Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Bakü’nün feryatları

<B>Muhalefetin </B>adayı <B>İsa Kamber</B> evinde göz hapsinde. Dışarı çıkamıyor. Basın toplantısı yapılmasına izin verilmiyor. Evine ancak <B>Amerikalılar ve bazı uluslararası gözlemciler</B> girebiliyor.

Musavat Partisi'nin genel başkan yardımcıları Hacı Arif, İbrahim Bey , Sulhettin Bey gözaltında, gerekçesi yok!.. Muhalif gazeteciler güç günler geçiriyor. Baskı altında, ayrıca kayıp haberleri var.

Yine muhalefetten İkbalzade'nin milletvekilliği Meclis kararıyla düşürülüyor ve göz altına alınıyor. Gerekçesi, seçim sırasındaki konuşmaları.

Azerbaycan'daki Cumhurbaşkanlığı seçimleri, dünyanın gözü önünde demokrasiyle uzak-yakın ilişkisi bulunmayan uygulamalara sahne oluyor. Hem seçim sırasında, hem de seçimden sonra, Bakü kaynıyor. Seçimin galibi ilan edilen İlham Aliev'in koltuğunda rahat oturduğunu söylemek fazla iyimserlik.

AGİT RAPORU

Demokrasiye yeni yeni ayak uydurmaya çalışan bu gibi ülkelerde, hele de bir Cumhurbaşkanlığı seçiminde bu tür olaylar muhalefetin yalanları gibi gösterilebiliyor. Olabilir!..

Ancak, ortada tarafsız ve saygın bir uluslararası kuruluşun, AGİT'in raporu var. O rapora göre:

''Azerbaycan seçimleri ciddi yara almıştır. Polis muhalefete karşı yoğun güç kullanmış ve muhalefeti devre dışı bırakmaya çalışmıştır. Çok sayıda seçmen, listelerde ismini bulamamıştır. Seçim kurulları, kimlikleri belirsiz kişilerce yönlendirilmek istenmiştir. Yüzde elliden fazla sandıkta, oy sayımı gerçekçi değildir.''

AGİT Raporu oturduğu yerden yazılmıyor!.. Seçim sırasında oraya giden gözlemciler tarafından kaleme alınıyor!.. Dolayısıyla, bu seçimlere demokratik demek için, demokrasinin yeni bir tanımına ihtiyaç var!..

İşin ilginç yanı, Türkiye ve Rusya, yemeden içmeden, seçimin ertesi günü, İlham Aliev'i kutluyor. Amerika henüz bekliyor!..

HALKIN KADERİ

Seçimde demokrasi dışı baskılar karşısında, halkın bir bölümü önce büyük tepki gösteriyor, sokaklara dökülüyor. Bir diğer bölümü ise, türü değişik, dikkat çekici tepki veriyor:

''Bize demokrasi vaadedildi, ama hiç bir şey değişmedi. O zaman biz Rusya'dan neden ayrıldık?.. Kendimize göre. bir dünyamız vardı. Şimdi bağımsızlığımız ve demokrasimiz var, deniliyor. Ama, uygulanmıyor. Kaldı ki, biz açız, aç!..''

Temel sorun bu!.. İlham Aliev bu hayati sorunu nasıl çözecek bir, iki bunca lekeli bir seçim sonrasında, Cumhurbaşkanlığını nasıl yürütecek?..

Üçüncü soru Ankara'ya, İlham Aliev'i neye dayanarak kutluyor?.. Ölçüleri ve beklentileri nedir Ankara'nın?..

Direnmenin sembolü

1994
Budapeşte. Uluslararası bir toplantı. Avrupa'nın önde gelen tüm liderleri orada. Bizde Başbakan Tansu Çiller. Aynı zamanda oturum başkanı.

Çiller demokrasi ve insan haklarıyla ilgili güzel bir konuşma yapıyor. Ardından kürsüye Aliya İzzetbegoviç çıkıyor. Bosna-Hersek'te verdiği mücadeleyi, büyük bir tevazu ile anlattıktan sonra, tarihe şu gözlemini aktarıyor:

''Dünyanın neresinde olursa olsun, bağımsızlık savaşlarını sürdürmek çok zordur, ama kaybetmek imkansızdır!..''

İzzetbegoviç'in bu sözünü Avrupa liderleri ayakta alkışlıyor. Bir bölümü, o bağımsızlık savaşına şu ya da bu biçimde çomak sokmuş olsa bile!.. Böyle bir savaşın kazanılmasından memnun olmasa bile!.. Zaten, İzzetbegoviç de, bu sözleri o sırada salonda bulunan birilerinin gözünün içine baka baka söylüyor.

Dünya örnek bir direnişçiyi yitiriyor. İzzetbegoviç bugün toprağa veriliyor. Bağımsızlığa inanan herkesin, onun anısı önünde saygıyla eğilmesi gerekiyor!..
X