Kitap Sanat Haberleri

KİTAP SANAT

    Filiz Ali: Merak kaybolursa her şey kaybolur

    YENAL BİLGİCİ ybilgici@hurriyet.com.tr
    12.10.2017 - 12:21 | Son Güncelleme:

    Yazar, müzisyen, eleştirmen, öğretmen, son zamanlarda çok satan listelerinden inmeyen Sabahattin Ali'nin kızı... Filiz Ali, bir rol-model. Bugün Ayvalık’ta dünyanın tanıdığı bir uluslararası müzik akademisi varsa onun uğraşları sayesinde var. CRR Konser Salonu, İstanbul’u dünyanın dört yanından müzisyenlerin uğrak yeri haline getirdiyse sebebi yine o... 80'inci yaşını kutlayan Filiz Ali’nin YKY’den çıkan anıları ‘Yok Bi’şey, Acımadı ki...’yi okuyunca hiçbir şeyin bir günde kazanılmadığını göreceksiniz. Türkiye’nin kültür-sanat hayatının önemli aktörlerinin resmi geçidine şahit olmak da cabası.

    Anılarınızın son sayfasından başlayalım. “Hayalimdeki Türkiye bugünün Türkiye’si değildi” diyorsunuz. Niye böyle bir sonuca vardınız?
    Çocukluğumun Türkiye’sine, anne-babamın kuşağına giderek cevap vereyim. Müthiş idealist, bilgiyi yaymak isteyen bir kuşaktı. Köy Enstitüleri örneğin, işte bu yüzden kurulmuştur. Ben konservatuvarda okudum. Babam orada öğretmendi. Babam öldürüldükten sonra, belki babamı öldüren devlet beni de orada okuttu. Bu konservatuvarda hep orta ve orta-alt sınıftan insanlar vardı. Köylü çocukları da vardı. Türkiye’nin dört bir yanındaki müzik öğretmenleri çocukları köylerden, kasabalardan konservatuvara taşıyordu. Hiçbiri elit değildi bu çocukların. Şunun için diyorum: Cumhuriyet elit bir tabaka yetiştirmedi, adam yetiştirdi.

    Şimdi nasıl bakıyorsunuz?
    Şimdi müthiş bir hayal kırıklığı yaşıyorum.

    Neden?
    Yine kendimden örnek vereyim. Konservatuvardan emekli olduktan sonra Sabancı Üniversitesi’nde ders vermeye başladım. Çok iyi puanlarla öğrenciler geliyor liseden. Kuşağının parlak öğrencileri bunlar. Ama çok azı hariç hiçbir şey bilmiyorlar. Merak da etmiyorlar. Merak kaybolursa her şey kaybolur. Bugün yiten şey o işte: Merak.

    AYVALIK’TA BİR CENNETİ YAŞAMAYA BAŞLADIK
    Bir ‘merak vahası’nı, Ayvalık Uluslararası Müzik Akademisi’ni (AIMA) kurarak ve onu yaşatmayı başararak müthiş bir başarı hikâyesine imza attınız. Kitabınızda o günleri de anlatıyorsunuz. Nasıl başladı Ayvalık macerası?
    Esasında bu iş biraz ‘elimi verdim, kolumu kaptırdım’ gibi oldu. Müzik eğitimine karşı bir zaafım var. Her çocuğun, yetenekli veya yeteneksiz, müzik öğrenmesi gerekiyor. Çünkü müzik bir enstrüman vasıtasıyla bedenini kullanmayı öğretir, dans etmesini, özgürlüğü öğretir. O koordinasyon bilgisi başka şeyleri öğrenmeyi de kolaylaştırır. 1970’lerden beri bu konuda çalışıyorum. Ayvalık’taki ‘Masterclass’ meselesi “Ben ne yapabilirim” diye düşünürken çıktı. Aklımdakileri bir kurum içinde yapamayacaktım. Özgür bir ortam gerekiyordu. Ayla Erduran da destek oldu; o sırada ders vermiyordu ama böyle bir projede ders verebileceğini söyledi. Ayvalık’a yeni taşınmıştım. “Acaba burada bir yer mi tutsak” diye düşündük. Ayla başkalarını da ikna etti. Benim de tanıdığım ama onun nazının geçtiği çok önemli isimler vardı.

