam, acımasız, çıplak göründüğü küçük alan. Dakikalar boyunca bakılacak tek şey bireyin aynada duran aksi. Kaçırılan gözler ‘ben’den uzaklaşıyor. Bütün şeffaflığına, saydamlığına ve berraklığına rağmen ayna (ve dolayısıyla bireyin aksi) gidilmesi, bakılması ve kavga edilmesi gereken karanlık bir mekân. Clément Rosset’in söylediği gibi “Ayna, aynı anda hem kendi hem de öteki olmanın mekânı.”
    Bu yüzden aynanın bir hafızası yok. Ancak bireyin var. Portre bu hafızanın, kimliğin, ötekinin bilincinin ve kimi zaman bilinçdışının üretildiği bir alan. Bu alanı Pera Müzesi, ‘la Caixa’ koleksiyonu vasıtasıyla sergiliyor. ‘Bana Bak!’ bir kavşak; izleyicinin bakışının, portrelerden etrafa yayılan bakışla kesiştiği... Bakan hem eserlerden yansıyan bakışa maruz kalıyor hem de kendisi eserlere göz atıyor. İzleyici eserlere bakarken kendi konumunu sorguluyor ve doğrudan izlenen pozisyonuna geliyor.
    Nimfa Bisbe Molin küratörlüğündeki ‘Bana Bak!’ sergisinin bir izleme yönü yok. Ziyaretçi serbest bırakılmış. Molin sergiyi dört bölüm olarak kurgulamış olsa bile bölümler arası akışkan. Belki de sergiye ait en iyi zamansal kurguyu Jean-Luc Nancy sunuyor. Nancy portreyi icra eden özne ile temsil edilen özne arasındaki ilişkiyi üç zamana bölüyor: portre (bana) benziyor, portre (beni) anımsatıyor, portre (bana) bakıyor.
    ‘Bana Bak’ kendini gör
    Cindy Sherman

    PORTRE (BANA) BENZİYOR
    Benzemek salt sanatçının kimliğini ortaya koyma çabası olan otoportre üretiminden ibaret değil. Stefan Hablützel babası ve büyükbabasının portreleri üzerinden kendi zamanıyla bir benzerlik yakalamaya çalışıyor. ‘1962-1929’ isimli çalışması, 1962 yılında 31 yaşına basan babası ve 1929 yılında aynı yaşta olan büyükbabasını o dönemki görünüşleriyle heykelleştiriyor. Bu sayede anakronik bir gerçeklik anı yaratıyor. Aynı anda var olması mümkün olmayan iki imgeyi bir araya getirerek kimliğin kurgusallığı üzerine sorular soruyor.
    Gilian Wearing ise maskeler üzerinden benzerlik yakalıyor. ‘Albüm’ ismini verdiği çalışma aile üyelerinin ve kendi gençlik halinin temsillerinden oluşuyor. Sanatçı aile bireylerinin maskelerini yapmak, kıyafetlerini hazırlamanın yanı sıra kişiliklerini canlandırmak ve ifadelerini oluşturmak için iki sene boyunca çalışıyor. Aile bireylerinin maskeleri ardında sanatçının gözleri değişmiyor ve kendi kimliğini ele veriyor. Her portrede sanatçıdan bir iz mevcut ancak hepsi birbirinden çok farklı.

    ‘Bana Bak’ kendini gör
    ‘Vandelpark, Amsterdam, 12 Mayıs 2006’, Rineke Dijkstra

    PORTRE (BENİ) ANDIRIYOR
    Maske portrenin üzerine geçirilmiş yeni bir imge olmaktan çok portrenin kendisi haline dönüşür. Bu haliyle takıldığı yüzü andırır ancak o yüze yeni bir anlam yükler. Durağan bir duygu halinin yüz hatları üzerine sabitler. Jean-Michel Basquiat’ın ‘Canavar’ı takındığı maskeyle üretildiği dönemin sosyal koşullarına eleştirel bir bakış sunuyor. Kara Maske Afrika ve Karayip mask geleneklerine selam dururken sanat, edebiyat ve popüler kültürdeki portre anlayışına gönderme yapıyor. Roni Horn’un ‘... Muayenehanesi’ isimli yerleştirmesi ise uzun pozlamayla çekilmiş 36 imajdan oluşan bir seri. Fotoğraflardan çok resimleri andıran imgeler akışkan ve belirsiz duyguların bir tezahürü. Horn bir yandan insanoğlunun klişeleşmiş palyaço korkusu üzerine gidip izleyiciyi denetim altında tutmaya çalışırken bir yandan da aynı imgelerin yarattığı farklı duygular üzerine bir sorgulama yapıyor.


    PORTRE (BENİ) İZLİYOR
    Rineke Dijstra’nın ‘Vondelpark, Amsterdam, 12 Mayıs 2006’ isimli eseri farklı şehir parklarında gerçekleştirdiği çocukların ve gençlerin portrelerini içeren ‘Park Portreleri’ serisinden. Fotoğrafta yer alan genç erkek, gözlerini izleyiciye dikmiş. Rahat, hatta vurdumduymaz. Günlük kıyafetler içinde parkta yer alan gölcüğün kenarında oturuyor. Geleneksel bir manzaradan görüntüsü içerisine yerleştirilmiş klasik portre, bağlam arayışında. Fotoğraf sade ve rahatsız edici derecede normal gibi görünüyor. Modelin sert bakışı izleyicide huzursuzluk yaratıyor. İzleyici gözleyen konumdan alınıp gözetlenen haline geçiyor.
    İzlenmekten kurtulmak kolay değil. Bizi izleyen tek eser de ‘Vondelpark, Amsterdam, 12 Mayıs 2006’ değil. ‘El Caso Gazetesi’nin 1987 Yılına Ait Arşivleri’ isimli çalışmasında Christian Boltanski, 1987 yılına ait arşivden alınmış yüzlerce suç mahalli fotoğrafında yer alan portrelerin fotoğrafını çekerek büyütüyor. Geçirdiği işlemden sonra neredeyse tanınmaz hale gelen portreler loş ışık altında geçmişlerinden ve bağlamlarından koparak yeni bir kitleye dönüşüyor. Yüzlerce bakış altından geçen izleyici ise gözetlenmeye devam ediyor.
    ‘Bana Bak!’ın portreleri izleyiciden gözünü kaçırmıyor. ‘Ben kimim? Onlar kim? Nasıl görünüyorum? Nasıl görünüyorlar?’ serginin temel soruları. Propaganda ve aşırı reklam çağında benlik ve kimlik sabit ve verili değil, aksine değişken, akışkan ve bulanık. Sergi ise izleyiciyi muğlak yüzler arasından ‘ben’i aramaya itiyor.
    ‘Bana Bak: la Caixa Çağdaş Sanat Koleksiyonu’ndan Portreler ve Diğer Kurmacalar’ sergisi, 4 Mart’a kadar Pera Müzesi’nde görülebilir.

    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı