"Yonca Tokbaş - Kelebek" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yonca Tokbaş - Kelebek" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yonca Tokbaş - Kelebek

Babam ve ben

İnsan çocukken, ana-babasına çocuk gözüyle bakıyor.

Sonra gün geliyor, birinden biri (Allah en gecinden versin) gidiyor mesela ve sen o acıya sana biçilen zaman içinde alışarak yaşamaya çalışırken; hayat başka başka kayıplar seriyor önüne. Kimine yadırgayarak bakıyorsun beklenmedik olduğundan, kimine üzülmüyorsun çünkü daha beterini yaşadığını düşünüyorsun, kimine çok üzülüyorsun çünkü çok erken diyorsun, kiminde de yanıyorsun. Evet, cayır cayır yanıyorsun adeta.

Acı haberleri artık art arda almaya başladığında da, “Sanırım ben artık o yaşa geldim ki, bu haberleri daha sık alır oldum...” diyorsun, farkındalığın sana verdiği azıcık korku, azıcık sarsıntı ve kabullenme/kabullenememe duygularıyla... Çok çok karışık duygularla.


Doğum ve ölüm, insanı şu an yaşadığına en çok inandıran, en çok hatırlatan, en çok yakınlaştıran iki olay bu dünyada.


Ben babacığımı kaybettiğim günden beri ona kızı, evladı, çocuğu olarak çok üzüldüm, kahroldum; hesaplaşa hesaplaşa bitiremedim derdimi. Çözemedim içimdeki sorunu onunla. Oysa pek bir sorun yok gibi ortada. Sorun, onun şu anda burada olamamasında galiba. Bana okkalı bir “Yeter Yonca!” çekememesinde. Doyamadım acımı yaşamaya. Kızı olarak üzüntüm bencilceymiş bir bakıma. İsyan ettim durdum bizi aniden bırakışına. Hala da eder gibiyim ara sıra. İnsan bazen bu garip acının büyüsüne de kapılıyor sanırım. Acın seni bırakacak olsa, sen onu bırakmak istemez oluyorsun. Durup durup deşiyorsun. İnsanoğlunu tam anlayan var mıdır ki?


Size daha sonra yazacağım bir kısa hikayem var eskilerden kalma. Zamanı gelince. Beni belki daha iyi anlarsınız o zaman. Belki de kendinizi daha iyi anlarsınız, o zaman. Çünkü üç aşağı beş yukarı kayıp duygusu hepimizde aynı. Kimimiz anlatabiliyoruz, kimimiz içimize atıp başkasının tercüman olmasını bekliyoruz.


Ama, o zamana kadar sabır Yonca.


Sabır...


Yonca

“çocuk”

 

Benim çocuk babam...


15 yıldır bitmek bilmeyen bir Kasım-Aralık kehaneti var kalbime çöken. Bu kehanete ben inandığım için mi var, yoksa o var da mı ben inanmak zorunda bırakılıyorum bilmiyorum. Her sene kıvrandığım, bu kehaneti çözmek için kendimce büyük çaba sarfettiğim ne kadar gerçekse, 15 senedir yenildiğim de bir o kadar gerçek. Bu sene de aynı şey oldu. Yenildim.


Ama bu sefer aldığım acı haber bana, yıllardır kızı olarak üzüldüğüm babacığımın yokluğuna, ilk defa anne gözüyle bakmama sebep oldu ve ben en çok buna yandım, buna!


Ben babamı kaybettiğimde onun kızıydım. Ama ne zamanki artık hayatta olmayan babacığımın öz be öz kendi annecağızını; hem de o biçim hasret kaldığı, doyamadığı, hayalleriyle yaşadığı anacığını kaybettiğinin haberini aldım, o zaman kendi babama anne kalbimle yanaştım. Şişko yanacıklı keltoşumun hatırasına iki damla göz yaşı kondurdum.


Ben kollarımı açıp sarılmak istediğimde babama çok geçti, yetişemediydim oncağızıma. Ben onu son kez ve artık çok geç gördüğümde, gözüme neden bu kadar masumcacık bir çocuk gibi göründüğünü de daha şimdi, bugün yeni anladım. Ben, bir kız bir erkek annesi olmuş ben, bir ömür boyu çocuk kalmış babama pek bir yandım.


Hemen hemen hemen evlatlarıma koştum. Tahmin dahi edemezsiniz gidip onlara nasıl sarıldım, nasıl onları bağrıma bastım, nasıl onlardan asla bir soluk kadar bile ayrı kalmaya dayanamayacağımı düşünüp ağladım. Hiçbir insani hata, hiçbir neden yeterli geçerli sebep olamaz bir insanı çocuklarından ayrı koymaya.


Çocukları da analarından ayrı bırakmaya...


Yonca

“anne”

 

Teselli...


Tam bunları yaşarken ben, Ayşe koştu yetişti imdadıma. Siz onu Arman olarak bilirsiniz bense Ayşe. Siz onu benim onu bildiğim gibi bilmezsiniz demek istiyorum aslında. Bir insanı bilmek, bazen bazılarının işine gelmez. Garip insanlarız malum biz. Bizde, millet ne der diye birini sevdiğini açık açık söylemeye korkarsın da, yerden yere vurmaya gelince lafını hiç sakınmazsın! Her neyse...


Ayşe beni sabırla dinledi, dinledi, dinledi ve bana, kafama çekiç gibi çakılan bir şey dedi. Dedi ki: “Yonca baban şimdi kavuştu anneciğine. Böyle düşün, çünkü öyle!”


İlk başta bana bu cümle pek teselli olmadıysa da, o andan bu ana, içime su serper oldu sanki, ben kafamda yineledikçe. Yani tam serinlemesem de, içimin yanması hafifledi sanki içten içe.Ve eğer gerçekten öyleyse...Yani dediğin gibiyse Ayşe... Yani babacığım kavuştuysa çok şükür anneciğine...Bu bitmek bilmemiş hasret nihayet bittiyse...


Bir anne olarak buna sevinmekten başka duygu düşmez değil mi haddime?


Gani gani rahmet eylesin Allah hepsine...


Tüm kaybettiğimiz sevdiklerimize...


Yonca

“yaşlı”

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI