Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Baltalı mı baltasız mı?

Oktay EKŞİ

Fazilet Partisi Genel Başkanı Recai Kutan'ın, ‘‘barıştan’’, ‘‘diyalogdan’’ yana sözlerinin ömrü bir gün bile sürmedi.

Sayın Kutan, yeni bir siyasi mücadele anlayışını benimsediklerini anlatabilmek için;

‘‘Ateşkes ilan ettik. Savaş baltalarımızı toprağa gömdük’’ demişti.

Necmettin Erbakan'ın ağzından her fırsatta ‘‘cihat’’, ‘‘asker’’, ‘‘kumandan’’, ‘‘fetih!’’ kavramlarını duyarak şartlanmış bir kamuoyu için elbette bu sözler gönül ferahlatıcı idi.

Nihayet karşımızdaki zihniyet, ‘‘İktidara geleceğiz ama kanlı mı kansız mı ayrı bahis’’ diyen, şeriatın gelmesi özlemiyle ‘‘Kan akacak... Fıstık gibi olacak’’ şeklinde konuşan dünyanın zihniyetiydi.

Refah-Yol koalisyon döneminin Çalışma Bakanı Necati Çelik'in ‘‘Artık dinci parti görüntüsünden kurtulalım’’ şeklindeki sözleri ile Erbakan döneminde de ‘‘Genel Başkan Yardımcısı’’ sıfatını taşımış olan eski Devlet Bakanı Abdullah Gül'ün parti içi demokrasi özlemini ifade eden görüşleri bu olumlu başlangıcı güçlendiren puanlardı.

Velakin dedik ya... Yemin tutmadı.

Sayın Recai Kutan daha sözlerinin mürekkebi kurumadan Yüksek Öğretim Kurulu'na da -anlaşılan başta İstanbul Üniversitesi olmak üzere- bir kısım üniversitelere de alenen ve resmen ‘‘savaş’’ ilan etti. Örneğin YÖK'ün ve üniversitelerin ‘‘kılık-kıyafet’’ konusundaki uygulamalarını çağdışı bulduğunu, bunun ‘‘milli iradeye ve milletin değerlerine ters ve düşmanca uygulamalar olduğunu’’ -Kutan seçmenlerin yüzde 80'inin kendisi gibi düşünmediğini galiba unutuyor- ileri sürdü.

Sayın Kutan baltaları toprağa gömmemiş olsa acaba bunlardan başka ne derdi?

Buna rağmen biz Fazilet Partisi dünyasından gelen ve ‘‘demokrasiye’’, ‘‘hukuk devleti’’ kavramına, ‘‘insan haklarına’’ bağlılık ifade eden, ağızlarını yeni yeni alıştırmaya çalıştıkları ‘‘özgürlükçü’’ sözlere önem veriyoruz.

Hele Fazilet Partisi'nden tıpkı Avrupa ülkelerindeki Hıristiyan Demokrat Partiler gibi Türkiye'de bir ‘‘İslam Demokrat Partisi’’ çıkarabilirlerse rejimle ve Anayasal sistemle olan sorunlarını çözebileceklerini düşünüyoruz.

Hemen belirtelim: Bizim Anayasal sistemimiz ‘‘din’’ esasına dayalı bir parti kurulmasına izin vermediği için yukarıdakine benzer bir ismi ve kimliği hiçbir parti benimseyemez. Zaten asıl mesele ismin şu veya bu olması değil, söz konusu partinin tıpkı Avrupa'daki Hıristiyan Demokrat Partiler gibi Anayasal sistemi benimseyip benimsemediğidir. Bir başka deyişle bu sistemi yıkıp yerine bir şeriat düzeni getirme özlemini -ister açık, ister gizli şekilde- taşıyıp taşımamasıdır.

Hele bir bu konudaki ikilemden kendilerini kurtarsınlar, laik sistemi içlerine sindirsinler, siyaset yaparken baltaya ihtiyaçları zaten kalmaz.













X

YAZARIN DİĞER YAZILARI