Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Babaya gel!

<B>AMAN </B>da aman, bizlere ne mutlu ki, büyük ihtimalle bütün insanlık tarihinde; en azından modern zamanlarda, ulusumuz yepyeni bir <B>‘zafer’</B>e (!) daha imza attı.

O ne büyük şereftir ki, Türkiye, plastik kalıptan ve pleksiglas malzemeden bir mankeni ‘heykel’ (!) niyetine taş kaide üzerine oturtan ilk yerel yönetime sahip oldu.

Ama tabii, aynı modern zamanlarla birlikte ve ticari amaçla dünyanın her bir yerine yerleştirilen, sonra da giderek birer ‘alámet-i farika’ya dönüşen tasvirleri hesaba katmadım.

İnsaf buyurun, ‘Michelin’ lastiklerin şişko adamı veya ‘McDonald’s’ köftelerin palyaço simgesi türünden reklam objelerini bile ‘heykel’ addedecek kadar da bön sayılmam.

* * *

EFENDİM, ben yukarıdaki ‘tarihi ilk’i vurgularken, Demre Belediye Başkanı Süleyman Topçu’nun ‘yüksek’ (!) estetik duyarlılığı ve ‘derin’ (!) mitoloji bilgisi sayesinde alana dikilen, o gürbüz mü gürbüz ve sevimli mi sevimli ‘Noel Baba’yı kasettetim.

Çünkü ‘Hürriyet’te okudunuz, hani gerçek adı Nikoleus olan İsevi azizin güney beldemizde doğduğu varsayıldığından, yöreyi çok seven Ruslar da aşka gelmiş ve kendi ceplerinden kapik bastırıp, bundan beş sene oraya bronz bir heykel hediye etmiş.

Ve dediğim gibi, ‘estetik uyum’ ve ‘mitolojik gerçeklik’ kaygısıyla da Topçu onu kaldırttıp yerine, gocuğu kıpkırmızı ve sakalı akpak, plastikten bir manken oturtmuş.

Hani her yıl Mesih’in doğum günü yaklaştığı vakit, Batı şehirlerinde bu soytarı kılığa girip zil çalanlar vardır ya, işte tıpkısının aynısı ki tek eksiğini o zilin çalmaması oluşturuyor.

Fakat emimim, çok yakında belediye teknisyenleri kukuletaya bin vat ampulle yanıp sönen projektörlü bir ışık ve yine bin desibel ölçekle müzik çalan bir hoparlör yerleştirecektir.

Böylelikle, hem gece karanlığında Antalya’ya inmekte olan turist uçaklarının radara madara ihtiyacı kalmaz; hem de anneler sümüklü çocuklarına lumbozdan aşağısını gösterir ve reaktörlerin gürültüsünü bastıran müziği dinleterek, onların vıyaklamasını keserler.

Haa, Aziz Efendi sıtmalı mıydı ki Akdeniz sıcağında kutup Laponya’sının kürklü gocuğunu giyordu’ falan derseniz, cevabı ben bilmiyorum, onu Belediye Başkanı’na sorun.

* * *

ŞAKA bir yana, Topçu o parti üyesiymiş; şu görüşe sahipmiş; bu harama inanırmış, türünden açıklama ve iddialar benim açımdan sonsuz ikincil bir nitelik taşıyorlar.

Velev ki kısmi doğruluk payı olduğunu varsayalım, bunlar temel gerçeği yakalayamaz.

Başka bir deyişle, bronz bir Aziz Nikoleus heykelini indirip onun kaidesi üstüne plastik bir ‘Noel Baba’ mankeni dikmenin öyle uzun boylu siyasi, felsefi ve dini ‘derinler’e indiğine ben inanmıyorum.

Olay tabii ki ‘derinler’e, hem de çok çok ‘derinler’e iniyor ama, öküz altında buzağı aramanın álemi yok!

Söz konusu ‘derinlik’ başka bir kuyuya, yani ‘e-s-t-e-t-i-k dediğimiz ve dolayısıyla görselliği, işitselliği, hattá mideviliği kapsayan başka bir kuyuya iniyor.

Daha da dolayısıyla, çok genel olarak ‘k-ü-l-t-ü-r’ kelimesiyle ifade edilen o gayya kuyusunun dibine, en dibine, dip dibine ve balıklama dalıyor.

Bu ise ülkemizde dehşet ağırlıklı biçimde hüküm süren ‘kitsch kültür’le özdeşleşiyor.

İşte, ezici çoğunluk olarak farkına dahi varmadan benimsediğimiz, yaşadığımız ve onayladığımız o kültürü, Demre’deki pleksiglas ‘Noel Baba’nın sakalını çekiştire çekiştire ve yola yola yarın işleyeceğim.
X