Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Babamızın köşesi değil ya

Bu köşe benim olduğu kadar sizin köşeniz.

Hep bunu söylerim, hep bunu yazarım.
Sülaleden bunu bilirim.
Bizimkiler yıllarca sizin sesiniz oldu bilirsiniz.
Bu nedenle geç kalınmış olan bir şeyi yapıyorum, bugün köşemi sizlere bırakıyorum.
Günlerdir Gezi Parkı’ndan çıkmayan gerçek direnişçilere, halkımıza,
Gerçek insanlara sayfamı teslim ediyorum.
Elbette karşıt görüşte olanların fikirlerine de yer vereceğim.
Ne zaman isterseniz köşem size açık.
Buyurun, sizin son günlerle ilgili düşündükleriniz.
Aşağıdan okuyunuz.

Not: Bana gelen tüm tweet ve e-postaları yayınlıyorum ama bu demek değil ki hepsine katılıyorum. Neyse zaten önemli olan benim ne düşündüğüm değil şu an, dedim ya köşe bugün benim değil.

GEZİ PARKI DİRENİŞİ

Gezi Parkı direnişinde ağaçlar ve demokrasi uğruna şehitlerimiz, binlerce gazilerimiz oldu.
Bu duyarlı ve cesur insanların unutulmaması için Taksim'de bir anıt yapılmasını çok isterim.

Sadece çapulcuların yani aydın, çevreye duyarlı, cesur, demokrasi ve adaletin hayatın olmazsa olmazı olduğuna inananların, düşünen ve sorgulayanların gittiği bir Çapulcular Parkı yapılmasını istiyorum.
Bu parkta beyaz atletiyle ter kokuları saçarak, burnunu ve ayak parmaklarının arasını karıştırarak oturan insanların olmayacağını biliyorum.
Londra'da Central Park'a gittiğimde biz sushi yiyerek piknik yaparken, bir ağacın altında namaz kılan zenci diğer ağacın altında el ele sarmaş dolaş oturan romantik bir çift, diğer ağacın altında bikini üstü ve şortunu giymiş, kitap okuyan orta yaşlı bir kadın vardı. Herkesin temiz pak giyinip, kimsenin kimseyi rahatsız etmeyeceği, saygılı insanların bulunduğu bir park hayal ederek çok şey mi istiyorum?

Esra Baruter



Bu güzel ülkemizin ileri gitmesini çekemeyen bazı kişilerin yapmış oldukları gövde gösterisi.
Ülkeyi 30 yıl sonra barış ortamına kavuşmasını kıskanan bazı kesimlerin ve buradan rant elde edemeyeceğini anlayan kişilerin gövde gösterisi.
Ülkeyi 2 haftada bu hale getiren zihniyet, 10 yıl iktidarda kalsa neler olur düşünmek bile istemiyorum.

FATİH AKTAŞ



Taksim Gezi Parkı’nda başlayan haklı direnişi, herhangi bir partinin, örgütün veya ideolojinin çıkar uğruna sahiplenmesine karşıyım elbette. Ancak unutulmamalı ki; Mısır'da devrimi gerçekleştiren gençler, lidersizlik ve örgütsüzlük yüzünden iktidarı Müslüman Kardeşler’e kaptırmıştır.
Sosyal medyada alevlenen ve meydanlarda harlanan bu devrim ateşinin, artık kendi liderlerini yaratma zamanı gelmiştir. Amaca ulaşabilmek için ise, örgütsel bir hareket altında toplanılmalıdır. Aksi halde, temsil hakkını gasp eden seçim barajı nedeni ile bugün, erken seçime gidilse dahi, çok şey değişmeyecek, yediğimiz gaz ve jop birer hatıra olarak kalacaktır.
Özgürlük ve demokrasinin hâkim olacağı aydınlık günler için direnişe devam, Gezi Parkı’na selam!

İzhak Menderes



Merhaba Ayşe,
Hepimizin bildiği gibi Gezi’yi korumaya yönelik masum ve takdir edilecek durumu ne hale getirdiler. Ben acizane çözüme yönelik fikirlerimi beyan edeceğim. Onların kimsenin fikrine ihtiyacı yok dinlemiyorlar ama…
Ben maddeler halinde ne yapsalardı da bunlara yol açılmasaydı’yı belirtmek istiyorum.
1-Daha ilk günlerde oradaki gençlerin hatırını sorarak “Çocuklar, derdiniz nedir söyleyin bakalım.” denseydi en sempatik halleriyle.
2-Olmadı bir kaç kuşak toplandığı zaman yine aynı şeyi yapabilirdi ve ciddiye aldığını söyleyip evlerinden çıkıp gelenleri sakinleştirebilirlerdi.
3-Sevilmediklerini kabule geçip istifalarını vermelilerdi.
4-Polislere orantısız güç kullanmalarına dair izin verilmeyecekti, kardeşleri komşuları birbirine düşürülmeyecekti.
5-Bir de artık ne yaparlarsa yapsınlar, ağaçları sökmeseler de, halka gülücük dağıtsalar da artık AKP’nin istenmediğini, halkın güveninin kalmadığını, yatağına yattıkları zaman düşünüp vicdan muhasebesi yapabilselerdi her şey daha farklı olabilirdi.
Daha bir sürü şey çıkar da…
Böyle evlilikler de var biliyorsun, kadın çalışmıyorsa, geliri yoksa anca hakaretlere direniyor, çocuğunun gözü önünde, erkekliği kabadayılığı böyle davranışlarda arayanlar var.
En son diyorum ki; En ünlü, başarılı, sosyolog, psikolog ve aydın din adamları ile bir programa çıksın, kabul etmezse bu insanlarla gerçekleri gösteren TVlerde program yapsın, yani Başbakan her yönden incelenmeye alınsın, sokaklarda imza toplansın, kim bu vahşeti durduracaksa bulunup bu işe çok yetkili bir şekilde son verilsin, herkese kolay gelsin.

Yasemin Bengü
 


Tolga Cinoğlu
Mecidiyeköy- Taksim gibi bölgelere park, spor alanları, piknik alanları gerekiyor. Depremde toplanma alanına gökdelen, karınca yuvasına gökdelen. Yetti artık. Park, koşu alanları, piknik alanları gerekiyor.  Son yıllarda katrilyoner olan müteahhitlerden bazıları ilk 100 vergi listesinde yok.

Bu ülkede kimse kimseye emir vermesin, diktatörlük taslamasın. Halka danışılsın. İstanbul'un ihtiyacı park.



YUNUS
Gösterilerin tadı biber tadı verdi artık.


Ferhat ER

Polise bu kadar sert müdahale emrini kim verdi merak ediyoruz!


TC. Kader Güler
Gezi Parkı olayından çıktım artık, hükümetin fakir edebiyatı yapmasından midem bulanıyor.


Seçkin Çolağ
Bence özeti on numara zulme rağmen on numara direniş.
Hükümetin tepkisinin özeti ise şu: şu twitter olmasa memleketi ne güzel idare ederdik.

 

İnci Patina
Yemeyeceği lokmalar ağzına zorla tıkılmış bir bebeğin, yutmayıp yanakta biriktirdiklerini komple tükürmesidir bu olaylar.
Görmezden gelip, itelemeye devam eder, bir de üstüne azarlarsan... Tükürmekle kalmaz, kusar!


Serdar Çapuling
Ya istiklal ya ölüm, bunu yaz mutlaka.


Av. Yıldız Banoğlu
Ayşecim dünkü avukatlar yürüyüşünde Halk Tv’ye içimi döktüm. Sana da dökeceğim.



Vildan Yahni
Hükümetimizin dışında Gezi Park destekçilerinin ve dünyanın yüreği yanıyor ve yeter artık diyor ama inatlaşma devam ediyor.


Dr. Fevzi Özgönül
Hep çözüm sandıkta deniyor ama şu bahsettikleri sandığın hileli olup olmadığını bilemiyoruz. Üstelikte % 10 ülke barajı var.


SÖZ
Artık sadece Gezi'ye ait taleplerin netleştirilip parkın normal haline dönmesine çalışmalıyız. Hep böyle kalamaz.


Aysel Karakuş

Dilerim ki ülkemiz bir daha böyle gerginlikler yaşamasın ama ülkenin tek yürek olması da başka güzeldi.


