Yalçın BAYER

Babalara af gerekli cezaevlerinde yaşam koşulları düzeltilmeli

13 Temmuz 2010

Cezaevinden Başbakan ve Adalet Bakanı'na mektup

İlki Başbakan’a:

“Ekonomisi sallantıda, işsizlik ve açlık olan bir ülkede yaşıyoruz. İşsizlik ve açlık olan bir ülkede hırsızlık, uyuşturucu ticareti vs. gibi suçlarda artış olduğu görülmekte, sadece uyuşturucu suçundan cezaevinde yatanların sayısında son bir yılda on binin üzerinde ‘bir’ artış olduğu görülmüştür.

Kısacası...

Ülkenin çiftçisi, işçisi yasadışı işler yapmak zorunda kalmıştır. Ülkenin çiftçisi uyuşturucu (esrar) yetiştirmeye, işçisi uyuşturucu ticareti yapmaya başlamıştır.
Dolayısıyla dünyanın en sabıkalı ülkesi haline geldik.

Ben Hatay E Tipi Kapalı Cezaevi’nde yatıyorum. Cezaevi, suça meyilli olmayan, daha önce hiç suç işlememiş emekli insanlarla dolup taştı ve 6-10 yıl arası ceza almaktalar. Bu insanların çocukları perişan halde babalarını bekliyor. Devlet kimi cezalandırıyor? İşsizlik yüzünden çocuklarına ‘ekmek’ götüremeyen babaları mı? Yoksa babalarını bekleyen çocukları mı?

Hükümet, cezaevindeki çocuk mahkûmlara af verilmesi yönünde yasa tasarısını TBMM’ye sunması bekleniyor. Cezaevindeki çocuk mahkûmları sevindirirken babaları cezaevinde olan, babalarını bekleyen çocukları unutmayalım, babaları cezaevinde olan çocukların da affedilmesi gerektiğini düşünüyorum.”

10 KİŞİLİK KOĞUŞTA 26 KİŞİ YATIYORUZ


M. Nuri Nur’un Adalet Bakanı’ndan istedikleri de şöyle: “Cezamızı çekmek için bulunduğumuz koğuş, biz mahkûmlara işkence teşkil etmekte, yatmakta olduğumuz koğuş 10 kişilik olmasına rağmen 26 kişi yatmaktayız.

Ayrıca koğuşun yatakhanesi ile yemekhanesi aynı yerde bulunmaktadır. Dolayısıyla hiçbir şekilde ne sağlık, ne kültürel ne de sosyal bakımdan hiçbir aktivite bulunamıyoruz.

Kullanmamız gereken ranzalar, dolaplar çürük ve paslı olduklarından kullanamıyoruz. Bir arkadaşımız vefat etti, bir arkadaşımız kendini keserek intihara teşebbüs etti.

Psikolojik açıdan çok kötü durumdayız, içinde bulunduğumuz koğuşların insan standartlarına kavuşması ve bizlere de her ne kadar suçlu olsak dahi bir insan ve yüce Türk milletinin birer vatandaşı olarak haklarımızın verilmesi ve bulunduğumuz koşulların cezamızı çekecek konuma getirilebilmesi için gerekli düzenlemelerin yapılmasını rica ederim.”

Cezaevlerinde durumun vahim görünüyor; yakınmalar daha da artacak.

Dumansız Hava Sahası 1 yaşında

SİGARA ve Sağlık Ulusal Komitesi Başkanı Prof. Dr. Elif Dağlı diyor ki: “Gelin, her yıl 100 bin yurttaşımızı sigaradan kaybettiğimizi, 90 bin yeni kanser vakasına teşhis konduğunu, sigaranın kendisine ve sigaradan kaynaklanan hastalıkların tedavisine her yıl toplam 50 milyar dolar harcadığımızı hatırlamak ve hatırlatmak adına, Tam Dumansız Hava Sahası’nın birinci yılını hep beraber kutlayalım!”

Yayla Romanları: Biz sürünelim mi    

‘YAYLA Romanları’ deniyor onlara... Yazları Ordu’nun Aybastı, Mesudiye ve Perşembe yaylalarına çıkıyorlar. İzmir, Dikili, Havran, Balıkesir’den çoluk çocuk gelmişler... Festivalci ve panayırcı bunlar. Karadenizlilerin katıldığı geleneksel şenliklerde kurdukları çadırlarında çember atışı, penaltı atışı, havalı tüfek atışı ve masa topu etkinlikleri ile geçim sağlamaya çalışıyorlar. Perşembe Yaylası’ndaki telefonda Egeli romanlardan Sevinç Hanım var; gazetecilerden medet ummaya çalışıyor.

“Komutanımız yasak diyerek çadırlarımızı kaldırın diyor. Ekmek parası nasıl kazanalım. Bir kızımız doğum yaptı. Nereye gidelim. Yalvarıyoruz ama dinlemiyorlar. Mazot paramız yok ki geri dönelim.”

Yakın yayladaki Romanlar yasağın kalkması yönünde haber bekliyor. Yaşamları için amansız bir mücadele içinde olan Romanlar, yaylalardaki kendilerine yönelik yasağın kalkmasını istiyorlar. İlgililer hiç olmazsa geçici bir çözüm bulamazlar mı?

İstanbul’a ne kadar turist geliyor acaba

UNESCO’nun İstanbul’u ‘tehlike altındaki miraslar’ listesine alacağı yolunda görüşler ortaya atılırken, İstanbul’un sit alanları yönetim planı var mıdır sorusu ortaya atılıyor. Yoksa, UNESCO nezdinde büyük bir prestij kaybı olacağı açık.İstanbul, AKP lideri Erdoğan’ın yönetiminde 17 yıldır iktidarda.

Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş ise yaptığı açıklamada UNESCO’nun eski ve yeni başkanlarından bazı ‘sernezişler’ geldiğini doğruluyor ancak şunları da ekliyor:

“AKM’de olduğu gibi mahalle baskısına benzer baskılar Haliç metro geçişi, Süleymaniye, Galataport projeleri üzerinde de UNESCO’ya da itiraz yapıldı. Kendileriyle konuştuk, projeleri gösterdik. Bu kentte bizim ve yönetimimizin hoşumuza gitmeyecek yanlış bir karar çıkmaz” diyor. Topbaş’ın “İstanbullular bize güveniyor” demesi ne kadar doğru? Dar bir alanda tıkış tıkış projeler, oteller, rezidanslar ve alışveriş merkezlerinin yoğunluğuna, yeşil alansızlığına ve ulaşımsızlığa karşı İstanbulluların yaşadığı sıkıntılar ortada iken... Avrupa Kültür Başkenti olan İstanbul’a gelen turist sayısı neden artmıyor da aksine azalıyor. (Mevlüt Tezel son rakamları verdi. 2010’un ilk altı ayında gelen turist sayısı 3 milyon 358 binmiş; yani 2009’un aynı süredeki rakamına göre 4.6 oranında düşmüş.) Ekonomik krizi bir yana bırakalım, böyle unvanlı bir kent Avrupa Kültür Başkenti adına iz bırakacak hangi etkinliği veya yapıyı ortaya çıkardı? İç açıcı olmayan bir durum.

Yazarlar Ana Sayfa
HaberlerGalatasarayBeşiktaşFenerbahçeburçniobeABDcinayet