"Yalçın Bayer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yalçın Bayer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yalçın Bayer

Babıâli’den Çetiner geçti

YILMAZ Çetiner, Cumhuriyet’e geldiği zaman büyüklerimiz kendisini ‘büyük röportajcı’ olarak tanıtmışlardı.

Sonradan Cumhuriyet Senatosu üyesi olan gazetenin Genel Yayın Müdürü Ecvet Güresin, Vatan’da istihbarat şefi iken Çetiner muhabiriymiş. 1960 sonrasında İtalya’da basın ataşeliği görevinden döndükten sonra davet etmişti Cumhuriyet’e Çetiner'i... Burhan Felek’in odasında oturması söylenmişti Yılmaz Abi'ye.. ‘Oda’ deyince şimdikilerle karıştırılmasın. ‘Pembe Konak’ın bir yüklük odasıydı. Ahşap bir masa ve iki sandalye, bir de santraldan bağlanabilen telefon var. Kendi daktilon varsa, getirip kullanabilirsin. Yoksa elle yazabilirsin; çok da zahmetlidir aslında. O zamanlar, Ecvet Güresin, Mehmet Barlas, Burhan Felek ve Hasan Cemal'i (sonra döndü) elle yazanlardan olarak hatırlarız.

 

Çetiner o kadar uzun yazılarını elle yazıyordu.

 

Kendisi abilerimizin kullandığı sıfatlarla cin, uyanık ve cevval idi. Bizlerle gelir konuşur, uyarır, yol gösterirdi.

Siyasetçi-asker-işadamı-sanatçı olsun hemen herkesi tanıyordu. İstenilen zor bir ‘istihbaratı’ kolayca öğrenebilirdi. Çünkü daha önce İstanbul’da polis, Ankara’da da siyasi muhabirlik yapmıştı.

 

Gerçekten uzun bir meslek yaşamı... Malatya’da, Vatan’ın sahibi ve başyazarı Ahmet Emin Yalman’a yapılan suikast girişimini takip etmiş, Almanya’dan gelen bir ‘Nur talebesi’ olarak ilk kez Said-i Nursi’yle Emirdağ’da görüşme yapmış, daha sonra ‘Nur ayinine’ katıldığı ihbarıyla yakalanmıştı.

 

Zor konuların adamıydı, rahat okunan bir kalemi vardı.

 

Sonraki yıllarda Ecvet Güresin, kendisine ilginç konular vermişti.

 

1960’larda Çin’e gitmiş ve Mao’ya Tapanlar dizisini yapmıştı. Rusya’yı, Arnavutluk’u, El Fetih’i, en önemlisi de büyük yankı yaratan Şu Bizim Rumeli’yi yazmıştı; fotoğraflarını da kendi çekerdi. Bir Yudum Çay’la da Karadeniz insanını anlatmıştı. Bu tür röportajlarını daha sonra Hürriyet ve Milliyet’te de sürdürmüştü.

Kendisinden dinlemiştik... Milliyet’in Genel Yayın Müdürü rahmetli Turhan Aytül’le bir gün arası açılmış. Aytül, yıllarca Milliyet’in 1. sayfasına damgasını vuran ilginç bir sayfa çizimcisi ve başlıkçısıydı. Gerisini Çetiner anlatıyor:

“Röportajımın büyük yankı uyandıracağını bekliyorum. Turan bana bir şeyden kırgın. Röportajın tanıtım spotlarını gazetenin manşetinden veriyor; ancak sayfada hiç dikkat çekmiyor. Öbür başlıklar benim duyuru anonslarını eziyor. Baktım olacak gibi değil, gidip gönlünü aldım. Sonra anonsları bu kez küçük gösterdi, ama daha dikkat çekiyordu. Böyle büyük bir sayfa sihirbazıydı Turan..."

 

Çetiner bundan bir süre önce yazdığı ve meslek anılarını topladığı Nefes Nefese Bir Ömür kitabını göndermişti; “Yalçın okursan, Cumhuriyet’le ilgili çok şey öğreneceksin” demişti. Araştırmacı yönünü son yıllarda Son Padişah Vahideddin ve Haremde Bir Venedikli Nur Banu Sultan kitaplarıyla göstermişti. Dostu çoktu, ilişkilerini unutmazdı.

 

Yılmaz Abi, eski Babıâli’de hoş bir seda olarak kalacak, saygıyla.

 

Cem Şaşmaz’ı da kaybettik; bir dönemin başarılı reklamcısı ve televizyoncusu idi.

 

Akrabalarının, yakınlarının ve dostlarının acısını paylaşıyoruz.

 

Merkez Bankası'nın taşınması

 

İstanbul ‘payitaht’ mı olacak

 

ÖNCE İş Bankası geldi İstanbul’a, sonra Vakıflar.

 

Halkbank ve Ziraat Bankası’nın genel müdürlüklerinin İstanbul'a taşınması da sırada... SPK ve BDDK'nın da İstanbul'a taşınacağı açıklandı. Gerçi kamu bankaları İstanbul’da ‘döküldü’; Emlakbank gibi....

İzmir, Denizli, Adapazarı, Rize ve Ankara’dan gelip ismi değiştirilen özel bankalar da vardı, battılar.

Pek çoğu hüsrana uğradı İstanbul’da.

 

Akbank ise Adana’dan geldi, büyük oldu.

 

Şimdi de Merkez Bankası’ın idare merkezinin İstanbul’a taşınması gündeme getiriliyor.

 

Merkez bankaları, âdettendir her ülkenin başkentinde bulunur.

 

İstanbul finans merkezi deniliyor, doğru.

 

Atatürk’ün başkentinden Merkez Bankası neden ayrılsın?

 

Ticaret ve sanayinin bulunduğu kentlerde Merkez Bankası’nın bulunmasını gerektiren ne var ki? Yok diyorsanız, bu elektronik ortamda bankanın merkezi Hakkâri’ye de taşınabilir.

 

Anayasa, "Türkiye’nin başkenti Ankara’dır" diyor.

 

Denizcilik Müsteşarlığı Ankara’da, onun müsteşarı, "Armatörler İstanbul’da" diye İstanbul’a taşınmak istiyor mu? Ama biliyor ki, deniz sadece İstanbul’da yok, Mersin’de, İskenderun’da, Antalya’da, Trabzon'da ve İzmir’de de var.

 

Tekstil ihracatı İstanbul’dan yapılıyor, Hazine’yi de İstanbul’a taşıyalım.

 

En çok enerji İstanbul’da tüketiliyor; Enerji Bakanlığı'İstanbul’a taşıyalım.

 

En çok okul, üniversite ve öğrenci İstanbul’da; YÖK’ü veya Milli Eğitim’i de İstanbul’a getirelim.

Böyle bir mantık olur mu?

 

Eğer Merkez Bankası’nın yöneticileri ve bağlı olduğu ilgili bakanı, ‘hayır, biz banka genel müdürleriyle sık sık görüşmek istiyoruz’ demek istiyorlarsa iş o zaman vahimdir.

 

Zaten Başbakan, zaman zaman Dolmabahçe Sarayı’nın yanında hazırlattığı binada çalışıyor.

 

Yoksa bir şeylerin ‘özlemi’ mi duyuluyor?

 

Atatürk’ün başkentinden, ‘ülkenin kasası’ Merkez Bankası koparılamaz.

Ankara çöker...

 

Biliyor musunuz

 

- ŞİŞLİ Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül’ün, taban çalışması yapmak üzere bazı il ve ilçelerde‘temsilcilikler’ oluşturmaya başladığını...

 

- ÜRGÜP Belediye Başkanı Bekir Ödemiş’in, Ankara’da 15 günde bir yayınlanan Büyük Anadolu Gazetesi’nce “Şaibesiz ve Başarılı Belediye Başkanı" seçildiğini...

 

Erdoğan sözünü tutmadı

 

YÜZYILLAR boyunca dört medeniyetin geçtiği "Hasankeyf'i turizme kazandıracağız" diyen Başbakan Tayyip Erdoğan bugün Ilısu Barajı'nın temelini atmak için bölgeye geliyor.

 

Bu 'doğal anıt'ın ve Batman, Diyarbakır, Siirt, Şırnak ile Mardin'e bağlı198 yerleşim yerinin sular altında kalmasına neden olacak barajın temelinin atılmasına engel olmak isteyen Hasankeyf'i Yaşatma Girişimi, temel atma töreninden 24 saat önce bölgeye geldi.

 

52 belediye, oda ve dernek tarafından oluşturulan girişimin sunduğu deklarasyon özetle şöyle:

 

- Hasankeyf 1978 yılından beri 1. derece arkeolojik SİT alanıdır. Dicle Nehri’nin yüz bin yıllık aşındırmasıyla şekillenen kaya yamaçlarıyla Hasankeyf, tarihsel ve kültürel miras alanı olmasının yanı sıra bir ‘doğal

anıt’ niteliğindedir. Yasa gereği burada yapılacak olan müdahaleler, ancak ilgili resmi kurul olan Diyarbakır Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun onayından geçerek gerçekleştirilebilir.

 

- 55-78 bin arasında insan yerlerinden olacak, göç etmek zorunda kalacak. Bu insanların %70-80'inden fazlası, hali hazırda almış olduğu önceki göç dalgaları ile gelenlerinin ağırlığı ve sosyo-ekonomik sorunlarla boğuşan Batman, Diyarbakır, İzmir, İstanbul gibi büyük metropollere gitmek istiyor.

 

- Bağlantılı projelerin de yapımıyla baraj sayesinde sulanması planlanan tarım alanlarından çok daha sayıda verimli tarım arazisi sular altında kalacak.

 

- Baraj ve bağlantılı projeler bölgenin ekolojik dengesinde, tarım ve arazilerin ve suyun kalitesinde onarılmaz hasarlara yol açılabilecek.

 

Hasankeyf Gönüllüleri Derneği Başkanı ve Çağdaş Batman Gazetesi'nin sahibi Arif Arslan, "Başbakan Erdoğan, Hasankeyf için verdiği sözlerin hiç birini tutmayarak, maalesef bu iktidara güvenmemek gerektiğini söyleyenleri bir kez daha haklı çıkardı" diyerek şöyle devam ediyor:

 

"Tam üç kez ziyaret ettiği Batman’da halkın karşısına çıkıp, "Batman ve yöre halkına büyük müjdemizdir. Tarihi ilçe Hasankeyf’i turizme kazandırıyoruz. Bu yöredeki turizm yatırımını Hasankeyf’i kurtarmakla canlandıracağız" diyen Erdoğan’dan başkası değildi. Şimdi gelinen nokta ne?"

 

Etkinlikler bugün 10.00'da bitiyor. Başbakan Erdoğan 14.00'te sembolik temel atma törenine katılacak. Yapılan etkinliklerine bakılırsa Ilısu Barajı'nın yapılmasına karşı eylemlerin süreceği anlaşılıyor.

 

BİMER istihbarat birimi gibi çalışıyor

 

TUNCELİ'de Emek isimli bir gazete çıkaran Hüsniye, Umut ve Dilek Karakoyun kardeşler, Başbakan Erdoğan’ın yayınladığı bir genelgeyle başlayan ALO 150 BİMER'e (Başbakanlık Bilgi Merkezi) Tunceli Valisi'ni şikayet ettikleri için polis gözetiminde savcılığa götürülüyorlar.

 

Gazetenin Yazı İşleri Müdürü Umut Karakoyun, yaşadığı şaşkınlığı tarif etmesinin imkansız olduğunu, Başbakanlık'ın vatandaşların taleplerini görmezden gelen idarecilere karşı kurduğu bir merkezin, istihbarat birimi gibi çalıştığını, hükümetin vatandaşını kandırdığını söylüyor.

 

2004'ten bugüne kadar Vali'nin, taleplerini görmezden geldiğini, yaptıkları başvurularının çoğunun sonuçsuz kaldığını ileri süren Karakoyun şöyle devam ediyor:

 

"Başvuruyu biz yapmadık, Vali'yi de şikayet etmedik. Diyelim ki böyle bir başvuru yaptık. Bunda ne kötülük var ki? Sesimizi duyurmanın demek ki başka yolu kalmamış. Nitekim Tunceli Valisi ile konuştuğunda, doyurucu yanıt aldığını söyleyen bir tek insana ben rastlamadım."

 

Ayrıca üç kız kardeşin gözaltına alındıkları gün gazetelerinin resmi ilan hakları da tamamen düşürülüyor. Resmi ilanlarının düşürülme gerekçesi olarak da sigortalı elemanlarının olmaması gösteriliyor.

 

Umut Karakoyun sigortalı 3, Bağ-Kur'lu 1 elemanları olduğunu aylık prim ve hizmet belgesi ile ispat ediyor ancak bir sonuç alamıyor.

X