Emre

Bu memleket hepimize lazım. Göz göre göre ötekileştiriliyoruz, biri bunu durdursun artık.



Sevgili Ayşe (sizin adınızla hitap edilmekten hoşlandığınızı duyduğum için bu şekilde yazıyorum)

Mail adresimi ve adımı yayınlamayacağınıza da tahmin ediyorum ve rica ediyorum.

Çağrıda bulundunuz twitter adresinizden ben de ruh halimi ve fikirlerimi paylaşmak istedim.

Öncelikle Hülya Avşar ne kadar korkmayın vs dese de attığımız twitlerin bile didik didik incelendiği, hatta şu an şu maili yazarken bile acaba maillerim de devletin ilgili birimleri tarafından okunuyor mudur endişesi duyarak yaşadığımız bir ortamda bu açıklamalar ne kadar samimi?

Diğer yandan Gezi Parkı’ndaki eylemlere fiziken katılamadım ama gönlüm hep oradakilerle oldu, geceler boyu uykusuz kaldım, doktor ihtiyacı olanlara numaraları ilettim vs...
Annem şiddetle karşı çıktığı için (tansiyon hastası ve aşırı panik biri) katılamadım ki özellikle ilk günler kendimi çok suçlu hissettim gidemediğim için.
Aklımda hep şu soru vardı bir yandan da, tamam protestolar güzel ama mecliste bizi, oradaki insanları, temsil edecek biri, birileri olmadığı sürece anlamlı bir çıktı, sonuç elde edilebilecek miydi?
Çünkü hepimiz biliyor ve tahmin ediyorduk ki oradaki kalabalık, halk çok farklı kesimlerden ki gidince gözümle gördüğümde de tahminimin de ötesinde olduğunu anladım. Bu kadar insanın tartışma olmadan günlerce birlik içinde durabilmesi bile benim için mucizeydi, bu gerçekten çok zor, zoru başardılar ama bu durumun uzamasını da bu sebep nedeniyle çok da akıllıca bulmuyorum.

Topçu kışlası merakını da anlayamıyorum, hem de hiç... Hiç... Başbakan’ın üslubunu ise son konuşmasında nispeten yumuşamış buldum, keşke en başından halka bu şekilde seslenseydi. Anlatılsaydı bu durum, planlar... İletişimde sınıfta kaldılar.

Ben de bahsedilen yaş aralığında (20-25) genç bir kızım. Ailemde Akplisi de (uzak akrabalarımda) var, Chplisi de Mhplisi de.
İlkokuldayken Musevi yabancı arkadaşlarım da vardı, Rum komşularımız da. Ben hiç bir zaman onları başka türlü görmedim, biz aynı sıralarda hep beraber büyümüştük. Şimdi bunun ne büyük bir nimet olduğunu anlıyorum.
Üniversiteye geldiğimde ise en yakın arkadaşlarımdan biri Kürttü ki hala görüşüyoruz, Allah ayırmasın çok da severiz birbirimizi.
Hatta ben annesi babası Kürt olan birini çok sevdim, hem de çok aşık oldum... Tek önemli nokta terör yanlısı olmamaları ve Atatürk hakkında saygısız en ufak bir tutumlarına şahit olmamış olmam ve hissetmememdi.

Kürt arkadaşımla lisans dönemimizde bu sorunları çok konuştuk, tartıştık, fikir ayrılığına düştüğümüz çok nokta vardı ama Ayşe ben öyle bir büyüdüm ki o konuşmalarla sana anlatamam.
Bizim tartışmalarımızın temelinde birbirini anlamak ve beraber yaşayabilmek arzusu vardı. Bu yüzden birbirimize hiç kırılmadık çünkü sevgi vardı.
Çekirdek ailem Chpli, Atatürkçü ama aynı zamanda muhafazakar.
Nasıl anlatsam başım örtülü değil, bikinimi de giyerim ama ibadet zamanlarımızı, dinimizin emirlerini elden geldiğince yerine getirmeye çalışırız. Dikkat ederiz.
Ben bu durumu klasik Türk ailesi olarak yorumluyorum, ben daha 90larda çocukken böyleydi çoğunluk en azından benim hafızamda böyle yer etmiş...

