"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Babaçi’den hayat dersi

Yazın son günleri, İstanbul’dayız...<br><br>Pırl pırıl, insanın içini açan bir pazar...

Babaçi, Alya ve ben Tuzla’ya gidiyoruz.

Alya neşe içinde, arabada Tuzla’da neler yapacağını anlatıyor:

- Yavru kedi seveceğim...

- Yüzeceğim.../images/100/0x0/55eb5bedf018fbb8f8bc0e1a

- Simit yiyeceğim...

Tuzla, hepimizin çok sevdiği bir yer.

Alya’nın halası Leyla’nın masallardan fırlamış gibi bir evi var. Ağaçlar içinde. Benim kedim Oğluş da onun bahçesinde gömülü. Ne zaman gitsem mezarına çiçek koyuyorum ve onunla konuşuyorum, "Oğluşum, seni çok özledim" diyorum.

Ama hayat devam ediyor.

Betûl Hanım, "Kızlar... Leyla sahildeymiş. Hadi biz de gidelim" diyor.

Aşağıda, İstanbul Mercan Kulübü var.

*

Betûl Mardin’i nasıl tanırsınız?
/images/100/0x0/55eb5bedf018fbb8f8bc0e1c
Benim tanıdığım en kontrollü insan.

Bir kere bile kendini bıraktığını görmedim.

O, hep işin başındadır, düzenler, organize eder, problem çözer.

Dimdiktir. Hálá muktedir, hálá karar merci.

Hálá sarsılmaz.

Bu da, çevresinde yaşanlara müthiş güven veren bir şey. Onun varlığı insanın içini rahatlatıyor, "Nasıl olsa işleri düzenleyecek biri var!"

Derdin varsa, "Ben ne halt edeceğim şimdi?" diye gidersin, "Abicim, otur bir çikolata ikram edeyim sana, merak etme her şeyi çözeriz nasıl olsa" der.

Gerçekten de her şeyi halleder bu tonda.

Hayatınızı kolaylaştırır.

*

İşte o gün, deniz kenarındaki o kulüpte yemek alırken, ayağı taşlardan birine takılıyor ve yere kapaklanıyor.

Boylu boyunca.

Burun üstü.

Ben tabağı ve onu havada uçarken görüyorum ama yetişemiyorum mümkün değil.

82 yaşındaki o sarsılmaz kadın bir çam gibi devriliyor.

Yerden kaldırıyoruz, gördüğüm görüntü felaket, ağzı yüzü kan içinde.

Önce kanın nereden geldiğini anlayamıyoruz, burnundan mı ağzından mı?

Ama o görüntüden daha önemli olan, Betûl Mardin’in kendinde olmaması.

Kontrolde olmaması.

Bir baygınlık hali, zihni gidip geliyor. Gözlerini bir açıyor, bir kapatıyor.

Alışmamışız onu böyle görmeye. Aklımız başımızdan gidiyor. Hepimiz, Leyla, ben, ve etraftaki herkes donup kalıyor. Daha doğrusu bir "kal geliyor", bir tür şok, sanki kokteyldeymişiz gibi ayakta dikili kalıyoruz, Betûl Hanım kucağımızda, hiçbirimiz ne yapmamız gerektiğini bilmiyoruz..

Saniyelere geçiyor... geçiyor... geçiyor...

O kal hali devam ediyor...

Sonra birileri, "Ambulans çağırın", "Tansiyonunu ölçün", "Bir yere yatırın", "Yok yatırmayın" gibi laflar ediveriyor.

Ağlamalar, hıçkırmalar.

Bir ara Alya’nın sesini duyuyorum, "Babaçi’ye ne oldu anne? Neden yüzünde kan var? Düştü mü?"

O da ağlıyor.

"Alyacım, yok bir şey" diyorum.

Aslında ne dediğimi bilmiyorum.

Saçmalıyorum.

Galiba "otorite" olarak gördüğün bir insanın, kontrolünü kaybetmesi insanı şaşırtıyor. Bu gibi durumlarda ne yapacağımızı o söyler!

Peki o bunu yapamazken, kim yapacak?

Bittim ben o gün!

O kadar alışmışım ki onu o rolde görmeye...

*

Tekrar sesler...

"Nabzı atıyor merak etmeyin..."

"Tansiyonu ne durumda?"

"Geldi ambulans!"

Ve o sırada, daha sağlık görevlisi ona ulaşmadan, mucize gerçekleşiyor, o kontrolünü kaybetmiş kadın birdenbire gözlerini açıyor.

Ve Betûl Mardin geri geliyor.

"Neredeyim ben?"

"Çocuklar izin verin de nefes alayım!"

"Nedir canım bu kalabalık!"

Allah’a şükürler olsun Betûl Mardin geri geliyor.

Kontrolü de onunla birlikte...

Ambulanstaki görevli "Tansiyonunuzu ölçeceğim" diyor.

"Ölç tabii" diyor.

Fark ediyor, ağzı yüzü yine kan içinde, "Çantamdan aynamı verir misin?" diyor, bir Selpak’la yüzünü temizliyor.

Her şeyi tekrar tekrar yine kendi kontrolüne alıyor.

Sağlık görevlisi, "Sizi buraya en yakın hastaneye götüreceğiz" diyor.

"Eksik olma ama istemem!" diyor.

"Ama efendim..."

"Isra etme evladım..."

Başka biri olsa ne der?

"Tamam gidelim der"

O ise, "Ben oraya gitmem, ben bildiğim hastaneye giderim. Ambulansa da gerek yok. Araba nerde? Hamdi Bey nerede? Söyleyin, ön tarafa gelsin" diyor, "Ayşe, Alya hadi toparlanın gidiyoruz..."

Kimseye de aldırış etmeden, herkesin şaşkın bakışları içinde arabaya binip gidiyoruz.

*

Yolda da bana, "hayat dersi" olabilecek bir şey söylüyor.

"Böyle zamanlarda, sakın ha teslim olma! Sen kendi bildiğini, kendi hissettiğini yap. Çünkü insan alıştığı yerde rahat eder. O tanımadığım hastanede beni bir oraya, bir buraya yollayacaklar, tanımadığım bilmediğim doktorlar bakacak, şaşkın halde hepsine ’Tamam’ diyeceğim, ambale olacağım, ne olduğumu şaşıracağım... Oysa, bak şimdi ne yapıyorum..."

Telefonu alıyor bir tuşa basıyor... Bekliyor...

"Amerikan Hastanesi mi? Ben Betûl Mardin..." diyor, "Küçük bir kaza geçirdim... Şimdi geliyorum, Acil kapısından giriş yapacağım. Şu doktoru arayıp, geleceğimi haber verir misiniz? Sanırım beyin tomografisine ve bilek röntgenine ihtiyacım var..."

Ben o gün bir şey daha öğreniyorum.

İnsanların seni bir oraya, bir buraya, itip kakmasını istemiyorsan kontrolünü kaybetme...

Hiç bir zaman...

X