"Melis Alphan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Melis Alphan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Melis Alphan

Bağlantıyı kesip kendimize bağlanalım

Digital Age konferansı için İstanbul’a gelen Arianna Huffington bir dolu şey söyledi ama aralarından “Bağlantıyı kesmek”i cımbızladım... Bakın neden...

Perşembe günü Swissotel’de düzenlenen Digital Age konferansının sonuna yetişebildim. Huffington Post’un kurucusu Arianna Huffington’ın gazetecilerle sohbet bölümüne...
Sorulan sorular, verilen cevaplar bir yana... Benim en çok aklımda kalan bölüm Huffington’ın “bağlantıyı kesmemiz gerektiği” üzerine olan konuşmalarıydı.
Şanını, şöhretini, servetini dijital dünyadan edinmiş bir kadının farklı düşünmesini beklersiniz belki ama...
Huffington’a 20 yıl sonra nasıl bir medya, nasıl bir dünya öngördüğü sorulduğunda hiç tereddüt etmeden “Bağlantıyı kesmemiz gerek” dedi.
“Bağlantıyı kesmek”ten kastı, cihazlarla, internetle ilişkimizi yeniden gözden geçirmek ve mümkün olduğunca onlardan uzaklaşmak.
Asla elektronik cihazlarıyla aynı odada uyumadığını söyleyen Huffington’a sorarsanız, bağlantıyı kesmeyi öğrenmemiz, kendimizle bağlantıya geçmemiz gerek. Yani daha derin bir bağa ihtiyacımız var.
Kendimi düşündüm.
Evde, nasıl her tarafımdan kabloların geçtiğini... Uyurken koynumda cep telefonumun, ayak ucumda bilgisayarımın, karşımda televizyonumun yer aldığını...
Eskiden gece uyku tutmadığında kitap okurken şimdi nasıl uyanıp uyanıp mail’lerimi taradığımı, Twitter’a göz attığımı...
Sosyal hayatta da durum pek farklı değil.
Aklınıza geldikçe aynı masada oturan insanları gözlemleyin... Başlar önde akıllı telefonlar elde, sohbet yok, parmakları ise hareket halinde. Neredeyse aynı masada birbirimizle mesajlaşacak, twitleşecek hale geldik.
Size bir yerde okuduğum bir hikayeyi anlatayım.
Yıllar önce ABD’nin ormanlık küçük kasabalarından biri kuş cenneti gibi. Kuşların nereden geldiğini kimse tahmin edemiyor. Kasaba sakinlerinin tek bildiği burada onbinlerce kuş olduğu. Kasabada çoğu ev, üç tanesi dükkan olmak üzere 100 civarında bina var.
Daha etrafta kuşlar yokken bile telefon direklerinden geçen kablolar oldukça eski, defalarca yamalanmış. Herhangi bir binanın önünde durup başınızı havaya kaldırdığınızda sokakların üzerinden yıpranmış, dağılmış ağlar halinde geçen yorgun kabloları görüyorsunuz.  
Kuşlar bu telefon kablolarına akın edip bulabildikleri boşluğa kondukça telefon kabloları öylesine sarkmaya başlıyor ki insanlar ellerini uzattıklarında bunlara dokunabiliyorlar. Kabloların kimi de ağırlığı kaldıramayıp kopuyor. Sonra geriye kalanlar teker teker aşınıyor, kopuyor ve kasabanın dış dünyayla iletişimi kesiliyor.
O gece sokaklar çamura bulanmış kopuk kablolardan geçilmiyor.
Böylece teker teker kopan kablolar ve saçılan kıvılcımlarla bir topluluğun dünyanın geri kalanıyla bağlantısı kopuyor.
Sonradan ne oluyor derseniz...
Ertesi gün, kasaba halkı sokaklara çıkıp etrafı temizlemeye ve zararı onarmaya başlıyor.
Birbirinden 10 metre ötede yaşayıp o güne kadar karşılıklı tek kelime etmemiş, aynı kasabada birbirlerine yabancı olan insanlar aynı amaç için bir araya geliyorlar.
Evlerine döndüklerinde hâlâ kimse kasaba dışından kimseyle telefonla konuşamıyor, dolayısıyla etraflarındaki eski ve yeni insanlarla yüz yüze iletişime geçmek zorunda kalıyorlar. Çoğu komşularını yemeğe çağırıyor, hikayelerini ve anılarını onlarla paylaşıyor.
Sonuçta, haftalar sonra kablolar tamir edildiğinde ve kuşlar ortadan kaybolduğunda kasaba halkı kapıların ardına çekilip perdelerini çekmiyor. Aynı kasabada yabancı olmuyorlar.
Her şerde bir hayır var ya...
O bir yana...
Huffington’ın kast ettiği de biraz bu.
Yapabilir miyiz, nasıl yaparız bilmem ama birbirimize yeniden “bağlanmak” için iletişimi kesmemiz gerek.

X