Çok uzattım sanırım ötekileştirmeden geldim buraya kusura bakma. Bir ötekileştirme var, zamanında onlara yapıldıysa şimdi bize yapılıyor. Ben başörtüsü yüzünden üniversiteye gidemeyen kuzenlerim için de çok üzüldüm, onların kapalı genç kızların aşağılanmasına da karşı çıktım. Sanılmasın ki tek taraflı.
İlk bu olaylar çıktığında ise çocuktum daha ben 13- 14’tüm ama o zamanki aklım ve vicdanımla bile bunu doğru bulmuyordum.

Kadınların kürtaj hakkının elinden alınması, metroda yapılan anonslar bence korkunç. Bunlar gerçekten korkutucu, insanı ruhen boğan, hasta eden baskılar. Bunların günah olabileceğini bir yanımla düşünüyorum evet ama öyleyse bile ben bunun hesabını Allah’a veririm, çok gerekirse de anneme, babama... Bunu sorgulamanın, izninin hükümette olmasını asla aklım ve vicdanım almaz, alamaz.

İçkiyi sevmiyorum, babam meraklıdır, çok içmez ama biblo gibi biriktirir, değişik evde yığınla var. (bunu hava atmak için söylemiyorum, yanlış anlamayacağını da biliyorum, samimiyetle yazıyorum derdimi anlatmak için) ama elim gitmez sadece çok üzgün olduğumda içsem mi diye elim gitti bir sefer onda da dur bir temizlik yapayım ben dedim, geçti gitti. Ev temizlendi, ruhum temizlendi. İnancım gereği içkiden uzak durmaya çalışıyorum ama içen arkadaşım da olmuyor mu yanımda, oluyor, ona da baskı yapmam, kendini kötü hissettirecek hiçbir şey yapmam, demem, kendi günahı -sevabı içen benden çok daha makbul bir kuldur belki, kim bilir ancak Allah bilir.

Yani başbakan ben halkımı seviyorum, içkiden uzak tutmak istiyorum vs gibi şeyler söyledi Altaylı’nın programında, bu olmamalı.
Kaç çocuk doğuracağım, evlenmeden sevgilimle ne yapıp ne yapmayacağım kimsenin haddine değil, olmamalı.

Bireylerin kararları olmalı bunlar, kişinin özgürlük alanı. Tabi ki toplum içinde bir takım etik kurallar var olmalı ama bunlar bu dönemde çok genişletildi, bireylerin özgürce yaşamasına engel olacak, bunalıma sokacak kadar...

Kimse kimseyi öptü diye kötü bir şey olmaz masum bir öpücükten, el ele gezmekten...

Benim annem, halam da hoşlanmaz belki sokakta samimi olunmasından ama rahatsız da taciz de etmezler insanları. Yani mesele burada illa böyle olacaksın, illa böyle yaşayacaksın meselesi olmamalı.

Bence olan gelişen olayların sebebi anlamamak, anlamak için mesai harcamamak empati kuramamak, yüksek egolar ve ben dedim yaptım olacak inadı, sarhoşluğu. Aklım çok karışıyor bağlayacağım noktaları kaçırdım, özür dilerim çünkü hep aynı hava saati ve çok gürültü geliyor.

Ama korkuyorum, umarım çıkarılan yeni yasalar hukuka insan haklarına uygun olur, uygulamalar böyle olur.

Böyle bir çağrı yaptığın ve okuduğun için çok teşekkür ederim. Bu gece kimsenin canı yanmasın diye dua ediyorum umarım müdahale başlamamıştır.

Sevgiyle, sağlıkla kal.

Umut, sevgi huzur dolu günlerde görüşmek dileğiyle.

 

Çapulcu 112
Genç nüfusun büyüklerinin eğik başını kaldırma hareketi diyebilirsiniz.


TC Ediz
Hülya ile görüşüp Gülben ile görüşmeyen devlet bizi yeni bir oyunla Gülbenci ve Hülyacı diye ikiye ayırmaya çalışıyor.


Hülya Baş'öz'demir
Büyük abdest ve sidik yorumları kokuyor, eleştirisi bu dereceye düşen insanlardan utanıyorum!


İpek Özdemir
Vali’nin annesi de onunla ilgilensin.


Kerimenaz Ekinci
Ülkemizin kalkınmasından rahatsız ve insanımızın masumane heyecanlarından istifade etmek isteyen dış güçler, lobiler deşifre oldu.


Pelyperry
Güzel Ayşe, benim de notum var... Türk Gençliği’nin emsalsiz olduğunu ve tüm dünyada öncüsüz bir hareket başlattılar, Türkiye değişiyor. Atatürk’ün en büyük mirası bize emanet.



Sevgili Ayşe;

Ben 38 Yaşında evli, Yüksek Lisans Mezunu, 17 yaşından beri örtülü bir bayanım.

Ak Partinin kurulduğu ilk günden beri Partiye ve Başbakana sevgi besleyen ve sadakatle partiye çalışmış, partiye maddi manevi katkı sunmuş bir partiliyim.

Ben ne Çapulcuyum, ne Alkolik ne de CHP liyim! Kendimi Kuran Müslümanı olarak tanımlayan ortalama bir Türk annesiyim. Ak Parti ile maddi hiçbir ilişkim olmayıp; ne bir yere aday olmuş ne de bir makam hırsım. Yazacaklarım tamamen vicdanımın sesidir.

Gezi Olaylarının başladığı ilk günden beri bu olayların sadece çevreci kaygılardan kaynaklanan bir tepki olmadığını gören ve bunu twitter hesabından açıkça yazan birisi olarak bin türlü hakarete özellikle dindar çevrelerce maruz kalmış tek başına bir muhalifim!

Partimiz ise  bu noktaya nasıl gelindiğini anlama çabası  yerine bu sosyal patlamayı  dış mihraklarla, Ergenokoncularla, aşırı uç örgütlerle izah etme yolunu tercih ederek bir akıl tutulması yaşamaktadır.

Bu noktaya nasıl gelindi?

11 yıl önce Ak Partinin kurulduğu ilk aylarda  Sayın Başbakana şöyle demiştim “ Sayın Genel Başkanım siz  Partinin çok önünde gidiyorsunuz, halk Ak Parti değil Tayyip Erdoğan diyor. Başbakan “ Öyle mi , eğer böyleyse bu çok tehlikeli” demişti. Gelinen nokta bu tehlikenin zuhurundan başka bir şey değildir!

2002 seçimlerine dönersek aday belirleme işlemi için teşkilat temayülü , kamuoyu araştırmaları yapılmış ancak milletvekillerini Genel Merkez yani Sayın Genel Başkan kendisi belirlemiştir.

Daha sonra yapılan tüm yerel ve genel seçimlerinde de adayların belirlenmesinde  güya teşkilat temayülleri ve kamuoyu araştırmaları sonucu olduğu izlenimi yaratılmıştır.Ancak tüm teşkilatlar bilirler ki bu adayları sadece Genel Başkan ve kendi belirlediği üç beş genel bşk yardımcısı tespit etmiştir.

Tek Adamlığa giden yolun başlangıcı Başbakanın Parti içinde Tek Güç olarak varlığını korumasıdır.Tüm inisiyatif sadece ve sadece Başbakanın elindedir.

Parti onun istediği gibi at oynatır diyebilirsiniz elbette! Ama devam eden süreçte Parti içinde ki tavrı Ülkeyi yönetmede de ortaya çıkmıştır. Güçlü, Karizmatik Lider her ne kadar Partililer tarafından alkışlansa da yeni yetişen gençlik tarafından aşırı Otokratik görülmeye başlamıştır.

Gençlerin nasıl algıladıkları yazıldı çizildi. Fakat gerek parti disiplini gereği susan ve gerekse iktidarla ters düşmekten korkan muhafazakar kesimin kendi aralarında fısıldaşarak konuştuklarını Başbakanın bilmesi gereklidir.

( Ayşeciğim desem inanmazsın mailde yazarken pc min güncellenmesi tuttu ağlama modundaydım toparladım yeniden yazmaya başladım; word açarak ama? daha konuya yeni girmiştim..uzatma dersen toparlarım)

 

 

 

 

 

 

 

 


 

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI