Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Balkan Müjdesi

Hadi ULUENGİN

Türk, Bulgar ve Rumen liderler Antalya'da bir araya gelerek ortak askeri kuvvet dahil yepyeni bir bölge yakınlaşmasının müjdesini verdiler ya, aslında böyle bir ittifakın temelleri Ankara, Atina, Belgrad ve Bükreş'in 9 Şubat 1934 tarihinde parafe etmiş oldukları ‘‘Balkan Antantı’’ antlaşmasına uzanır.

Hatta hatta bir on yıl daha geriye gider...

Mustafa Kemal'in büyük öngörüsü ve derin aklıselimi sayesindedir ki genç Cumhuriyetimiz kuruluşundan hemen sonra İttihatçıların savaş baltasını toprağa gömmüş ve her biri eski vilayetlerimiz olan Arnavutluk'la 1923'de, Yugoslavya'yla 1925'de ve Bulgaristan'la da yine 1925'de dostluk paktları imzalamıştır.

Ve yine Mustafa Kemal'in ‘‘realpolitik’’ gerçekçiliği ve ‘‘Yurtta sulh, Cihanda sulh’’ düsturu sayesindedir ki bugün Antalya'ya uğramayan Yunanistan yukarıdaki ‘‘Balkan Antantı’’nın gerçekleşmesinde, çok kısa süre önce Anadolu macerasında okkalı şamarını yemidiği Türkiye'nin en yakın müttefiki olmuştur.

Otuzlu yılların bölge siyasetine Ankara - Atina ekseni damga vurmuştur.

* * *

Ne var ki hem her iki ülkenin mevcut statükodan yana anti-revizyonist yaklaşımına rağmen özellikle Bulgaristan ve bir ölçüde de Yugoslavya'nın sınır değişikliğini talep eden revizyonist maceracılığından dolayı; hem de Romanya'nın burnu büyük havasından ötürü Antant çok sağlam bir görünüm sunamamıştır.

İttifak'tan en fazla Türkiye ve Yunanistan yararlanmıştır.

Rumeli müttefiklerini arkasına alan Ankara Boğazlar'a ilişkin Montreux Sözleşmesi'ni uluslararası platformda onaylatabilmiş; Mussolini faşistlerinin saldırısına uğrayan Atina ise Türkiye'nin Sofya'ya, Yunanistan'a tecavüz ettiği takdirde Helen dostunu fiilen destekleyeceği ültimatomu vermesi sayesinde, Bulgaristan sınırında nispeten ferahlamak şansına kavuşmuştur.

Ama heyhat Savaş'la birlikte ‘‘Balkan Antant’’ı kül olup uçmuş ve Yalta sonrası oluşan yeni statüko ertesinde de bugünlere kadar gelinmiştir.

* * *

Şükür bugünlere geldik !..

Şükür çünkü ilkin, eski Rumeli coğrafyamızı ve başta Bulgaristan'dakiler, evlad-ı fatihan soydaşlarımızı bizden hoyratça ayıran demir perde yırtıldı.

Lanet duvarın çökmesi hem iktisadi ve ticari açıdan bizi Balkan'a, hem de tarih ruhiyatı ve kolektif hafıza itibariyle Balkan'ı bize kavuşturdu.

Türkiye Gazi'nin ‘‘Yurtta sulh, Cihanda sulh’’ şiarına ve ‘‘realpolik’’ akılcılığına sadık kalarak bölgede dost ve eşit ilişki kurmak şansını kazandı.

Sonra yine şükür, çünkü her ne kadar son Antalya toplantısına 1934 Antant'ındaki can yoldaşımız Yunanistan katılmamış olsa da; otuzlu yıllarda mutlaka Atina üzerinden geçirdiğimiz eksenin bugün Soyfa parkuruna kaydığı anlaşılsa da, sayfiye kentimizdeki sıcak buluşma özünde çok büyük önem taşıyor.

Şimdilik üç veya dört başkentin katılımıyla gerçekleşek yeni kümelenmenin zaten barut fıçısı olan Yarımada'da tansiyon düşürücü bir şifa ilacı olarak belirmesi bir yana, dünyadaki tek örneği önce Fransız ve Alman birlikleriyle, sonra da onlara eklemlenen diğer AB ordularıyla hayata geçirilmiş ‘‘Avrupa Tugayı’’nda görülen uluslararası bir askeri gücün Balkan devletleri tarafından da planlanması başlıbaşına bir gelişme oluşturuyor. Tarihi sayfa açılıyor.

Mazi dersleri, silah arkadaşı ülkelerin daha yakınlaştığını ortaya koyuyor.

Öte yandan, eski sırdaş müttefikimiz Yunanistan'ın da bu yeni öbekleşmeye fazla uzun süre yabancı kalamayacağını düşünmek gerekiyor.

Öyle anlaşılıyor ki otuzlu yıllardan itibaren Mustafa Kemal öngörüsünün motör rol oynadığı ‘‘Balkan Antantı’’ şimdi yeniden inşa edilmeye çalışılıyor ve Türk dış politikası açısından ne mutlu, Ankara bugün de ön plana geçiyor.

Yurtta sulh, Balkan'da sulh, Cihanda sulh...













X