    Kimler vardı mesela?
    David Oistrakh’ın torunu Valeri Oistrakh, yine Oistrakh’ın öğrencilerinden Viktor Pikaizen ki o sırada Ankara’da hocalık yapıyordu, Oistrakh ve Svyatoslav Richter’in yakın arkadaşı Mikhail Khomitzer... Rus ekolü Ayvalık’a geliyordu. Pikaizen ve Khomitzer karısıyla geldi üstelik. Ama ‘Ha’ deyince de olmuyor tabii.

    Rüya gibi kadroymuş. Para ve yatırım gerekiyor her şeyden önce sanırım. Var mıydı?
    Yoktu tabii. Ayla “Ben kemanımı yeni sattım, oradan mı karşılasak hocaların masrafını” dedi. Bu kadar çıkışsızdık. Derken bir tesadüf eseri, Ümit Boyner’le bir görüşme yaptım. O da ailesine ait iki taş evi, ki restorasyonları henüz bitmişti, bize tahsis etti. Boyner ailesinin inceliğini ve cömertliğini hiç unutamam. Bu sayede birdenbire bir cenneti yaşamaya başladık. Müthiş bir imece ortamı vardı. Eşim dostum, arkadaşlarım ciddi omuz verdiler, destek oldular. Epey de bir öğrenci geldi.

    Akademinin bugün geldiği noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
    Çok genişledik. Bütün bir yaz çalışıyoruz; kışın da faaliyetlerimiz var. 20 yıl içinde AIMA’ya katılan, hepsi kariyerinin zirvesinde müzisyenlerden bir orkestra kurduk. Bunu dünyada bir marka haline getirmek istiyoruz. Çok pahalı bir iş. Sürekliliği olan bir destek arıyoruz.

    Filiz Ali: Merak kaybolursa her şey kaybolurFiliz Ali ve Yenal Bilgici FOTOĞRAF: MUHSİN AKGÜN
    RÜYALARIMDA HEP SALACAK’I GÖRÜYORUM
    Anılarınızı okurken hayatınızın bir yönüne çok özendim. Dostlarınızla ilgili satırlardan, hep bir arada olduğunuzu, çat kapı birbirinizin evine gittiğinizi anlıyorum. Bugün sanki herkes kendi içine kapanmış gibi...
    Evet, bir arada yaşıyorduk sayılabilir. Örneğin, dediğiniz gibi evimden kalkar, Bedri Rahmi ve Eren Eyüboğlu’nun evine giderdim çat kapı. Sonra başkaları da gelirdi. Doğal gelişirdi. Çok yakındık birbirimize. Kimi nerede bulacağımızı da bilirdik. Ben çok gece gezmesine çıkmazdım ama hangi kafede, hangi meyhanede kim olur, bilirdik... Değişmezdi. İstanbul da elveriyordu bu gelip gitmelere. Trafik yoktu bir defa.

    Salacak’taki hayatınızı, çocuklarınızın büyüdüğü yılları da çok sevdiğinizi anlıyorum kitaptan...
    Biliyor musunuz, bugünlerde hep Salacak’ı görüyorum rüyamda... Domestik bir yaşantım vardı orada, sonraki yıllardaki gibi işimle meşgul değildim ama o domestik hayatı da iyi yaşadım. Çocuklarım Attila ve İdil ferah ferah büyüdüler orada. Güzel yıllardı.

    BABAM ÖLDÜRÜLDÜKTEN SONRA DAMGALI GİBİ YAŞADIK
    Babanız Sabahattin Ali’nin öldürülmesinin ardından yaşadıklarınız çok ağır. Bir yandan bu duruma katlanmaya çalışırken bir yandan anneniz Aliye Hanım’la bir sevgi-nefret ilişkisi kurmuşsunuz.
    Evet annemle çok didiştik. Bana hem çok destek oldu hem de katı kurallarla çok sınırlamak istedi beni. Çünkü çok korkuyordu. Ama unutmamalı annem büyük bir trajedi yaşamıştı.

    Babanızın öldürülebileceği ihtimali annenizin aklına gelir miydi?
    Babamın yurtdışına bir şekilde gideceğini ve kurtulacağını ummuştu. Öldürülebileceğini hiç düşünmemişti. Dahası, kocasının katlinin ardından birdenbire herkesin ona sırt çevirmesini, selamı sabahı kesmesini yaşadı. Annem büyük maddi zorluklar çekti ama bizi hep ayakta tuttu. O, iradeli, güçlü ve soğukkanlı bir kadındı.

    Hem babanız öldürülüyor hem de çoğu insan size destek olmak bir yana, vebalıymışsınız gibi sizden kaçıyor. Yıllar sonra bazı akrabalarınızın ortaya çıkıp sizden o günler için özür dilediğini yazmışsınız. Neden uzaklaştılar sizden?
    Anti-propaganda vardı babam hakkında. Komünist olduğu için öldürülmeyi hak etmişti, oh olsun! Hem komünist, hem vatan haini hem de Bulgaristan’a kaçıyor! Böyle bir atmosferde yakınlarımız bizden uzaklaştı. Bizi tanıdıklarını bile belli etmek istemiyorlardı. Ailemiz yok oldu; çok korktular. Bir tek babamın annesiyle yazışırdı annem. Ama bir yandan da babamın bazı dostları da bize ikinci bir aile oldu.

    Siz nasıl baş ettiniz bu sıkıntıyla?
    Damgalı gibiydik. Babamın kim olduğunu saklamam isteniyordu. Yatılı okula girince kurtulmuş oldum ama annemin depresyonu sürdü. Ben belki karakterim dolayısıyla çok üzülsem de bunu hayatımda bir mesele haline getirmemeye çalıştım. Bir özelliğim de kötü anıları silmektir. Başka türlü dayanamazdım belki; düşünün konservatuvarda bile benimle arkadaşlık edilmemesi salık veriliyordu arkadaşlarıma.

    Babanızın öldürüldüğü gündeki atmosferi konuştuk. Bugünü nasıl görüyorsunuz?
    Korkunç bir ortam... Yine bir korku iklimi hali. Sorgusuz sualsiz üniversiteden atılan akademisyenler, öğretmenler... Açlık grevi yapan insanların açlıktan ölmesini isteyen bir anlayış var. Diyelim ki masum değiller, niye içeri tıkıyorsunuz onları? Bir dava açmak yetmez miydi?

    GENÇLER ‘KÜRK MANTOLU MADONNA’DA HİÇ GÖRMEDİKLERİ BİR ŞEY BULDU
    Öldürülen, hakkında anti-propaganda yapılan ve kitapları yasaklanan Sabahattin Ali’nin kitapları bugün ‘en çok satanlar’ raflarından inmiyor. Hele ‘Kürk Mantolu Madonna’ peynir ekmek gibi satıyor son dört-beş yıldır. Ne diyorsunuz bu ilgiye?
    Beni şaşırtmıyor. Babamın çok farklı ve önemli bir yazar olduğunu hep biliyordum. Ama geç algılandı bu biraz.

    Yıllarca esirgenen ilgi gelip bu yıllarda mı patladı acaba?
    Belki de. Özellikle ‘Kürk Mantolu Madonna’ bugünkü genç insana hitap etti. Çok özledikleri ve hiç rastlamadıkları bir şey buldular onda.

    Siz en çok hangi Sabahattin Ali eserini seversiniz?
    Ben hikâyelerini çok severim. Keşke herkes aynı zevki alabilse...

    Filiz Ali: Merak kaybolursa her şey kaybolur
    YOK Bİ'ŞEY, ACIMADI Kİ...
    Filiz Ali
    Yapı Kredi Yayınları, 2017
    352 sayfa, 28 TL.

    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı