Bakan Şimşek: Türkiye'nin temeli sağlam

İhsan DÖRTKARDEŞ, (DHA)
24.10.2008 - 16:08 | Son Güncelleme:

İNGİLTERE'nin başkenti Londra’da temaslarda bulunan Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Şimşek, Türkiye’nin ekonomik krize karşı bağışıklığı olmadığını, ancak sağlam temellere sahip bulunduğunu söyledi.

BBC Türkçe Servisi’nin sorularını yanıtlayan Şimşek, hiçbir ülke, şirket, veya hane halkının bu türden krize karşı bağışıklığa sahip olmadığını, ancak makro ekonomik temelleri sağlam olduğu için, Türkiye’ye olası etkisinin sınırlı olacağını anlattı. Şimşek, bankacılık sektöründe 2001 yılındaki kriz ardından muazzam rehabilitasyon dönemi yaşandığını bugün gelinen noktada bankacılık sektörünün sermaye yapısının güçlü hale geldiğini söyledi. Bakan Şimşek, şunları söyledi:

“1.5 yıl önce, bankacılık sektörüne ilişkin likidite, genel karşılık düzenlemesi yaptık. Bugün Türk bankacılık sistemi şoklara karşı Türkiye’yi koruyorsa, bu sadece 2001 sonrası çözümlerden kaynaklanmıyor. Bankacılık sektörüne ilişkin çok ciddi düzenlemeler yapıldı. Bankacılık sektörü şokları biraz yumuşatan bir yapıya sahip. Kamu sektöründe son birkaç yılda finansman dengelerinde önemli iyileştirmeler yaptık. Mesela, AB’nin Maastricht kriteri tanımına göre Türkiye’nin bütçe açığı, 2001 yılında örneğin, yüzde 20’nin üzerindeydi. Son üç yıldır, hatta 2008’i de dahil edersek, yüzde 1’in altında. Bütçe açıklarını azalttık. Özelleştirmeleri hızlandırdığımız için kamu sektörünün borçlanma ihtiyacı azaldı. Dolayısıyla kamu sektörünün durumu da sağlam.”

Bakan Şimşek, Türk özel sektörünün son birkaç yılda büyümenin bir bölümünün finansmanını dışarıdan sağlaması sonucu dış yükümlülüklerinin arttığını anlatırken, “Sektörel analiz yaptığımızda, örneğin diyelim otomotiv sektöründe, ihracatın toplam satışlara oranı yüksek, döviz borcunun da toplam borca oranı yüksek, ama birbirini dengeliyor. Çünkü ihracat geliri var. Bunu benzer şekilde, demir çelik, tekstilde ve elektronikte görüyorsunuz. Yani döviz borcu yüksek olan şirketlerin, aynı zamanda, toplam satışları içinde ihracatın payı da yüksek. Birbirini dengeleyen, riski aşağı çeken unsurlar da söz konusu” diye konuştu.

Şimşek, dünyadaki krizin Türkiye’yi iki kanaldan etkileyeceğini değerlendirdiklerini belirterek şöyle devam etti:
“Birinci kanal Türkiye’nin ihracat yaptığı piyasalarda eğer küçülme olursa, örneğin AB, ABD ve dünya bir resesyona girerse, ihraç ettiğimiz mallara olan talep azalabilir. İkincisi kredi kanalı. Türkiye hızlı büyüyen, Avrupa ile farkı kapatan bir ülke. Dolayısıyla dış finansman ihtiyacı yüksek. Tasarruf açığı olan bir ülke ve bu açığı dışarıdan borçlanarak kapatıyor. Dünyada büyük bir finans krizi varsa ve bu kredi piyasalarında bir daralmaya götürürse, bu Türkiye’nin büyümesini engelleyebilir. Türkiye’nin büyümesi bu nedenle gelecek yıl yavaş olabilir. Ne kadar yavaş? Şimdi büyük bir belirsizlik olduğu için ortaya bir rakam koymak zor ama biz bütçede Türkiye yüzde 4 civarında büyür diye bir rakam koyduk. Sektör temsilcileriyle bir araya gelerek diyalog ve bunu sürekli kılacak mekanizmaları kurmaya karar verdik. İkincisi, alınacak önlemlerin genel hatlarıyla ilgili açıklama yaptık.Bundan sonraki dönemde, tabii ki reel sektörün, ekonomik faaliyetlerin, küresel krizden az etkilenmesi için özel sektöre, reel sektöre desteği artıracağız. Bu KOBİ’lere faiz sübvansiyonu gibi adımlardan da bahsediyorum.”

Devlet Bakanı Mehmet Şimşek, “Bankalardaki mevduatlara garanti vermek söz konusu olacak mı?" sorusu üzerine, "Mevduatlara ilişkin güvende zedelenme olmadı. Şimdi ortada yangın yokken, bizim herhangi bir adım atmamızı ben doğrusu pek anlamlı bulmuyorum. Türkiye’de sistemde o anlamda sorunlar yaşansaydı biz de adım atardık. Bankacılık sektörünün sağlam olması bizim için en önemli avantaj olmuştur. Merkez bankamız, bankalar arası döviz piyasasını etkin hale getirdi. Bütçemizi sağlama almamız, para politikasında temkinli yaklaşım içinde olmamız bir adımdır. Bunların hiçbiri, günübirlik olaylara reaksiyon değil, bizim bir süredir devam ettirdiğimiz bir yaklaşımdır.”

IMF’DEN KAYNAK

Bakan Mehmet Şimşek, IMF ile iki başarılı programı Mayıs ayında bitirdiklerini, Türkiye’nin geldiği noktada yurt dışından IMF’den kaynak kullanmak zorunda kalmayacağını değerlendirdiklerini bildirirken, "Biz ihtiyati stand-by anlaşmasıyla ilgili bir takım diyaloglar olabilir dedik. Ve nitekim teknik düzeyde IMF ile ihtiyati bir stand-by anlaşmasına ilişkin diyaloglar var. IMF heyeti program sonrası gözden geçirme için Ankara’dalar. Altı ayda bir yapılıyor bu gözden geçirme için Türkiye’de. Stand by anlaşması için de diyaloglar var ama bu diyalogların ne zaman sonuçlanacağını ve nasıl sonuçlanacağına ilişkin şu aşamada bir açıklama yapmam doğru olmaz” diye konuştu.
Şimşek, Türkiye’de son birkaç yılda, çok yüksek cari açık oluşmasının arkasındaki en önemli nedenin finansmanının önemli bölümünün yabancı doğrudan yatırımlarla veya Türk şirketlerin orta ve uzun vadeli borçlanmalarıyla yapılmasından kaynaklandığını belirtirken, “Türkiye’ye sıcak para anlamında az sermaye girdi. Bu şekilde giren paranın önemli bir kısmı, ne yaparsanız yapın, böyle dönemlerde çıkabiliyorlar. Türkiye temelleri sağlam olduğu için, reel yatırımlar uzun vadeli yatırımlar açısından hala cazip. Türkiye’ye ilgi devam ediyor. Kısa dönemde finans piyasalarındaki dalgalanma o kanallar yoluyla oldu. Orada da yapılacak çok fazla bir şey yok” dedi.

Şimşek son OECD raporunda Türkiye gelir dağılımı eşitsizliği konusunda en üst sıralarda yer aldığı hatırlatılınca, gelir dağılımının hiçbir yerde tam adil olmadığını, Türkiye’de 2001’den bu yana gelir dağılımının daha adil bir hale geldiğini, bu konudaki politikalarına devam edeceklerini sözlerine ekledi.
Etiketler:


EN ÇOK OKUNAN HABERLER

    Sayfa Başı