Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Bakırköy'de Cizreliler Derneği'ne saldırı: 1 ölü

    DHA - A.A
    03 Aralık 2009 - 08:08Son Güncelleme : 03 Aralık 2009 - 15:50

    Bakırköy'de Cizreliler Lokali'ne tabancayla ateş açılması sonucu 1 kişi öldü, 1'i ağır 4 kişi yaralandı. Saldırıda hayatını kaybeden Selim Dindar, Diyarbakır Cezaevi'nde yaşadığı işkenceleri anlatarak gündeme gelmişti.

    OLAY YERİNDEN FOTOĞRAFLAR

    Osmaniye Fabrikalar Caddesi 12 numarada bulunan Cizre Sosyal Kültürel Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği lokaline, dışarıdan kimliği henüz belirlenemeyen kişi ya da kişilerce tabancayla ateş açıldı.

    Olayda yaralanan Selim Dindar, Mehmet Gökalp, Hacı Ugiş, Abdullah Cangir ve Mehmet Sait Diclehan, Ethica Bakırköy Tıp Merkezine kaldırıldı.

    Yaralılardan Selim Dindar, yapılan müdahaleye rağmen hayatını kaybederken, durumu ağır olan Hacı Ugiş ameliyata alındı. Mehmet Gökalp ise ilk müdahalenin ardından Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edildi.

    Dernek lokali ve çevresinde inceleme yapan polis ekipleri, çok sayıda boş kovan buldu. Polis, saldırıyı gerçekleştiren kişiyi yakalamak amacıyla bölgede operasyon başlattı.

    Selim Dindar'ın ismini duyan hastaneye koştu

    /images/100/0x0/55eb0605f018fbb8f8a5fe81Polis, saldırıda ölen Selim Dindar'ın kimliğini öğrenince saldırının siyasi bir nedenle işlenmiş olabileceğini düşündü. Ancak kavgaya tanık olanların ifadeleri, Selim Dindar'ın öldürülmesinin kahvehanede başlayan sıradan bir kavga sonrası olduğunu ortaya koydu. Öte yandan Selim Dindar'ın öldüğünü duyan yüzlerce yakını hastaneye akın etti.

    Diyarbakır Cezaevi günlerini anlatarak gündeme gelmişti

    Silahlı saldırıda yaşamını yitiren iş adamı Selim Dindar'ın ilginç bir yaşam öyküsü olduğu ortaya çıktı. 12 Eylül Darbesi sonrası siyasi faliyetlerde bulunmadığı halde 1981'de tutuklanan ve 3 yıl Diyarbakır Cezaevi'nde kalan Selim Dindar, cezaevi günlerini önce 2003'de Radikal Gazetesi'nden Neşe Düzel'e anlatmıştı.

    Selim Dindar'ın Neşe Düzel'e verdiği röportadan:

    Selim Dindar, Radikal gazetesinde Neşe Düzel’e Diyarbakır Cezaevi’nde yaşadıkları işkenceyi şöyle anlatıyordu.

     

    “Akşama kadar eğitim vardı. Sabah koğuşun içinde yüz kişi sıraya tutuluyorduk. Esas duruşta askeri marşlar söylüyorduk. 60'tan fazla marş ezberlemiştik. Eksik ya da yanlış söyledin diye, bu marş söylemeler dayaksız geçmiyordu. Her koğuşta mutlaka muhbirler ve gözetleme delikleri vardı. Birbirimizle konuşamıyorduk, oturamıyorduk. Hep ayaktaydık. 24 saat dayak vardı. Her an, gecenin 12'si, sabahın üçü, dördü, koğuşa bir bölük asker baskın yapabiliyordu. Haydar denilen kalaslarla, coplarla, su borularıyla dövülüyorduk. Öğleden sonraları, gardiyan bize 'Eğitime hazırlanın' komutu veriyordu. İşte o zaman herkeste korkudan tuvalete gitme ihtiyacı doğuyordu.

     

    Dışarıdaki beton avludaki eğitimden canlı dönemeyeceğimizden korkuyorduk. Çünkü bu eğitimler işkenceyle yapılıyordu. Avlunun ortasında bir kapak vardı. Oradan hapishanenin ya da mahallenin lağımı akıyordu.

     

    Her birimiz tek tek o lağım suyunun içine indiriliyorduk. Lağımın içinde nefesimiz kesilene kadar tutuluyorduk. Diyarbakır Cezaevi'nde yatan herkes yaşadı bunu. O pisliği içmedim, yemedim diyen gururu yüzünden yalan söylüyordur. Bir de avluda sırtüstü yatırılıyorduk. Bacaklarımızı yerden on beş santim yukarıda tutuyorduk. Bacağı düşen dayak yemek için sıraya giriyordu. Kıştı, bir hafta boyunca gece o beton avluda suyun içinde yatırıldık. İhtiyacımızı suyun içinde yapıp, ısınmaya çalışıyorduk. Her koğuşta hoparlör vardı. Her gün cezaevinin amiri olan yüzbaşının konuşmasını esas duruşta bir saat dinliyorduk. Hasta biriydi. Yedinci Kolordu Komutanı'nın adamıydı. Oradan kendisine cezaevi için öldüren türden adamlar seçiyordu. Bunlar, bu vahşeti yaptıktan sonra nasıl yemek yediler, akşamları çocuklarını nasıl okşadılar insan bunu asla anlayamıyor.

     

    İtirafçılar dahi işkenceyi gördü. Elimde sigara söndürme izini görüyorsunuz. Yumurtalık bölgemde de sigara, kibrit söndürdüler. Mahkemede bir hemşerime tebessüm ettim diye bir gardiyan elime beş milimlik çivi çaktı. Copu ısırtıp, tekmeyle vurdular ve sonra ağzımdan dişlerimi copla birlikte çıkardılar. Ağzıma soktukları copu sağa sola döndürdüler, gördüğünüz gibi ağzımı bir yanından yırttılar. İnsanoğlunun bunları nasıl yapabildiğini hâlâ kavrayamıyorum. Gözümün önünde öyle çok olay oldu ki. Ölümler, işkenceler... Abbas Çelik diye bir köy sahibi vardı. Oğluyla birlikte içerideydi. Oğluna soktukları copu çıkartıp babanın ağzına veriyorlardı. Sonra babaya soktuklarını oğlunun ağzına veriyorlardı.”

     

    Yazının tamamı için

     

    Etiketler:
    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı