Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Bak şu konuşana

Serdar TURGUT

Geçtiğimiz pazar günü, ilginç bir bilimsel inceleme yaptım.

Bilimsel incelememin konusu kendimdim.

İncelemenin amacı ise kendimin bir çocuk tarafından rahatsız edilmeye ne kadar tahammül edebileceğimin bilimsel olarak tespitiydi.

Bu önemliydi çünkü insan ne yazık ki çocuklarla muhatap olmadan yaşama imkânına sahip değil.

Böylesine ütopik güzellikte bir dünya henüz keşfedilmedi.

Onlara dayanmamın sınırını iyi tespit edersem eğer, anneler ve babalar için bir iyilik yapmış olacağımı düşünmüştüm.

Çünkü belirli bir sınırı aştıktan sonra beni rahatsız eden çocuğu öldürmemin hiç de tuhaf, yanlış bir şey olmadığını düşünmeye başlıyorum.

Bunun da anne ve babalar açısından hiç hoş olmayacak sonuçlar doğuracağı yolunda içimde bazı kuşkular var.

İsterseniz aşırı duyarlı deyin bana ama böyle düşünüyorum işte ne yapayım, elimde değil.

Dolayısıyla o günkü bilimsel inceleme bireysel açıdan olduğu kadar sosyal açıdan da önemliydi.

***

Ne yazık ki bilimsel inceleme başarısızlıkla sonuçlandı.

Bu araştırmayı kamuya açık bir yerde, beni rahatsız etmek için özel tedbirler almış olan çocuğun anne ve babasının en fazla iki metre uzaklıkta olduğu bir mekânda yaptım.

Böyle bir yeri seçmemin nedeni, ben kaçınılmaz olarak belirli bir süre sonra çıldırıp onu boğmaya başlayınca anne ve babanın çocuğu elimden almasına imkân sağlamaktı.

Baktılar ki bana deli gücü gelmiş, bunu başaramıyorlar o zaman da etraftan yardım isterler diye düşünmüştüm.

Ancak bütün bu stratejik planlamam boşa gitti.

Çünkü aniden farkettim ki ben çocuğu boğmaya başlasam bile anne ve baba ‘Ne yapalım bu da çocuğun kendi özgür tercihinin bir parçası’ diyecekler ve onu kurtarmaya teşebbüs etmeyeceklerdi.

Açıkça söylemek gerekirse anne ve babayı panikletmeyecek bir cinayet girişimi beni katiyen mutlu etmeyeceğinden, deneyi yarıda kestim...

Ve böylece takriben bir saat kadar daha çocuk gayet mutlu ve istikrarlı bir biçimde benimle uğraştı.

***

Bütün bunlara sebep çocuk eğitiminde Montessori sistemidir, bunu da bilin.

Montessori sistemi diyor ki, çocuğunuzun kendine özgüvenini oluşturmak için onun kendi kendini ifade etmesine sınırsız özgürlük tanıyın.

Böylece teoriye göre çocuğun kendine güveni yerine gelecek ve o sağlam karakterli bir insan olacak ilerde.

Anladığım kadarıyla çocuğun anne ve babası Montessori sistemine tapmaktalar.

Ya da bu sistemi bulan şirketten hisse senedi filan almışlar.

Başka bir açıklaması olamazdı davranışlarının yemin ediyorum.

Çocuk ise, ben eminim ki Montessori metodunu bulan kişinin- ki bunun da isminin Montessori olması beni şaşırtmayacaktır-kitabını yazarken hayal ettiği çocuk olmalıydı.

Düşünsenize, çocuk benim yanımda oturdu ve yaklaşık bir buçuk saat kadar her 30 saniyede bir koluma vurarak konuştu.

Ve anne ile baba, bu kesinlikle acımasız katliamı kılları bile oynamadan ve zaman zaman da gülümseyerek izlediler.

***

Şimdi düşünüyorum da bu çocuğun kendi özgüvenini oluşturma yöntemi ilginç bir süreklilik ve istikrar gösteriyor.

Örneğin, kaderin garip bir cilvesi sonucunda iki hafta kadar önce Palandöken'de 48 saat boyunca çocuk, ben ve ailesi hep birlikteydik.

Size yemin ediyorum yine aynı yöntemi kullanarak, yani koluma sürekli vurarak yaklaşık 120 kez ‘Saddam bugün ne dedi?’ sorusunu sordu bana.

Ben gazeteciyim ya, ona göre bunu bilmem gerekiyordu.

100'üncü kez bu soruya muhatap olduğumda gayet aktif bir şekilde otele büyük bir çığ düşüvermesi için dua etmeye başladım.

Çığ düşerse en azından sonrasında büyük bir sessizlik olacaktı ve dahası bu sessizlik hayli de uzun sürecekti.

Ancak ne yazık ki bu dileğim kabul görmedi.

***

Peki ne yapılmalı?

Bence sorunu kökten çözmek için ortaya yeni atılan çocuk yetiştirmede Ezzo metodunu kullanmalı.

Ezzo özet olarak diyor ki, ‘çocuğu arada bir dövmenin hiç zararı olmadığı gibi, yararı da vardır’.

Tabii biz 40 yaşını aşmış Türk vatandaşları olarak ezzo sistemini bundan yaklaşık ortalama 37 yıl önce keşfetmiştik.

O günlerde ilk dayağımızı yediğimizde dünyamız hayli değişmişti.

Bunu takip eden dayak fasıllarında dünyamızdaki değişme, hız kazanmıştı.

Örneğin ben, babam beni çok dövdü diye 16 yaşında Marksist olarak ondan öcümü aldım.

Anlayacağınız sistemin adını ne koyarsanız koyun ama çocukları ne olur arada bir pataklayın olur mu?

***

Tabii bunu söylerken pazar günkü çocuğu kastetmiyorum.

Onun dövülmesine karşıyım çünkü belki inanmayacaksınız ama 8 yaşında olmasına rağmen benim bütün yazılarımı okuyor.

Anlayacağınız bu çocuk ya ilerde büyük bir deha olacak ya da seri cinayetler işlemeye başlayacak.

Çünkü beni bu yaşta okuyup, üstelikte gayet iyi anlayan bir insanın ilerde rutin ve normal olabilmesine de katiyen imkân yok, bilmem anlatabiliyor muyum?













X