« Hürriyet.com.tr

Bağlar hayal oldu, tarih yapılarda korunuyor

Tokat bir bağ içinde, diye başlıyor geçmişin sevilen türkülerden biri. Bugün beş kemerli tarihi Hıdırlık Köprüsü’nü aşıp Yeşilırmak’ın kuzey yakasına geçtiğinizde, karşınıza Topçam tepesine doğru yükselen bağlar yerine lüks apartmanlar, villalar çıkıyor.

Saffet Emre TONGUÇ Fotoğraflar: Murat ORUÇ Esnaf portreleri: Serhan YEDİG
Saffet Emre TONGUÇ
Saffet Emre TONGUÇSeyahat Yazarı

    Yeni açılan caddeler, taşınan çarşılar son 20 yılda kent merkezinin dokusunu epeyce değiştirdi. Buna karşın, kapsamlı bir restorasyon faaliyetiyle yıkılmaya yüz tutan birçok tarihi eser tekrar hayata döndürüldü. Mahmutpaşa Mahallesi’nden Yaraahmat Mahallesi’ne doğru çıkacağınız bir yürüyüşte, Latifoğlu Konağı, Mevlevihane, müzeye dönüştürülen Gökmedrese, Taşhan, cumbalı evleriyle geçmişin Yahudi Mahallesi Halit Sokak, Yağıbasan Medresesi, Paşa Hamamı’nı görebilir, 800 adımda, Türklerin 800 yıllık mimari serüvenine tanık olabilirsiniz.

    Farklı bitkileri keşfetmek üzere 18.yy’da Anadolu’yu baştan başa geçen, bu arada 12 gün Tokat’ta konaklayan Fransız kraliyet botanikçisi Joseph de Tournefort “Dünyada bu kadar özel konuma sahip başka kent yok” notunu düşmüş güncesine. 28 Eylül 1701’de girdiği şehir hakkında, seyahatnamesinde o kadar renkli ayrıntılar veriyor ki geçmişin fotoğrafını gözümüzde canlandırabiliyoruz.
    İki dik tepeye yayılan, her köşesinden su fışkıran şehrin sokaklarında Tournefort’un ilk dikkatini çeken ayrıntı, kaldırımlar. “Sokaklar oldukça iyi kaldırımlanmış, Doğu’da ender rastlanıyor böylesine. Yağmur suları için arklar açılmış” diyor. Anlattığına göre, o günün Tokat’ı kervan yollarının kesiştiği çok önemli bir ticaret merkezi. Ayrıca “Amasya ile birlikte, tüm Anadolu’nun toplamı kadar kumaş üretiyor.” Müslüman, Ermeni ve Rum ustalar el ele verip, Moskova’dan Paris’e kadar rağbet gören ipekliler, yazmalar yapıyor. Bakırcıların ürünleri Mısır’da satılıyor. 20 bin Müslüman, dört bin Ermeni, 400 Rum’un yaşadığı şehirde 12 cami, yedi Ermeni kilisesi bulunuyor. 
    300 yıl sonra bugün, nüfusu 130 bine ulaşan Tokat’ın sokaklarında yürürken, geçmişin kültürel mozaiğini görmek mümkün değil. Kırım, Balkan savaşları, Tehcir ve Mübadele sonrasında sadece Müslüman nüfus yerinde kalabilmiş. Ayrılan Hıristiyanların yerini, Kafkaslardan, Balkanlardan gelen muhacirler almış. Neyse ki geçmişin izlerini restore edilen, korunan yapılarda, ısrarlı, sabırlı gençlerin canlandırmaya çalıştığı el sanatlarında görebiliyoruz.   
    ASIRLIK SAAT KULESİ
    Karadeniz ve Akdeniz arasındaki geçiş yolu üzerinde olan Tokat, tarih sahnesine ilk olarak yedi bin yıl önce çıkmış. Hititler, Helenler, Romalılar, Bizanslılar, Selçuklular ve Osmanlılar Tokat’ta yaşayan medeniyetlerden bazıları. 5. yüzyılda yapılan Tokat Kalesi şehirdeki en eski yapı. Tarihi 1277’ye dayanan ve içinde Tokat Müzesi bulunan Gök Medrese şehirde ziyaret edilecek ve bu uygarlıkların izlerinin takip edileceği yer. Müzede Eski Tunç Çağı’ndan Osmanlı’ya eserler sergileniyor. Ancak en önemlisi mavi seramikler ve Roma İmparatoru Diocletian’ın (284-305) zamanında Hıristiyan olduğu için öldürülen Aziz Christina’nın balmumundan yapılmış heykeli. Şehirdeki Kırkkızlar Türbesi’nin adını duyunca kırk kızın mezarının bulunduğu bir türbe gibi düşünüyorsunuz ama türbede yirmi mezar var. Mezarlardan birisi Mu’in al-Din Süleyman isminde bir beye ait. Selçuklu Sultanı IV. Kılıç Arslan’a suikast düzenleyerek öldüren ve sultanın genç oğluna kral naibi olmayı başaran Süleyman, medresenin kurucusu olarak geçiyor. Süleyman’ın yaptığı yanına kalmamış ve 1278’deki Moğol istilası sırasında idam edilmiş.
    Gökmedrese’nin hemen yanındaki  görkemli Taş (Voyvoda) Han, 1631’de yapılmış. 20. yüzyılın başına kadar Ermeni tüccarların mekanıymış. Birkaç yıl önce restore ettirilip, yazma, hat, ahşap oyma gibi yerel el sanatlarının üretildiği ve satıldığı dükkanlara kiraya verilmiş. Avluda, binanın güzelliğini seyredebileceğiniz, restorasyonu süren Tokat Kalesi’ni görebileceğiniz bir kafe bulunuyor. Daha da eski bir yapı olan Sulusokak’taki Yağıbasan Medresesi, 1152 tarihli.
    Tokat çok sayıda tarihi eserle dolu. Behzat Caddesi’ndeki tarihi saat kulesi 1902’de, II. Abdülhamit’in tahta çıkışının 25. yılı anısına, halkın parasıyla inşa edilmiş. 33 metrelik kulesine  yerleştirilen Alman Meyer saat bir asırdır, dakika sektirmeden her saat başında çanıyla şehir halkına zamanı hatırlatıyor. Derenin karşı kıyısındaki Mevlevihane, 15.yy’ın başında 32 hanelik Mevlevihane Mahallesi’yle çevriliymiş. Yüzyıl sonunda savaş nedeniyle dört haneye inmiş. 18.yy’da yapılan Muslu Ağa Mevlevihanesi bile iki kez yenilenmiş. Geleneksel mimarinin güzel örneklerinden biri olan yapı, son restorasyonla müzeye dönüştürülmüş.
    SARAY RESİMLİ KONAK
    Tokat’ın en eski dini dini yapısı, 936 yıllık Garipler Camii, Pazarcık Mahallesi’nde.  Çinileri, minaresi görülmeye değer. Kentteki diğer görülecek dini yapılar arasında Takyeciler Camii, Ulu Cami, Gülbahar Hatun için yapılmış olan Hatuniye Camii sayılabilir.
    Tokat’ın bir diğer ilginç yapısı restore edildikten sonra ziyarete açılan, 19. yüzyıldan kalma Latifoğlu Konağı. Üst kattaki erkekler ve kadınlar için ayrı ayrı yapılmış salonları ve araç-gereçle dolu mutfağı konağın en görülmeye değer mekânları arasında. Şehrin arka sokakları özellikle Bey Sokağı, birbirinden güzel çok sayıda görkemli konakla dolu. Madımağın Celal’in Evi, duvarlarındaki Topkapı Sarayı ve Sultanahmet Camii resimleriyle tüm konaklar arasında öne çıkıyor. Maalesef ziyarete açık değil. Eski Yahudi Mahallesi olarak bilinen Halit Sokak’ta da birçok ev restore edilmiş.
    Tokat gurur kaynağı Gazi Osman Paşa’nın adını ana caddesine vermiş. Ali Paşa Hamamı, Latifoğlu Konağı, Gök Medrese, Taş Han bu caddenin üzerinde. Paralelindeki Sulusokak Caddesi, 20. yüzyılın ortalarına kadar daha önemli bir yere sahipmiş şehir hayatında. Kolayca gözden kaçırabileceğiniz bu caddeyi mutlaka görün. Çünkü Türkiye’de İstanbul haricinde böyle yoğun şekilde ortaçağ binasına rastlayacağınız pek az şehir ve sokak var.  1233 yapımı Ali Tusi Türbesi, 1145-47 yıllarına ait Yağabasan Medresesi, tarihi bedesten ve 14. yüzyıldan kalma Kadı Hasan Camii gibi tarihi zenginliklerin durumu maalesef iyi değil. Yüzyıllardır süregelen bakır işçiliği de bu bölgede yaşatılıyor. Eskiden hamamlara sabun götürülen kulplu bakır taslar hâlâ imal ediliyor.
    TELLAKLARIN OKULU
    Hamam keyfi için, şehir merkezindeki Ali Paşa Hamamı (1572) ideal seçim. Kurşun kubbesinden dışarıya taşan, kadın göğsüne benzeyen küçük pencereleriyle görülmeye değer bir yapı. Türkiye’nin dört bir yanındaki Tokatlı tellaklar mesleği burada öğreniyor. Hamamın tam karşısında aynı külliyenin içinde yer alan Ali Paşa Camii bulunuyor.
    Tokat bütün bu güzelliklerinin yanında iki farklı özelliğiyle tanınıyor. İlki, 15.yy bu yana üretilen yazmalar. Şehir geçmişte yazmacılıkta tekel konumundaydı. Merkezdeki Gazi Emir (Yazmacılar) Hanı’nında, geleneksel desenler ahşap kalıplara işlenir, yazma elle basılırdı. Han kapandı, yazmacılık unutulmaya yüz tuttu. Bugün şehir dışındaki Yazmacılar Sitesi’nde allı-güllü yazmaların çoğu seligrafiyle  basılıyor.
    Şehir mutfağıyla da öne çıkıyor. Başta madımak olmak üzere, yabani otlardan çok sayıda yemek yapılıyor. Bu yemekleri tadabileceğiniz Honça Sofrası ne yazık ki birkaç yıl önce kapandı. Sahibi Adnan Şahin, şimdi bu lezzetleri İstanbul’da, Galata Meydanı’nda Kiva Han adlı restoranda sunuyor. Tokat’la özdeşleşen bir başka lezzet mahlep. Gülgillerden, kızılcık benzeri bitki yerel hamur işlerinde baharat olarak kullanılıyor. Ayrıca Tokat’ın uluslararası ödüllü şarap firması Diren tarafından vermut benzeri mahlep şarabı yapılıyor. Bat isimli salata, bakla sarması ve cevizli sucuk da denenmesi gerekenler arasında.

    TOKAT’IN ASKILI KEBABI

    Fatih Mehmet Aykutoğlu, meşhur Kebapçı Molla’nın torunu. Meydan Çarşısı’ndaki iki metre enindeki, koridoru andıran dededen kalma Mollaoğlu Kebapçısı’nda haftanın yedi günü geleneksel yöntemlerle leziz Tokat kebapları pişiriyor. Mavi seramiklerle kaplı, özel Tokat kebabı fırınında duman iki yandan çıkıyor, şişler ortadaki iki askıya asılıyor. Terbiye edilmiş kuzu etinin, patlıcan, sarmısak, biberin birbirine karışan suyu, fırın dibindeki bir kanalda toplanıp, daha sonra pidelerin ıslatılmasında kullanılıyor. Kebabın pişme süresi 20 dakika. Kilosu 50 TL. Bir kilo kebap, sekiz şişten oluşuyor ve dört porsiyon. Aykutoğlu “Hafta içinde 100, pazar günleri 200 porsiyon satıyoruz, çoğunluk paket yaptırıyor” diyor.
    (Tel: 0356 212 62 21)     

    YAZMACILIK CANLANIYOR

    Tokat’ın ünlü yazmacılık geleneği, 1980’lerde, dönemin valisi Recep Yazıcıoğlu’nun çabalarıyla yeniden hayat bulmuştu. Sonra kaderine terk edildi. Kent merkezindeki Yazmacılar Hanı kapandı, yazma mağazaları azaldı. Şimdilerde gelenek, bu işe gönül verenlerin elinde bir kez daha canlanma aşamasına geldi. Gazi Üniversitesi El Sanatları Y.O. mezunu Yurdanur Uçar, kardeşiyle birlikte, Taşhan’ın üst katındaki atölyesinde hem kalıpçılık ve yazmacılık dersleri veriyor, hem de yazma üretiyor. 1992’de, geleneksel desenlerin envanterini çıkararak başlamış işe. Sonra bu işin ustası Naci Öncüer’den ders almış. Ihlamur ağacından kalıp yontmayı öğrenmiş. 200 civarında kalıpla, kumaş üstünde yüzlerce farklı desen yaratıyor. Geleneksel desenlerin hızla ortadan kaybolmasından şikayetçi. (Tel: 0356 214 16 98)

    Yazmacılığın diplomasız profesörü Hüseyin Er ise, şehir merkezinin birkaç kilometre dışında, 75. Yıl Yazmacılar Sitesi’ndeki atölyesinde, 15 yardımcısıyla yılda 200 bin metre Buldan kumaşı işliyor. Ürünleri yaz boyunca Bodrum’dan Mersin’e tüm Akdeniz sahilinde, kendi seçtiği bayilerde satılıyor. Başarısının sırrı zamana ayak uydurmasında. Elmalı, çengelköy, Tokat beşlisi, Tokat içi dolusu gibi geleneksel yazma desenlerinin piyasada tutulmadığını fark etmiş, bunların yanı sıra Hitit figürleriyle çalışmaya başlamış. Yazmalardan şık paleo, tişört, plaj kıyafetleri üretip işini büyütmüş. 37 yıllık yazmacılık tecrübesiyle, deneme yanılmayla sürekli yeni yöntemler geliştiriyor. En gurur duyduğu keşfi, bağlamasız batik üretimi. “Bulmak için çok uğraştım, sırrımı kimseyle paylaşmıyorum” diyor. Yazmacılık konusundaki bilgilerini meraklılarla paylaşma konusunda ise çok cömert. Ekimin ilk haftasında İstanbul’da Bedri Rahmi Atölyesi’nde ve Mimar Sinan Üniversitesi’nde yazmacılık üzerine atölye çalışmaları düzenleyecek.
    (Tel: 0356 232 03 48) 

    TAŞHAN’IN OYMACISI

    Mehmet Çakar,  Taşhan’daki küçük dükkanında gözalıcı ahşap oymalar yapıyor. Tokat’ın sarı çamını kullanıyor tüm işlerinde. “Bir yılda en fazla 100 parça yapabiliyorum. Bunlardan yedi, sekizi tavan göbeği, sehpa, dolap kapağı, masa gibi büyük parça. Diğerleri çerçeve, mumluk gibi işler” diyor. Endüstri Meslek Lisesi Elektronik Bölümü’nde öğrenciyken hobi olarak başlamış ahşap oymacılığa. Evine kapanıp, aylarca sadece oyma yaparmış. Tokat civarındaki eski evlerin tavan oymalarını fotoğraflayıp, geniş bir arşiv oluşturmuş kendine. Sonra bu figürleri zenginleştirmiş. Üniversiteyi bitirince, inşaat teknikeri diplomasını duvara asıp, dokuz yıllık tecrübenin verdiği özgüvenle, 2007’de Taşhan’da ilk dükkanını açmış. Çakar, keşfedilmeyi beklemek yerine, Türkiye’nin dört bir yanındaki fuarlara katılıyor. Tokat’ın el işlerini ve kendi çalışmalarını tanıtıyor.
    (Tel: 0535 586 34 56)

    NEREDE KALINIR?
    Büyük Tokat Oteli (Tel: 0356 228 16 61), Grand Ballıca Hotel (0356 232 0808),  İşeri Otel (0356 214 80 00), Yeni Çınar Hotel (0356-214 00 66), Yücel Hotel (0356 212 52 35)

    NASIL GİDİLİR?
    Ankara’dan otobüsle yedi saat süren (440 km) bir yolculukla Tokat’a varılıyor. Amasya’dan iki saat (115 km), Sivas’tan ise bir saat on beş dakika (105km) sürüyor. Tokat Havaalanı şimdilik pist güvenliği nedeniyle kapalı. THY her gün İstanbul’dan Sivas’a uçuyor.

    ÇEYİZ SANDIĞI DEYİNCE NAZAR USTA

    Nazar Akgöz, Tokat’ın çeyiz sandıklarıyla ünlü marangoz ustaları kuşağının son temsilcisi. 75 yaşında. Mesleği 16 yaşında, Sarkis ve Haçik Usta’dan öğrenmiş. İlk atölyesini 1960’ta, şehir merkezinde açmış. “Bu iş çok zordur, para getirmez” dese de o gün bugündür ceviz ağacından çeyiz sandıkları yapıyor. Gomalakla cilalıyor. Elinden çıkan sandıklar, kullandığı geçme tekniğinden tanıyor. Gözü sakatlandıktan sonra oyma yapamaz olmuş. Geçmişte yılda 25 sandık yaparken, şimdilerde 10’a düşmüş siparişler. Boyutlar da küçülmüş. Eskiden bir metrelik sandıklar istenirken, şimdi 80 santimlik sandıklar rağbet görüyormuş. Nazar Usta, yayık yapımına ağırlık vermiş. Kimi zaman, 40 yıl önce yaptığı sandıklarla karşılaştığını söylüyor. “Gelinliğinde sandık yaptıranlar, yıllar sonra sandığını cilalatmaya getiriyor, evlenecek kızına hediye ediyor” diyor. (Küçük Sanayi Çarşısı 27. Blok)

     

     

    Kaynak: Saffet Emre TONGUÇ Fotoğraflar: Murat ORUÇ Esnaf portreleri: Serhan YEDİG