« Hürriyet.com.tr

Balıkesir’in merkezini keşfedin Vücudunuzu kaplıcalarda yenileyin

İstanbulluların tatile giderken transit geçtiği şehirlerden biri Bandırma. Otoyollarını kullananların çok azı kentin kültürünü, tarihini merak ediyor, merkeze uğrayıp çevreyi keşfe çıkıyor. Oysa Zağanoz Paşa’nın türbesinin bulunduğu Yeşilli Camii, tarihi saat kulesi, antik çağın harikalarından Hadrian Kapısı ihmal edilmeyecek eserler.

Saffet Emre TONGUÇ
Saffet Emre TONGUÇ
Saffet Emre TONGUÇSeyahat Yazarı

    Ana ulaşım kavşağında kurulmuş olmasına rağmen büyük ihtimalle hakkında çok şey duymadığınız bir şehir Balıkesir. Bu, kentte görmeye değer yer yok anlamına gelmez. İsmi genellikle İstanbul ve Rumelihisarı ile anılan, Fatih Sultan Mehmet’in kayınpederi ve sadrazamı Zağanos Paşa’nın istirahatgahı burada. Zağanos Paşa, İstabul’u almadan çok uzun seneler önce Fatih’in yanında yer almış. Padişahın fetihi birlikte planladığı ekibin de içindeymiş. Osmanlı’nın İstanbul’u almasında başrollerden birini oynayan Rumelihisarı’nın yapımında görev aldığı için hisarın azametli kulelerinden birine de paşanın adı verilmiş.
    Zağanos Paşa, Balıkesir’in ana camisi Yeşilli Camii’nde gömülmüş. Yapının arkasındaki altıgen planlı türbede eşi Sitti Nefise Hanım ile birlikte yatıyor. Caminin hangi tarihte yapıldığı tam olarak bilinmiyor, kesin olan 1897 Depremi’nde yıkıldığı, sonra yeniden yapıldığı. Türbenin çevresi zamanla çok değişmiş. Yapı, hızla genişleyen, peynirleriyle ünlü çarşının tam ortasında kalmış. Buraya kadar gelmişken hatırlatalım, değişik çeşitlerde peyniri elbette bir çok markette bulabilirsiniz ama ağzının tadına düşkün olanlar, özellikle kelle peyniri almak isteyenler Peynir Pazarı’nı tercih ediyor.
    Burası kolay kolay ayrılabileceğiniz bir bölge değil çünkü Peynir Pazarı’nın hemen yanında son derece davetkar bir de hal var. Üstelik burada peynir çeşitlerinin yanı sıra kimini bildiğiniz kimini ise hayatınızda hiç duymadığınız şifalı otları satan aktarları bulmanız da mümkün.

    GALATA KULESİ’NİN KOPYASI

    Eski Balıkesir’de tarihin kalbinin attığı yerdir 1827’de inşa edilen saat kulesi. Orijinali İstanbul’daki Galata Kulesi’ne benzer yapılan kule 1897 Depremi’nde yıkılmış. 1902’de saatin olduğu yüzünde Arap numaraları taşıyan, tepesinde soğan şeklinde bir kubbesi olan beş katlı bir bina olarak yeniden yapılmış. 1962’de çok başarılı bir restorasyon geçiren kule şehrin sembolü.
    Hemen yakında Balıkesir’in hakettiği ilgiyi görmeyen küçük ve mükemmel müzesi var. Bu binada 18 Mayıs 1919’da Alacamescid Toplantısı düzenlenmiş. İzmir’in Yunan işgaline direnmesi kararıyla Kurtuluş Savaşı’nın ilk adımlarından biri de atılmış. Karar şehirde coşkuyla kutlanmış.
    Balıkesir Roma ve Bizans dönemlerinde Palaeokastron (Eski Kale) olarak adlandırılmış ve eyaletin de başşehriymiş. Bu nedenle Balıkesir müzesi zamanın en önemli şehirlerinden olan Erdek yakınlarındaki Cyzicus’u da kapsayan geniş bir bölgede ele geçen bulgulara ev sahipliği yapıyor. Eğer Balıkesir civarında gezmeyi planlıyorsanız, müzeye (Pazartesi günleri kapalı) uğramayı ihmal etmeyin.
    Müzedeki fotoğraflara bakılırsa, bir zamanlar şehirde çok sayıda güzel ahşap konak varmış. Ne yazık ki bugün çok zarar görmemiş eski bir konak bulmak için modern yapılaşmaya kurban edilmiş ana caddede azimle yürümek, iz sürmek zorundasınız. Şehri keşfetmeye karar verdiyseniz eğer, en iyi başlangıç noktası saat kulesinin arkasındaki tepelik alan. Kazım Özalp Caddesi’ndeki birçok eski Osmanlı evi onarılmaya başlanmış. Tepedeki Güzel Sanatlar Akademisi’ne ise harika bir 19’uncu yüzyıl binası ev sahipliği yapıyor. Buraya geldiğinizde göreceğiniz 14’üncü yüzyıl camisi bölgede orta çağda da yerleşim olduğunu hatırlatan ender eserlerden.
    Zağanoş Paşa’nın dışında, şehir merkezinde balık pazarı yolunun hemen karşısındaki zarif türbede gömülü olan bir önemli kişi daha var. Karesi Bey 1345’de Osmanlılar tarafından ele geçirilinceye kadar bölgeyi kontrolleri altında tutan Karesioğulları Beyliği’ni kurmuş bir 14’üncü yüzyıl emiri. Balıkesir’deki pek çok bina gibi, orijinal türbesi 1897 Depremi’nde yıkılmış ve 1922’ de yeniden yapılmış. Ailesinden biri olduğu tahmin edilse de Karesi Bey’in yanında kimin gömülü olduğunu kimse bilmiyor.
    Balıkesir’in kuzeyindeki Gönen’in kendi küçük, kaplıcalarının konusundaki şöhreti büyük. Yeraltından 73 derece sıcaklıkta fışkıran şifalı su havuzlarda ılıtıldıktan sonra kaplıcalarda kullanıma sunuluyor. Aralarında romatizma ve kalp rahatsızlıkları ile dolaşım sorunlarının da bulunduğu bir çok sağlık problemine iyi geldiği söyleniyor. Gönen’deki üç büyük kaplıca oteli Güneş, Yeşil ve Yıldız merkez parkın etrafında inşa edilmiş. Her üçünün de yönetimi, rezervasyon adresi aynı. (www.gonenkaplicalari.com) Parkın yakınındaki Bizans kilisesi kalıntısının üzeri örtülü, içeri girmeniz imkansız.

    GEÇMİŞİN İZİNDE CYZIKUS ERDEK VE KAPIDAĞI YARIMADASI

    Erdek, antik çağların ünlü Dindymus Dağı’nın (782 metre) da bulunduğu Kapıdağ Yarımadası’nın kıyısında. Nasıl bir zamanlar Bodrum, Marmaris ve Kuşadası’nın küçük birer balıkçı kasabası olduklarına inanmak zorsa, Erdek’in de İstanbul’a olan yakınlığından ötürü zamanının en popüler sayfiye yeri olduğuna inanmak bir o kadar zor. Sonraları ışıltısı yavaş yavaş sönmeye başladı. Bugünse otobüsten adım attığınızda sizi sıradanlık karşılıyor. Ancak deniz kenarına doğru ilerlediğinizde zamanın geri sarıldığı ve etrafınızı geçmişten silüetlerin sardığını hissediyorsunuz. Örneğin karşınıza çakan Pınar Otel, bir zamanlar Vehbi Koç’un en sevdiği tatil mekanıydı.
    Bugün Marmara Adaları’nı bağlayan feribot seferleri Erdek için can damarı gibi, okul tatilleri de ilçeye hayat getiriyor. Diğer birçok tatil beldesinin aksine büyük ve süper lüks otellerin ya da birbirine benzeyen sitelerle kaplanmaması düşmemiş olması Erdek’in en cazip özelliklerininden. Bunların yerine palmiyelerin çevrelediği, araç trafiğine kapalı ve bisikletçilerin de kullandığı yürüyüş yoluna dizilmiş nispeten daha mütevazı oteller göreceksiniz. Gözünüze eski gibi görünürlerse gün bitiminde balkonlarından birine çıkın, güneşin denizin içinde eriyişini seyrettiğinizde insanların tüm olumsuzlukları neden kolayca unutabildiğini anlayacaksınız.

