Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Babama mektup

Sevgili Babacığım,

‘‘Küs mü geldi aniden?

Sus mu geldi aniden?’’

Nedir bu diyeceksin. Şarkı sözü. Buraları uzun uzun anlatacağıma bir özet çıkarayım dedim. Yukarıdaki iki satır bir fikir sahibi olmana yeter sanıyorum.

Dilimiz bu olunca halimizin ne olduğunu tahmin edersin artık.

Ama ben yine de seni bilgilendirmeyi sürdüreceğim.

ORMANIN VAR MI YANGININ VAR

En son Burgazada'yı yaktık babacığım.

Evet, o güzelim Burgazada'yı...

Tam orman yangını sezonu kapandı derken böyle bir sezon sonu sürprizi yaşadık.

Gerçi alıştık artık. ‘‘Ormanın var mı yangının var’’ diye düşünüyoruz. Tuhaf olan buna karşılık söndürme hususunda en ufak bir ilerleme kaydedemeyişimiz.

Ormanlar yanıyor biz habire seyrediyoruz. ‘‘Sonsuza kadar yanacak hali yok, etrafta yanacak bir şey kalmayınca sönecektir haliyle’’ diye düşünüyoruz zahir.

Nitekim hakikaten tek ağaç kalmayınca sönüyor.

Burgazada'da da öyle oldu. Yangının içine karışmadık yine. Burnumuzu sokmadık.

HER ŞEY FASA FİSO

Bak ne yazıyor gazete...

Uzun yaşamın anahtarı Girit'teymiş. Malum, zeytinyağı, sebze ve meyveye dayalı sağlıklı beslenme şekli.

Şimdi bunu okuyunca gücendim sana doğrusu.

Sen Giritli değil miydin?

Evimize zeytinyağından başka yağ girdi mi?

Sofradan doymadan kalkmaz mıydın hep?

Bir dirhem yağ var mıydı vücudunda?

Sporcu değil miydin üstelik?

Peki, bütün bunlara rağmen niye 61 yaşında bırakıp gittin bizi?

Neyse ağlamayayım şimdi. Benim ağlamam bir şey değil de... Bugün günlerden cumartesi babacığım, bizden şen şakrak yazılar beklerler.

Ama ruh hali diye de bir şey var tabii. Üstelik bu köşe zorlamalara şahit olmadı hiç. Hep samimiyet gördü.

ROMANTİKLİK ÇÖKTÜ ÜZERİME

Düşünüyorum da... Sana daima mühim haberler vermişim mektuplarımda. Hep memleket meseleleri. Sanki doymamıştın giderken bunlara. Gazeteciydin hem sen... Ortasındaydın her şeyin.

Denizi, gökyüzünü, belki aylardan ekimi özlemiş olabileceğini neden akıl etmedim hiç?

Ekim bu yıl biraz tuhaf babacığım.

Hani bilmeden bırakıverseler orta yerine, temmuz zannedersin. Gerçi her sene gider gelir böyle yazla kış arasında.

Hatta bir seferinde ‘‘Şahsiyetsiz Ekim’’ demişim. Ama belki de ekimi güzel kılan budur. Sürprizler. Yağmuru beklerken güneş, güneşi ağırlarken serinlik...

Az önce denedim sana haber vereyim diye...

Denize ekmek atınca balıklar üşüşüyor yine.

Serçeler yine durmuyorlar durdukları yerde. İki bacak üstünde, zıp zıp zıp...

Kediler hálá tedirgin. İki lokmada bir etrafı kolaçan ediyorlar. Genlerine işlemiş artık korku.

Balıkçı tekneleri denizi yara yara gidiyorlar yine. Nedense denizden gelen motor sesi hiç rahatsız etmiyor beni. Vardır elbet buna sebep bir fizik kanunu. Su sarıp sarmalayıp da gönderiyorlardır belki kıyıya sesleri.

En sevmediğim dersti lisedeyken fizik.

Ah! Şimdiki aklım olsa...

Meğer her gün bir vesileyle karşısına çıkarmış insanın hayat boyu.

Neyse bir daha dünyaya gelirsem fiziğe gereken önemi vereceğim okul yıllarımda.

AKRABA AKRABAYA BENZEMEZ

İşte sana ilginç bir haber...

Japonlar’la akraba çıkmışız.

Yarının atası olarak bir atasözü patlatayım hemen.

‘‘Akraba akrabaya benzemez.’’

Ne tarafından baksak durum bu.

Hadi fiziki benzerlikten vazgeçtim... Çift yumurta akrabasıyız diyelim. Fakat öteki hususlara ne diyeceğiz?

Onlar metroda kitap okurlar, biz pencereden yerin yedi kat dibini seyrede seyrede gideriz.

Onlar habire bir şey icat ederler, bizim daha siftahımız yok.

Onlarda bir onur bir gurur, bizde bir yüzsüzlük.

Kaç Japon yönetici ‘‘Başarısız oldum’’ diye intihar etti bugüne kadar. Bizimkiler de intihar etsin demiyorum ama, insanın yüzüne biraz kan hücum eder hiç olmazsa.

Ha bir tek onların da depremi var bizim de. Ama onları yıkacak deprem daha fayından doğmamışken biz üflesen yıkılıyoruz.

Bence ‘‘uzaktan arkadaş’’ bile değiliz Japonlar’la.

Hadi hoşçakal babacığım.


MIŞ-MUŞ


Yeşim Salkım'ın mallarına da tedbir konmuş.

E, haydan gelen huya gider.

Derviş ‘‘CHP'de köklü bir değişim şart’’ demiş.

Baykal şimdi ‘‘Keşke ayartmasaydım şu adamı’’ diyordur.

Kalp ve kansere karşı pişmaniye yemeliymişiz.

Şimdi anlaşıldı işte! Seni hiç pişmaniye yerken görmedim babacığım. (Bakınız ‘‘Babama Mektup’’un ‘‘Her Şey Fasa Fiso’’ bölümü.)

Erdoğan kadın milletvekillerine ‘‘Sigarayı bırakıyoruz’’ demiş.

Yarın ‘‘Namaza başlıyoruz’’ derse şaşırmayın.

Deniz Akkaya ‘‘Starın gözü renkli olur’’ demiş.

‘‘Dudağı silikonlu olur’’ dememiş mi?

Aktör Arnold Schwarzenegger California Valisi seçilmiş.

Bizde durum farklı; başbakanlar falan önce seçilip sonra ‘‘artiz’’ oluyorlar.
X

YAZARIN DİĞER YAZILARI