Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Bakan Yazıcı'dan Kılıçdaroğlu yorumu

    A.A
    11 Ocak 2012 - 11:15Son Güncelleme : 11 Ocak 2012 - 11:15

    Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı, “Sayın Kılıçdaroğlu Silivri'de arkadaşlarını ziyaret edip çıktığında mahkemeye, hakimlere, savcılara hakaret içeren o sözcükleri kullanmasaydı, daha sorumlu davransaydı böyle bir dava da açılmazdı. Birisi kanunun bir normunu ihlal ediyorsa o alanda görevli kamu kuruluşlarının işleme başlaması da bana göre onların takdirinde değil görevidir” dedi.

    Bakan Yazıcı, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu hakkında hazırlanan fezleke ve eski Genelkurmay Başkanı emekli orgeneral İlker Başbuğ'un yargılanmasıyla ilgili AA muhabirinin sorularını yanıtladı.

    Kılıçdaroğlu'nun, 9 Kasım 2011'de Silivri Cezaevi'ne yaptığı ziyaret sonrasındaki beyanlarına ilişkin olarak, Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, “adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs etmek ve kurum halinde çalışan kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret etmek” suçlamalarıyla soruşturma başlatıldığını hatırlatan Yazıcı, soruşturma kapsamında da Kılıçdaroğlu'nun milletvekilliği dokunulmazlığının kaldırılması için fezleke düzenlendiğine dikkati çekti.

    Hiç kimsenin suç işleme imtiyazının olamayacağını vurgulayan Yazıcı, “Sayın Kılıçdaroğlu, Silivri'de arkadaşlarını ziyaret edip çıktığında mahkemeye, hakimlere, savcılara hakaret içeren o sözcükleri kullanmasaydı, daha sorumlu davransaydı böyle bir dava da açılmazdı. Birisi kanunun bir normunu ihlal ediyorsa o alanda görevli kamu kuruluşlarının işleme başlaması da bana göre onların takdirinde değil görevidir” diye konuştu.

    “Adaletin, onurunun, şahsiyetinin korunması...”

    Mahkemenin manevi şahsiyetine, hakim ve savcılara hakaret edici sözcüklerin kullanıldığını belirten Yazıcı, şöyle konuştu:
    “Bunun karşısında bu tür fiili soruşturmakla görevli savcılığın susması, 'biz müstehakız' anlamına gelir ki o zaman da başka şeyler söylenirdi. Susmayıp işlem yapmaları da sırf kendileriyle alakalı da değil bana göre adaletin vakarının, onurunun şahsiyetinin korunmasına matuf böyle bir işlem süreci başlatılmış.
    Yani gidiyorsunuz ziyaret ediyorsunuz çıkışta bir şey söylüyorsunuz. Sonraki günlerde başka yerlerde benzer sözcükler kullanılmasıydı... O bir politika haline getirildi gibi algılandı. Kızgınlıkla, kontrolsüzce söylenen sözler tolere edilebilirdi ama maalesef Sayın Kılıçdaroğlu bunları başka yerde de tekrarladı. Yani ısrarlı bir şekilde bunu bir politika haline getirdi, o söyleminde ısrarcı oldu ve sürdürdü. Sonuç olarak fezleke hazırlandı. Keşke o da olmasaydı diğeri de olmasaydı. Yani o da konuşmasaydı ve ana muhalefet partisinin lideri için fezleke düzenlenmesi de söz konusu olmasaydı. Bu bakımdan üzüntü verici.”

    “Dokunulmazlık bir müessesedir”

    Yazıcı, Kılıçdaroğlu'nun, dokunulmazlığının kaldırılmasını içeren dilekçeyi, TBMM Başkanlığına iletmesiyle ilgili olarak da milletvekilliği dokunulmazlığının sadece kişilerle ilgili değil bir müessese olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.
    Bakan Yazıcı, “Yani çıkıp 'ben istiyorum benim dokunulmazlığımı kaldır, benim dokunulmazlığımı kaldırma' şeklinde değil. O bir müessesedir. Bu, Meclisin korunmasına, Meclisteki faaliyetlerin, Meclisi oluşturan üyelerin davranışlarını güvence altına alan bir müessese, bir mekanizmadır” değerlendirmesinde bulundu.

    Başbuğ'un yargılanması

    Bakan Yazıcı, eski Genelkurmay Başkanı emekli orgeneral İlker Başbuğ'un yargılanmasıyla ilgili yaşanan tartışmaları değerlendirirken de Türkiye'de kimsenin suç işlemesini, cezaevine girmesini, tutuklanmasını istemeyeceğini söyledi.

    “İnsanı Allah mahkemeye de düşürmesin, hastaneye de. Ama bu ülkeyi de mahkemesiz, hastanesiz bırakmasın” diyen Yazıcı, ancak son dönemde Türkiye'de daha önce benzeri görülmemiş hadiselerin yaşandığını kaydetti.

    Darbeye teşebbüs, seçimle gelmiş bir hükümeti ortadan kaldırmak, cebir kullanarak ya da maniple ederek eylem planlamakla suçlanan kişilerin yargılandığı bir sürecin yaşandığını ifade eden Yazıcı, hukuk devletinde en üstün gücün hukuk olduğunu söyledi.

    Hukuku uygulayanlar da yanlış yapabilir”

    Hukuku uygulayanların da yanlış yapabileceklerini belirten Yazıcı, “Önemli olan bunları minimize etmektir. Sonuçta bu mahkemenin nihai kararlarıyla belli olacak. Elbette ki mahkeme sürecine müdahale edilemez. Ama yargı kararları eleştirilemez diye bir durum yok. Doğru ise doğru denir, yanlış ise bu karar yanlış denir” şeklinde konuştu.

    Benzer durumda olan insanların benzer işlemlere tabi tutulmasının da hukuk güvenliğinin gereği olduğunu anlatan Yazıcı, şöyle devam etti:

    “Yani aynı fiili birlikte işlediğiniz iddiasıyla, size uygulanan işlem neyse sizinle birlikte o suçun ortağı olanlara da aynı işlemin yapılması lazım. Yargı önünde kişiler, tespih tanesi gibi eşittir. Camide cemaat neyse hakim karşısında sanıklar da odur. Onların makamına mevkisine mahkeme bakmaz, bakamaz. Bakarsa statülerine göre hukuk oluşturmuş olur. O da Anayasanın eşitlik kuralına aykırıdır. Kimse bunlardan tedirgin olmasın; elbette genelkurmay başkanlığı yapmış bir şahsın işlediği iddia edilen bir suçtan dolayı tutuklanmış olması üzüntü verici.”

    “Yargı süreçleri kısa olmalı”

    Yargı süreçlerinin de kısa olması gerektiğini ifade eden Yazıcı, “Verilecek olan kararların da adil olarak algılanır olması lazım. Ama davalar çok karmaşık, bir kısmı bitiyor derken, bir yere daha erişiyorsunuz bir grup daha ortaya çıkıyor. Onun da tahkikatı, açılan dava, onun birleşmesi, süreçleri uzatıyor. Sanırım bu süreç Türk siyasi tarihinde elbette ki Türk adalet tarihi bakımından önemli sonuçları olan bir süreç olacak” dedi.
    Etiketler:
    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı