Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Bahçeli 'demokatik açılım' oturumunda konuştu

    A.A
    13 Kasım 2009 - 21:12Son Güncelleme : 13 Kasım 2009 - 21:24

    MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “Bugün yüce Meclisin önüne PKK açılımıyla çıkan AKP hükümeti, 7 yıllık iktidarı dönemindeki acz ve zafiyetlerden sonra terör örgütüne teslim olma noktasına gelmiştir. Terörle mücadele bırakılmış, terörle müzakere ve mütareke süreci başlatılmıştır” dedi.

    Bahçeli, “demokratik açılım” konusunda, TBMM Genel Kurulunda yapılan  genel görüşmede, partisinin görüşlerini açıkladı.

    Sözlerinin başında, terörle mücadelede vatan ve bayrak uğruna toprağa  düşen şehitleri rahmet, minnet ve şükranla andığını ifade eden Bahçeli, gazilere  de şükranlarını sundu.

    “Bugün, Türkiye Büyük Millet Meclisi, 89 yıllık kutlu tarihinin en  talihsiz günlerinden birisini yaşamaktadır” diyen Bahçeli, Türk milletinin  kurtuluşu, bağımsızlığı, hürriyeti ve birliğinin en büyük temsilcisi olan, en  muhteşem mekanı olan bu çatı altında konuşulan konulardan üzüntü duymamanın  mümkün olmadığını söyledi.

    Bahçeli, “Türkiye'yi 7 yıldır derin uçurumlara sürükleyen, yönetim  iradesini başka başkentlerin yörüngesine oturtanların, milleti bölme hayallerinin  burada tartışılmak durumunda kalınmasının son derece kaygı verici olduğunu”  vurgulayarak, şöyle devam etti:
    “Hükümet eliyle Türkiye için bölünme modelleri arayışına girilmesine,  siyasi tarihimizde ilk defa şahit olunmaktadır. Dün, Meclisin ilk Başkanı olan  Mustafa Kemal'in Anadolu'ya çöreklenmiş işgalcileri atmak için verdiği mücadeleye  bakınız. Bugün, aynı çatı altında bulunanların getirdikleri tekliflere bakınız.  Dün, bir milletin bağımsızlık savaşını tıpkı bir savaş karargahı gibi doğrudan  yönetmiş muhterem kahramanların vatanı kurtarmak için verdikleri mücadeleye  bakınız. Bugün, bu mücadeleyi sorgulatmaya çalışanların çırpınışlarına bakınız.  Dün, Malazgirt'ten buyana bu toprakları vatan yapmak için can vermiş milyonlarca  aziz şehidin ve gazinin mücadelesine bakınız. Bugün, şehidini sorgulatan bir  anlayışın düştüğü çaresizliğe bakınız. Dün, dağınık, moralsiz, umutsuz, yoksul  bir milleti bir araya getirmek için elele vermiş; yılgın, küskün, moralsiz  kitlelerden büyük bir millet meydana getirmiş kahramanlara bakınız. Bugün, aynı  muhteşem milleti otuzaltıya bölmeye çalışanların heveslerine bakınız.”
           
    “BUGÜN BURADA NEYİ TARTIŞACAĞIZ?”
             
    “Bugün burada neyi tartışacağız?” diyen Bahçeli, şu soruları yönetti:
    “Nasıl bölüneceğimizi mi? Nasıl ayrılacağımızı mı? Kardeşlerimizi nasıl  terk edeceğimizi mi? Bugün burada hangi konuda uzlaşacağız? Devletimizi nasıl  parçalayacağımızı mı? Topraklarımızı nasıl taksim edeceğimizi mi? İllerimizi  kimlere vereceğimizi mi? Bugün burada hangi karara varacağız? Şehitlerimize nasıl  ihanet edeceğimizi mi? Gazilerimizi bir kez daha nasıl yaralayacağımızı mı?  Asker, polis ve korucularımızın hatıralarını nasıl ayaklar altına alacağımızı mı?  Aylardan beri görüşmek, buluşmak, konuşmak, temas kurmak istiyordunuz. İşte  buradayız. Milletimizin gözü önünde ve onun şahitliğinde bilmek ve duymak  istiyoruz: Maksadınız bunlardan hangisidir? Bize ne anlatmak istiyorsunuz? Bizden  istediğiniz nedir? Bunların hangisini tartışıp, hangisinde uzlaşacağız? Bunların hangisini kabul edip, hangisine destek vereceğiz?  Bunların hangisine onay verip, hangisini savunacağız?  Ve Allah esirgesin, bunlara izin verirsek, göz yumarsak,  görmezden gelirsek, Muhterem ecdadımıza, ne diyeceğiz? Ne anlatacağız? Ne  söyleyeceğiz? Şayet varsa, bir yolunuz ve bahaneniz siz söyleyiniz. Gafletteydik,  uyuyorduk, güçsüzdük mü diyeceksiniz? Görmedik, bilmedik, düşünmedik mi  diyeceksiniz? Oy peşindeydik, günü kurtarmaya çalışıyorduk mu diyeceksiniz? Bu  mekanda ayakta alkışladığınız küresel güçler, öyle istiyordu, pazarlıklar  böyleydi, arkamızdan itiyorlardı mı diyeceksiniz? Ne yapalım, strateji  kuruluşları böyle tavsiye ettiler. Birbirinden değerli zevat da böyle buyurdular.  Çaresiz kaldık, boynumuzu eğdik mi diyeceksiniz? Devlet kurumları görülmemiş uyum  içindeydi, Birileri de önümüzde fırsat var, kaçırmayalım demişti, Biz de razı  olduk mu diyeceksiniz? Bunun hesabını iki cihanda nasıl vereceksiniz?”
           
    “TÜRK MİLLETİ BUNU KABUL ETMEZ”
             
    MHP Genel Başkanı Bahçeli, Türk milletinin bunu asla kabul etmeyeceğini  ifade ederek, mezhebi, kökeni, yöresi ne olursa olsun, hiçbir kardeşinin buna  razı olmayacağını bildirdi.

    “Türkiye bir ve bütün olur, bu oyuna gelmez. Kardeşliğine, birliğine ve  varlığına musallat olan bu tehlikeyi elinin tersiyle iter” ifadelerini kullanan  Bahçeli, sonsuza kadar var olmanın inancıyla, yıkımın muhataplarına da hak ettiği  dersi vereceğini söyledi.

    Bahçeli, “Yaşattığı buhranın, sarstığı kardeşliğin, tehlikeye düşürdüğü  birliğin hesabını da mutlaka sorar. Ve niyet sahiplerini uyarıyorum, MHP'nin  Mecliste bulunan 69 kişilik birbirinden değerli arkadaşlarım ve milyonlarca  Türkiye sevdalısı, al bayrağımıza kem gözle bakanların hakkından gelir. Bugün  aldığınız oya bakıp, 'Türkiye'nin tamamıyız' deyip duruyorsunuz, dikkat edin;  Hakkari'den, Edirne'ye, Artvin'den, Muğla'ya, Van'dan İzmir'e, Trabzon'dan  Mersin'e kadar bu kutlu vatanda yaşayan bütün kardeşlerim hesaplarınızı boşa  çıkartır ve gerçeklerle yüzleştirir” diye konuştu.

    Türk milletinin bugün son derece endişeli, huzursuz ve tedirgin;  karşılarındaki sorunun da çok ciddi bir beka sorunu olduğunu ileri süren Bahçeli,  bu açılımın amacı, anlamı ve sonuçlarının iyi ve doğru anlaşılmasının büyük önem  taşıdığını vurguladı.

    Bahçeli, bunun meşruiyetinin değerlendirilmesinde, yegane ölçünün,  Anayasanın çizdiği hukuki ve siyasi çerçeve olduğuna dikkati çekerek, Anayasanın  bu konudaki hükümlerine işaret etti.

    “PKK açılımının bu temel ilkeler ışığında anlaşılması ve  değerlendirilmesi kaçınılmazdır” diyen Bahçeli, Türkiye'nin son 25 yıldır milli  varlığını hedef alan silahlı terör ve bölücülük sorunuyla karşı karşıya olduğuna  anlattı.

    Bu süreçte, terörle mücadelede çok ağır bedeller ödendiğini vurgulayan  Bahçeli, bu şerefli mücadelede 2002 yılına gelindiğinde terörün belinin  kırıldığını, bitme noktasına getirildiğini söyledi.
           
    “TERÖRE TESLİM OLMA NOKTASINA GELDİ”
             
    AK Parti hükümetinin, terörün sıfır noktasına geldiği bir Türkiye  devraldığını öne süren Bahçeli, ancak, aradan geçen 7 yılda terörün yeniden  tırmandığını, etnik bölücülük hiçbir dönemde görülmemiş bir şekilde cüret ve  mevzi kazandığını öne sürdü.

    “Bugün Yüce Meclisin önüne PKK açılımıyla çıkan AKP hükümeti, yedi  yıllık iktidarı dönemindeki acz ve zafiyetlerden sonra terör örgütüne teslim olma  noktasına gelmiştir” diyen Bahçeli, şözlerini söyle sürdürdü:
    “Terörle mücadele bırakılmış, terörle müzakere ve mütareke süreci  başlatılmıştır. Terörün tasfiyesi yerine, milli kimliği ve milli devleti tasfiye  etmek için yola çıkan hükümet, bölücülüğün önünü açmıştır. Terörün talepleri  siyaset sahnesine taşınmış, etnik bölücülük meşruiyet zemini kazanmıştır. PKK  açılımıyla yapılmak istenen, terörün silah ve şiddetle yapamadığının siyasi  yollarla hayata geçirilmesidir. Yüce Meclis maalesef bugün PKK'ya teslimiyetin  belgesi olan bu yıkım projesini görüşmektedir. Hükümetin PKK açılımının hareket  noktası; terörden beslenen bölücülük sorunun etnik ve meşru kimlik ve hak talebi  sorunu olarak tanımlamasıdır. Sorunun kaynağı ve esası; bireysel hak, temel  hürriyetler ve demokratikleşme özlem ve talepleri değildir. Yapılmak istenilen,  bireysel kültürel haklar değil, oluşturulmak istenen bir azınlığın kolektif  olarak kullanacağı siyasi azınlık haklarıdır.”
           
    “HAREKET NOTKASI YANLIŞ VE SAKATTIR”
             
    Bahçeli, AKP'nin açılım sürecinin hareket noktası ve temelinin, bu  nedenlerden dolayı yanlış ve sakat olduğunu belirtti. Terörün baskı altına aldığı vatandaşların  yegane siyasi temsilcilerinin, eli kanlı veya silahı bırakmış
     teröristler değil, yalnızca bu çatı altında bulunanlar olduğunu vurgulayan  Bahçeli, şunları kaydetti:
     “Bu vatan, bundan bin yıl önce gerçek sahibini bulmuştur. Aradan geçen  on asır, bu coğrafyadan tarihe damgasını vurmuş bir büyük milleti ortaya  çıkarmıştır. Bunun adı Türk milletidir. Bu iftihar ettiğimiz beşeri varlık,  köklerin, kökenlerin, dillerin, mezheplerin üstünde bir maddi ve manevi bağ ile  birleşmiştir. Bizleri bir araya getiren, acılarımız, anılarımız, zaferlerimiz,  hüzünlerimiz ve coşkularımız olmuştur.

    Her çekilen halay, her dövülen davul, her buluşulan düğün, her açılan  duvak, her doğan çocuk, her sallanan beşik, her tüten ocak, her can veren şehit  bizi bir millet yapmıştır. Bin uzun yılda kız alıp vermiş, fetihlere katılmış,  işgale direnmiş, vatanı kurtarmış, birlikte üzülmüş, sevinmiş, ağlamış ve  gülmüştür. En önemlisi de evlatlarımız bu değerler uğruna şehit düşmüştür.  Tekraren ilan ediyorum: Bizi bugüne getiren kökenimiz, doğduğumuz yer, muhterem  anamızın dili, ruhumuzu teslim ettiğimiz inancımız ve mezhebimiz ne olursa olsun,  bizim adımız Türk milletidir.”
    Bahçeli, son 200 yılda bu coğrafyada yaşananların tamamının, bu tertemiz  ve soylu milleti Anadolu'dan göndermek üzerine oynandığını bildirdi.
           