    İLK METAL PARALARI CYZIKUS BASMIŞTI

    Erdek çok fazla eğlencesi olmayan küçük bir ilçe. Küçük, şirin balıkçı limanı zeytin araştırmalarının sürdürüldüğü Zeytinli Adası’na bakıyor. En büyük eğlence feribotla yakındaki Marmara adalarından birine gitmek; en büyük Marmara’ya, en hareketli Avşa’ya ya da en sakin olan Paşalimanı’na...
    Belki Bandırma yolu üzerindeki antik Cyzikus şehrinin kalıntılarını gezmek isteyenleriniz olabilir. Ziyaretçilerini vakur bir hüzünle selamlayan antik kenti gezdikçe kaderin cilvesiyle yaşanan değişimler üzerine uzun uzun düşünmeden de edemiyor insan. Çağınının devasa şehrinden bir tapınağın merdivenli zemini ve çok miktarda parlak beyaz mermer dışında bugüne hemen hemen hiçbir şey ulaşamamış. Ancak bu mermerleri daha yakından incelemek bile, bir zamanlar burada yaşanan ihtişamı farketmenizi sağlayacak.
    Tarih kitaplarının Cyzikus hakkında anlatacak çok şeyi var. Bugün Kapıdağ Yarımadası olarak bilinen yer bir zamanlar Arctonessus (Ayı Adası) olarak isimlendirilen adaymış. Ana karaya köprülerle bağlanan stratejik noktadaki Cyzikus’u MÖ 756’da Milet’ten gelen sömürgeciler kurmuş. Anlaşılan o zamanlarda da tarih tekerrürden ibaretmiş. Miletliler MÖ 675’de geri gelerek şehri bir daha kurmuş. Yunan mitolojisine göre, Jason ve Argonatlar’ın yolu meşhur Altın Postu ararken Cyzikus’a da düşmüş. Cyzikus halkı tarihteki haklı ününü büyük ölçüde madeni paranın ilk örneklerini basmasına borçlu.
    Terkedilmiş tapınağın basamaklarında otururken, Türkiye’nin bu kısmının bir zamanlar Pers İmparatorluğu’na ait olduğunu hayal etmek oldukça zor. Ancak Cyzikus akıllı davranıp Pers derebeylerine karşı ayaklanan diğer Yunan şehir devletlerine katılmayı reddetmiş ve MÖ 494’te isyancılara uygulanan kıyımdan kurtulabilmiş. Kayıtlara göre Perslere en büyük haracı Cyzikus ödermiş. Daha sonraları bugünün Bergaması olan Pergamene krallarıyla sıkı bir ittifaka girmişler. Hatta bu işbirliği o kadar ilerlemiş ki Pergamum kralı I. Attalus, Apollonis isimli Cyzikuslu bir kadınla evlenmiş. Bu yörede bilinen ilk tapınağı da Apollonis’in oğlu inşa etmiş.

    ANTİK DÜNYANIN 8’İNCİ HARİKASI

    Roma devrinde Cyzikus hâlâ önemini koruyan bir şehirmiş. 124 senesinde şehri ziyaret eden İmparator Hadrian’ın kendisi için yaptırmaya başladığı tapınağı tamamlamak 167 yılında halefi Aurelius’a nasip olmuş. Bir zamanlar Anadolu’daki en büyük tapınak olan yapının sadece zemini, o da ne yazık ki kötü bir durumda ulaşabilmiş günümüze. Oysa pek çok kişi Antik Dünyanın Yedi Harikası listesine Efes’teki Artemis tapınağı yerine Cyzikus’taki Hadrian Tapınağı’nın daha uygun olduğunu düşünür. Kimileri ise buraya hâlâ dünyanın sekizinci harikası diyor.
    Ne kadar büyük ve güçlü olursa olsun, Cyzikus bile çöküşü yaşamış. 673’de şehri ele geçiren Araplar burayı İstanbul’a yapacakları saldırılara üs olarak kullanmış. Arka arkaya meydana gelen depremlerden zarar gören şehri Selçuklular Bizanslardan almış. 1092’de tekrar Bizansların yönetimine geçen şehir 1204’te İstanbul’a giden dördüncü haçlı ordusu tarafından zaptedilmiş. Bizanslılar Latinleri 1268’de dışarı attıklarında ise bu muhteşem tarihi gösterecek pek de birşey kalmamış geriye. 15’inci yüzyılda Hadrian Tapınağı’nın büyük kısmı hâlâ ayaktaymış, ancak etrafa yayılan taşlar yapı malzemesi olarak kullanıldıkça yapı ufalmış. Belki de bu yüzden 1837’de Batılı bir gezgin burayı “bir kalıntılar yığını” olarak tarif etmiş. Bugün bölgedeki birçok yapıda tapınığın izlerini görmek mümkün.
    O zamanki adı Artace olan Erdek de aslında Miletliler tarafından kurulmuş ama şansı ya da şanssızlığı Cyzikus’tan daha dürüst yöneticiler tarafından yönetilmek olmuş. Perslilere karşı MÖ 499’da Yunanlıların tarafında yer almış ve bu günahı da MÖ 494 senesinde yerle bir edilerek ödemiş. Buna rağmen son gülen Erdek olmuş. Çünkü Cyzikus bir daha hiç toparlanamamış, oysa Erdek 20’nci yüzyılda dahi kendine yeni bir hayat bulmuş. Bugün feribot terminalinin yakınında Cyzikus’tan elde edilen mermer eserleri sergileyen küçük bir açık hava müzesi var. Bu eserlerin arasında etkileyici aslan başlı musluklar özel ilgiyi hakediyor. Ne yazık ki 2500 senelik bir tarihin tanıklarına saygı duymayanlar var; isimlerini tarihi eserlerin üzerlerine yazmışlar.

    Kaynak: Saffet Emre TONGUÇ