    “BURASININ ADI TÜRKİYE, MİLLETİNİN ADI TÜRK MİLLETİDİR”

    Türkleri Anadolu'dan atmak hayalinin, yüzyılları aşarak günümüze kadar  ulaşan vazgeçilmez bir emel olduğunu dile getiren Bahçeli, “Aziz milletimiz,  altı asırlık hükümranlığının sonucunda, ana yurda, baba toprağının sınırlarına,  asli unsurun ocağına dönmüştür. Bu tarihten sonra, büyük Türk milleti için  dönülecek başka toprak parçası, gidilecek başka göç güzergahı ve verilecek başka vatan köşesi de kalmamıştır.  Anlamakta ve anlamlandırmakta güçlük
     çekenlere tekrarlıyorum: Burasının adı Türkiye, milletinin adı ise Türk  milletidir” diye konuştu.

    Bahçeli, ya bu topraklar ve üzerinde yaşayan milletin bir ve bütün tutulacağını,  ya da Türk milletinin Anadolu'dan atılacağını ve tarihten silineceğini ifade ederek, şu görüşleri dile getirdi:
    “Bilmeyenleriniz varsa, ben buradan tekraren söyleyeyim; bunun adı  tarihi Şark meselesidir ve tarafları bellidir. Bir yanda Türk milleti, diğer  yanda yedi düvel. Bir yanda milletimiz, inançlarımız, değerlerimiz ve bayrağımız;  diğer yanda haçlı zihniyeti. Bugün adının değişmiş olması, maskelerin değişmiş  olması, bu tarihi emelleri değiştirmemiştir. Bunu görmek lazımdır. Bunu bilmek  lazımdır. Adına ne denirse denilsin, ister fırsat, ister çare, ister yol  haritası, ister açılım, dayatılmak istenenler Şark Mesele'sinin bugünkü  uzantısıdır.”

    Bahçeli, coğrafya tartışılırsa, milletin, millet tartışılırsa devletin,  devlet tartışılırsa bayrağın, bayrak tartışılırsa varlıklarının ortadan  kalkacağını belirterek, şunları ifade etti:
    “Bunlar ne fantezi bir düşünce, ne bir vehim, ne bir sendrom, ne bir  paranoyadır. Binlerce yıllık insanlık tarihinin, yüzlerce yıllık milletler  mücadelesinin, millet olmanın inceliklerine nüfuz edebilmiş bir yüksek  fikriyatın, derin duyuşun ve milli tarihe vakıf olmanın eseri ve sonucudur.  Bunlar benim şahsi fikrim değil, bin yıllık millet varlığının bu topraklarda  tutunmak için, kanla, gözyaşıyla, çileyle bugüne aktardıkları stratejik miras ve  emanetlerdir. Bütün bu gelişmeleri ve yorumlarımı, iyi niyetli olduklarını  düşünmeye devam etmek istediğim iktidar partisinin değerli milletvekillerine ve  yüce meclise hatırlatmak isterim. Bir kez daha düşününüz. Bir kez daha oynanan  oyunun bütününü tarihi perspektif ile dün, bugün ve gelecek vizyonuyla  değerlendiriniz. Karşımızda, yeni bir Sevr dayatması olduğunu mutlaka  göreceksiniz. Yüzyılın başındaki küresel aktörlerin, oyunların ve parçalanma  taleplerinin sadece isim değiştirmiş olduğunu da bileceksiniz.”

    MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, içi ve  içeriği bilinmeyen bir demokrasi arayışı için Türk milletini dağıtmak ve harcamak  gibi bir lüksün olamayacağını söyledi.

    Genel Kurulda, “Demokratik Açılım” ile ilgili genel görüşmede konuşan  Bahçeli, Hükümetin çeşitli isim zinciri arasından en sonunda karar kıldığı  kavramın, “Milli Birlik Projesi”, bunun formülü olarak da sunduğu reçetenin  “Demokrasi” olduğunu söyledi.

     Her ikisinin de çağdaş bir toplum arayan herkes için cazip, sıcak gelen,  hoşa gidecek davetkar kavramlar olduğunu kaydeden Bahçeli, “Burada bu  kavramların nasıl bir makyaj içerdiğini, bunların hangi niyetleri maskelediğini  açıklayacak değilim. Zaten buna da zaman yoktur” dedi.

    Demokrasinin, kendileri için de vazgeçilmez temel siyasi zemin olduğunu  kaydeden Bahçeli, ancak demokrasinin aynı zamanda, içi boş bir demokrasi  arayışında ülkelerini maceralara atan yöneticiler için, ustaca hazırlanmış bir  tuzak anlamı da taşıdığını ifade etti.

    Özellikle emperyal fikirlerin ve emellerin çağımızda en iyi saklandığı  sığınağın demokrasi iddiası olduğuna işaret eden Bahçeli, şunları söyledi:
    “En güçlü bahane ise mazlum milletlere demokrasi götürme olmuştur.  Terörist başı bile ayrı bir devlet kurma fikrini 'demokratik Cumhuriyet' denilen  bir istismarın içine sıkıştırmak durumunda kalmıştır. Hükümetin, Kürt sorunu  diyerek başlattığı sözde açılım süreci de kısa zamanda demokrasi ambalajının  arkasına saklanmıştır.

    Başbakan Erdoğan, gittiği her yerde 'demokrasinin eksikliğinden',  sorunları 'demokrasinin çözeceğinden' bahsetmeye başlamıştır. Sayın Cumhurbaşkanı  da yasama yılının açılışındaki konuşmasının tamamına yakınında, farklılaştırma  odaklı düşüncelerini demokrasiye atfederek yapmıştır.

    Elbette demokratik kültürün yeni gelişme alanları, demokrasi fikrini de  demokrasi ihtiyacını da değiştirip geliştirmektedir.

    Ancak, Sayın Başbakan'ın etnik kimlikleri kaşırken kullandığı ve Sayın  Cumhurbaşkanının da farklılıklara vurgu yaparken sözünü ettiği eksikliğin,  gerçekten bir demokrasi noksanı olup olmadığı tartışılmalıdır.”
           
    “FERTLER ARASINDA AYIRIM YOKTUR”
           
    Kimliklere yönelik bir baskıdan söz edebilmek için vatandaşların sahip  oldukları temel hak ve özgürlükleri düzenleyen Anayasaya bakılması gerektiğini  vurgulayan Bahçeli, “Burada temel soru, milletimize mensup ve devletimize  vatandaşlık hukuku ile bağlı olan kişilere ırkı, dini, dili, mezhebi veya kökeni  itibariyle kanunlar nezdinde bir ayrımcılık yapılıp yapılmadığı konusudur”  dedi.

    Anayasanın hükümlerince, Türkiye'de fertler arasında hiçbir sebeple  ayırım olmadığını dile getiren Bahçeli, her ferdin, Anayasada da gösterilen bütün  insan hak ve özgürlüklerine sahip olduğunu kaydetti. Bahçeli, hiçbir vatandaşın,  yasalar karşısında eşit vatandaşlık haklarını fiilen ve hukuken kullanamadığını  iddia edemeyeceğini veya bu haklardan mahrum olduğunu söyleyemeyeceğini ifade  etti.

    Devlet Bahçeli, “Bugün gerçekten de iddia edildiği gibi ülkemizin bir  bölümünde bir eşitsizlik var ise bu, yılların ihmaliyle oluşmuş yokluk ve  yoksulluğun neden olduğu mahrumiyettir. Bir demokrasi sorunu ve özgürlük  eksikliği varsa bunun önündeki engeller de devlet yapımızda ve yasalarımızda  değildir.” diye konuştu.
           
    “SOSYAL VE EKONOMİK TEDBİRLER ALINMALI”
           
    Yöredeki vatandaşların tam bir mahkumiyet içinde bulundukları katı feodal  yapının ve terörün neden olduğu ferdi özgürleşme sorunu bulunduğunu belirten  Bahçeli, bu özgürlüğün, kimliklerin kaşınmasıyla değil, feodal baskı ortamının ve  terör baskısının ortadan kaldırılması için sosyal ve ekonomik süreci  hızlandıracak tedbirlerin alınmasıyla mümkün olabileceğini vurguladı.

    Bahçeli, 7 yıldır iş başında olan Hükümetin bu tedbirleri almasında bir  engel olmadığını kaydederek, “Ancak, bunları ihmal edip, ferdin sahip olduğu  haklar dışında millet bütünlüğü içinde yer alan bir topluluğa değişik adlar  altında, siyasal haklar vermeye çalışmanızı kabul etmeyiz. Edemeyiz” dedi.

    Devlet Bahçeli, şayet Türkiye'de insanların bir kısmında kendilerini  ifade edememe sorununun varlığı iddia ediliyorsa, bu sorunun çözümündeki engelin  anayasal değil sosyolojik ve ekonomik olduğunu söyledi.

    Milletleşmeye katılamayacak kadar geri bağ ve bağlantıları aşamamış bir  ferdin, hangi dili konuşursa konuşsun, sorunların asla tükenmeyeceğini anlatan  Bahçeli, şöyle devam etti:
    “Türkiye Cumhuriyeti, bugüne kadar hangi etnik kökenden gelene menşeini  sormuş ve ayrımcı muamele etmiştir? Kucaklayıcı ve konuksever gönlüne sığınmak  isteyen hangi topluluğu reddetmiş, hangisini menşei itibariyle aşağılamıştır?  Hangi Başbakan'a, hangi Bakana veya hangi iş adamına kökeni nedeniyle farklı  muamele yapılmış, bireysel yükselme yolları sözde ayrımcılık nedeniyle  tıkanmıştır? Kim ülkemizde kökeni nedeniyle, anasının dili nedeniyle, yönetime,  siyasete, ticarete, idareye, memuriyete, bürokrasiye giremediğini iddia edebilir?  Kim cumhurbaşkanı, başbakan, meclis başkanı, general, profesör, vali, bürokrat ve  büyükelçi olamayacağını söyleyebilir?
    İşte bu yüce Meclis çatısı altında ve hükümet bünyesinde yer alan  arkadaşlarımıza lütfen bakınız. Fikirlerine katılmayız, düşüncelerini  benimsemeyiz, hatta şiddetle karşı çıkarız, ama aileleriyle de doğdukları  yörelerle de iftihar ederiz. Hepsi bizim milletimizin evlatlarıdır. Bu yörelerden  gelen sayın üyelere hayatın her alanında kapı açan bir hukuk sistemi, neden  birilerini dağa çıkmaya sevk etmiş olsun?

    Hükümetin yapacağı şey, kimlikleri kaşımak değildir, tahrik etmek  değildir. Bir;i önce otuz altıya bölüp, sonra tekrar bir yapmaya çalışmak  değildir. Türk milleti zaten birdir, devleti birdir, vatanı birdir, bayrağı  birdir ve lisanı birdir. Yapacağınız iş, teröre teslim olmak değil, ortadan  kaldırmaktır.”
           
    ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
             
    Kendilerinden çözüm önerileri istendiğini belirten Bahçeli, bu önerileri  şu şekilde sıraladı:
    “Yurt içinde ve yurt dışındaki bütün teröristler silahlarıyla birlikte  teslim olmalıdır. Tamamı Türk adaletine hesap vermeli ve verilecek hükme rıza  göstermelidir. Yokluk, işsizlik, yoksulluk çemberini kırarak bu mevkilere kadar  ulaşmak için yola çıkmış diğer evlatlarımızın önünü açacak tedbirleri  geliştirmektir. Anayasa, ülkemin herhangi bir yerinde doğmuş vatandaşıma  ülkemdeki her mevki ve makama yükselme hak ve imkanlarını sonuna kadar  vermektedir.

    Anayasayı kurcalayarak, kolektif kimlik ve hakların oluşmasına cevaz  vererek ulaşacağımız sonuç, bilmelisiniz ki kutuplaşma, bölünme, çatışma ve  ayrılıştır.”

    Devlet Bahçeli, devlet çöküntüye uğrasa da demokrasi kesinti yaşasa da  eğer millet ayaktaysa, yıkılmamışsa, dağılmamışsa, ayrışmamışsa kaybedilen bu  değerlerin tamamını yeniden inşa etme imkanının her zaman var olduğunu kaydetti.  Bahçeli, “Geçmişte 15 olduğunu söylediğimiz yıkılışların, 16 kuruluşla  sonuçlanmasının esas nedeni ve gerçek dayanağı da budur. Milletin varlığını ve  birliğini koruması ve sürdürmesidir” dedi.
           
    “İÇERİĞİ BİLİNMEYEN DEMOKRASİ ANLAYIŞI”
             
    Bahçeli, içi ve içeriği bilinmeyen bir demokrasi arayışı için Türk  milletini dağıtmak ve harcamak gibi bir lüks olamayacağını ifade etti. Bahçeli,  bu arayışı, devletin ve özellikle milletin önüne çıkaran anlayışların, iyi  niyetli bile olsalar, nasıl yıkıma götürebileceğini anlamak ve ders almak için  son iki asırlık tarihe bakmalarının yeterli olacağını söyledi.

    Mustafa Reşit Paşa'nın, Mehmet Ali Paşa'nın, Fuat Paşa'nın ve Mithat  Paşa'nın siyasal hayata katkılarının olduğunu inkar edemeyeceklerini kaydeden  Bahçeli, ancak aynı şahısların, Osmanlı İmparatorluğu'nu yıkıma kadar götüren  sürecin mimarları arasında olduklarının da gözden kaçırılmaması gerektiğini  vurguladı.
           
    “TEMEL KAYGIMIZ, YENİ KİMLİKLER OLUŞTURULMASI”
           
    Temel kaygılarının, sürecin, millet bütünlüğünü parçalayarak, yeni  kimlikler oluşturması olduğunu belirten Bahçeli, ortaya çıkan bu kimliklerin,  kendilerine yeni idari çekim merkezleri bulacağını ve millet yapısının  parçalanarak, milli ve üniter devletin çökme noktasına geleceğini ifade etti.

    Bahçeli, kendilerinin siyaseti birleştirme ve uzlaştırma üzerine inşa  ederken, Hükümetin tercihinin ayrıştırma ve farklılaştırma üzerine olduğunu öne  sürdü.

    Siyaset kurumu eliyle toplumda ortaya çıkacak olan benzeşme ile barış,  refah, huzur ve gelecek üzerinde ittifak sağlanabileceğini belirten Bahçeli,  böylesi bir kaynaşma sürecinin devam etmesiyle bir devlet çatısı altında ve  millet kimliği ile yaşama arzusunun güçlü ve kalıcı halde tutulabileceğini  anlattı.

    Millete dayalı güçlü ülkelerin tamamına yakınının, yeni kimlik  oluşturacak ve kolektif ayrılıklara yol açacak girişimleri reddeden anlayışları  geliştirdiğini belirten Bahçeli, şöyle devam etti:
    “Kaynaşma ile bir arada yaşama, farklılaşma ile ayrışma arasında istense  de istenmese de yakınlaşma ve doğal paralellik olacaktır. Kısaca aykırılıkların  ayrılıklara; benzeşmelerin birleşmelere temayül göstermesi kaçınılmazdır.
    Farklılıklar sürekli vurgulanarak, körüklenerek, kışkırtılarak birlikte  yaşama imkanı nasıl sağlanacaktır? Önce üniter yapı içinde otonomi, sonra  federasyon ve sonra bağımsız devlet kurma talepleri nasıl önlenecektir? Yıllardan  beri Avrupa Birliğinin dayatmalarıyla, sözde aydınların oluşturduğu işbirlikçi  lobilerin baskısıyla bitmek bilmeyen taleplere karşı verilecek tavizin son sınırı  nerede çekilecektir? Aldıkça iştahı kabaran ve adım adım emellerine yaklaşan  bölücülüğün duracağı yer neresi olacak, Hükümetin direnci nerede ortaya  çıkacaktır?

    Birilerinin ayrıştırmaya, bölmeye yönelik talepleri demokrasi içinde  görülecekse, bilinmelidir ki; bizim misli ile göstereceğimiz tepkiler de aynı  demokratik çerçevede olacaktır. Dikkatinize sunmak isterim, kesinlikle vermek  istemeyenlerle, ısrarla almak isteyenler arasındaki engeller zayıfladığında,  mesafeler kısaldığında, taraflar görüş menziline girdiğinde ortaya çıkabilecek  gelişmeler hakkında aranızda bir fikri olan veya öngörü geliştiren var mıdır?  Özellikle açılım sürecini farklılıklar üzerine oturtmaya çalışanlar, PKK  taleplerine göz kırpanlar bu sorulara gerçekçi bir cevap vermek  durumundadırlar.”

    Devlet Bahçeli, bu cevapları vermeleri gereken ancak hazırlıkları  olmayanlara, hayatın müştereklerinin bağlayıcı kuvveti, farklılıkların  zayıflatıcı etkisinden mutlaka üstün olduğunu hatırlatmak istediğini söyledi.
           
    “SOYUT DEMOKRASİ, SANAL AÇILIM”
             
    “Herkes anasının dilini konuşup konuşmamak hususunda serbesttir” diyen  Bahçeli, bunun gündelik hayattaki özel münasebetlerin kurulmasında bir engel  oluşturmadığını, buna mani olacak kimsenin de olmadığını söyledi.

    Ancak resmi dilin dışındaki ikinci bir dilin kamusal alanda resmiyet  kazanmasının milletin birlik ve devamlılığını durduracağını kaydeden Bahçeli,  “Eğer Türkçemiz, hepimizin günlük iletişim dili olmaktan çıkarsa bilimin,  sanatın, yargının, eğitimin, idarenin dili olmaktan da adım adım çekilir ve  sonunda yönetim gücü ortadan kalkar.

    Bahçeli, “Soyut bir demokrasi putu peşinde ve sanal açılım paketleri ile  milletin ufalanmasına göz yummalarının ve millet birliğinden vazgeçmelerinin asla  mümkün olmayacağını söyledi.
           
    DEMOKRATİK AÇILIM
             
    Devlet Bahçeli, “Sözde açılım projesinin”, bölgede su ve enerjiyi ele  geçirmek, kontrol altında tutmak ve stratejik olarak rezerve etmek isteyen  küresel gücün yazdığı Büyük Ortadoğu Projesi'nin dayatması olduğunu iddia etti.
    Devlet Bahçeli, şöyle devam etti:
    “Tarihi kökleri itibariyle sömürgeciliğe karşı duruşu ve mazlum İslam  ülkelerinde mücadelesi bilinen siyasi İslamcılığın bugünkü fason sahipleri, bu  proje ile küresel oyununun parçası haline gelmiş ve ırkçı noktaya  sürüklenmişlerdir..
    İmralı, PKK, AKP, Peşmerge ve ABD'nin birlikte oynadığı bu oyunun sonunda  milletimizin birliğinin, devletimizin tekliğinin, bin yıllık kardeşliğimizin  devamı asla mümkün değildir.

    'Farklılıklarımız zenginliğimizdir' bahanesiyle kurcalanan kimliklerin  tahrikiyle uyanacak etnik ayrımcılığın, sosyolojik zeminde tutunmasıyla birlikte  ne anayasalar, ne yasaklar, ne tavsiye kararları ve ne de sözde demokratik  açılımlar bu yıkımı durdurmaya yetmeyecektir.

    Bu aşamaya kadar bile, PKK terör örgütünün 25 yılda yapamadığı ayrışma ve  husumeti Hükümet kısa sürede başarmış ve terör örgütü ile kahraman, fedakar  şehitlerimizi, gazilerimizi ve aziz yöre halkını aynı kefeye oturtmuştur.
    Türk Milleti adı ile oluşmuş milli kimliğin kırılması ile sonuçlanacak  süreçte alt kültürlerin kimlik haline gelmesiyle derin bir ayrışma ve husumetin  tohumları atılmaya başlanmıştır.

    Bu gelişmelerle birlikte, vatan topraklarını ve kardeşliğimizi canı  pahasına savunan vefakar ve fedakar yöre halkının ve korucuların  çaresizleştirilerek, PKK'nın insafına ve zulmüne teslim edilmesi tehlikesi ortaya  çıkmıştır.

    Milliyetçi Hareket, oyunu görmüş, okumuş ve bozmuştur. Başbakan'ın geri  adım atarak, sıkıştığı anlarda sığındığı takiyye alışkanlığı ile milletin,  devletin, bayrağın ve vatanın tekliğine vurgu yapmak zorunda kalmasının nedeni  budur.”

    Devlet Bahçeli, Hükümet'e yönelik, “Girdiğiniz yoldan dönmemekte ısrarlı  iseniz, açılım ortağınızla birlikte elele veriniz ve hodri meydan, bölünme  yasalarını çıkartabiliyorsanız çıkartınız” dedi.

    Bahçeli, tarihin, ihanetleri de kahramanları da geçmişte kaydettiğini  şimdi de kaydedeceğini sözlerine ekledi.

    Etiketler:
    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı