Babacan: Refahın ciddi bir ölçüde arttığı bir yıl oldu

A.A.
01 Ocak 2011 - 15:41Son Güncelleme : 01 Ocak 2011 - 15:47

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, 2010 yılının özellikle gelişmiş ülkelerde büyük problemlerin, sıkıntıların yaşandığı bir yıl iken Türkiye'de güven ve istikrar ortamında, büyümenin, istihdamın sağlandığı ve refahın ciddi ölçüde arttığı bir yıl olduğunu bildirdi.

2011 yılının ise yine gelişmiş ekonomilerde risklerin arttığı bir yıl olacağına dikkat çeken Babacan, “Türkiye, bu riskli ortamda, güven ve istikrar ortamını koruyarak, makul oranda büyümeyi, istihdamı sağlayacak bir ülke olacak” diye konuştu.

Türkiye'de 2009 yılından itibaren mali disipline önem verdiklerini ve kamu maliyesini çok sıkı uyguladıklarını, bütçe açığını azalttıklarını, borç stoğunu kontrol altında tuttuklarını anlatan Babacan, yıl sonu itibariyle toplam kamu borcunun milli gelire oranının yüzde 41 küsüre ineceğini ve Türkiye'nin Avrupa'da milli gelire oranla borcunu düşüren tek ülke olduğunu söyledi.
Merkez Bankası'nın para politikalarını çok dikkatli götürdüğünü ifade eden Babacan, bankacılık sektörüne ilişkin atılan adımlarla finans sektörü ile ilgili tedbirleri aldığını kaydetti.

“KREDİ HACMİ ARTSIN, AMA ÖLÇÜLÜ OLSUN”

Babacan, kredi hacminin 2009'da 392 milyar lira iken, bu yıl 508 liraya çıktığını belirterek, bu yıl yüzde 24-30 arasında bir kredi hacmi genişlemesinin olacağını söyledi.

“Kredi hacmi artsın, ama ölçülü olsun” diyen Babacan, bu yılki kredi genişlemesinin 125 milyar lirayı bulacağını ve 2011'deki kredi artışının da bu civarda artmasını istediklerini kaydetti.

Babacan, bunun ötesine gidildiğinde makro dengeler ile ilgili sıkıntıların baş gösterebileceğinin altını çizerek, Türkiye için enflasyon kaygısından çok cari açık kaygısının geçerli olduğunu ifade etti.

Şu anda Türkiye için enflasyon riskinin çok ciddi oranlarda olmadığına, asıl dikkat ettikleri konunun cari denge olduğuna işaret eden Babacan, şöyle devam etti:

“Yüzde 5-6 cari açık tamam ama yüzde 25'in üzerinde bir kredi genişlemesi olursa, 125 milyar liranın üzerinde bir kredi genişlemesi olursa, cari açığı yüzde 5-6'dan daha yükseğe taşıma riski var. Dikkatli olalım 2011'de. Bütün bu tedbirlerin arkasında cari dengeyi belli noktalarda tutma gayreti var ama bunla ilgili rakamsal bir hedefimiz yok. Çünkü cari açıkla ilgili kontrolümüzde olan konular var, olmayan konular var. Dolayısıyla böyle bir hedef koyup, tutturmaya çalışmak, doğru bir yaklaşım değil.”

Orta ve uzun vadede sonuç getirecek yapısal reformlara da değinen Babacan, Türkiye'de Ar-Ge harcamalarının binde 8,5'e çıktığını ve bundan sonraki dönemde de Ar-Ge harcamalarının ön planda olması gerektiğini belirtti.

“EN AZ 3 NÜKLEER SANTRALE, SAHİP OLMAMIZ GEREKİYOR”

Yenilenebilir Enerji Kanunu'nun çıktığını hatırlatan Babacan, asıl büyük kapasitenin ise nükleer enerjide olduğunu, Türkiye'nin 2023 yılına kadar en az 3 nükleer santrale sahip olması gerektiğini söyledi.

Babacan, “Belki Kore ya da Japonya örneğinde bir miktar sermaye koyacağız Türkiye olarak. İhtimal olarak görünüyor. Rus örneğinde ise yok. Görüşmelerin netleşip, yatırımların yapılması önemli. Asıl cari denge sorunumuzu enerji açısından çözecek en önemli somut adım bu olacak” dedi.

Eğitimin de çok önemli olduğuna işaret eden Babacan, şartlı nakit desteğini artırdıklarını hatırlattı. Babacan, Türkiye'nin fiziksel altyapısının verimliliğini de artırdıklarını belirterek, “Tüm bunlar, Türkiye'nin rekabet gücünü artıracak ve ödemeler dengesinde Türkiye'nin daha iyi noktaya gelmesini sağlayacak tedbirler” diye konuştu.

“KAMU BANKALARININ BİLANÇO YAPISI DEĞİŞTİ”

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Babacan, kamu bankalarının kullandırdığı kredilere ilişkin olarak, kamu bankalarının bilanço yapısının değiştiğini ve ağırlıklı olarak Hazine kağıdı taşırken, hazinenin borçlanma ihtiyacının ve iç borç döndürme oranının düşmesiyle beraber, bunu krediyle telafi ettiğini anlattı.

Kamu bankalarının her yıl kredi hacmini sektör ortalamasından daha fazla büyütmesinin normal olduğunu belirten Babacan, “Ama biz kamu bankalarına ne diyoruz, toplam aktif büyüklüğünü, sektördeki payını değiştirme diyoruz. Açık bir talimatımız” dedi.

Kamu bankalarının doğal olarak diğer bankalara göre daha düşük faizle mevduat topladığını kaydeden Babacan, “Biz 2003'de dedik ki bu doğal avantajınızı, asla ve asla kredi faizlerine yansıtmayacaksınız. Kamu bankaları doğal rekabet avantajlarını, kredi faizlerine yansıtmamalı” diye konuştu.

2003'den 2009'a Ziraat Bankası'nın kurumlar vergisi ve Hazine'ye ödediği paranın 14-15 milyar lira yani 10 milyar dolar civarında, Halk Bankası'nda da 6-7 milyar lira yani 4 milyar dolar civarında olduğunu belirten babacan, böylece kamu bankalarının, 7 yılda yaklaşık kamuya 14-15 milyar dolar nakit kaynak aktardığını söyledi.

Babacan, “2001'de Halk Bankası bilançosunun yüzde 75'i görev zararı karşılığı verilen kağıtlardan oluştu. Bugün bilançonun yüzde 58'i kredilerden oluşuyor. Kamu bankalarına ve Merkez Bankası'na 2001 de verilen kağıtların ödemesini bitirdik. 10 Aralık tarihi itibariyle onların ödemesi bitti” dedi.

TORBA YASA VATANDAŞIN ÖNÜNÜ AÇACAK

Torba Yasa'yla ilgili soru üzerine de Babacan, yasanın en önemli konusunun yeniden yapılandırma meselesi olduğunu, istihdamla, Devlet Personel Rejimi ile ve kurumların sıkışan pek çok konusunun yasanın içinde yer aldığını anlattı.Babacan, “Bu hem geniş bir kitlenin, vatandaşların önünü açacak, onları rahatlatacak bir yasa, hem de kamuya devlete belirli bir miktarda gelir getirecek bir yasa. Dolayısıyla herkesin istifade edeceği, yararlanacağı böyle bir düzenlemeye tüm partilerimizden destek bekliyoruz” diye konuştu.

“(VERGİ) BU HOŞNUT OLDUĞUMUZ BİR TABLO DEĞİL, ZAMAN İÇİNDE DEĞİŞMESİ  GEREKEN BİR TABLO”

Babacan, akaryakıttaki ÖTV'nin 1 Ocak 2010 tarihinden beri maktu ve sabit olduğunu belirterek, bu uygulamayı 2011 sonuna kadar da değiştirmeyeceklerini bildirdi.

Akaryakıttaki ÖTV'nin en önemli vergi kalemlerinden biri olduğunu ifade eden Babacan, iki yıl üst üste bu oranların artırılmamasının çok ciddi bir fedakarlık olduğunu, bütçe giderlerinin en az enflasyon artı büyüme kadar arttığını söyledi. Babacan, şöyle devam etti:

“Maliye Bakanı Şimşek, şu açıdan haklı; petrol fiyatları 40 dolara kadar düştüğünde durum başkaydı, bugün ise 95 dolar ve durum başka. Petrolün fiyatı varile bağlı, Türkiye için kura bağlı. Petrolün varil fiyatı değişmese dahi dolar bir önceki aya göre yüzde 10 daha yüksek. Kur etkisi var burada. Ama toplam içerisinde vergi sabit ve diğer rakam büyüdüğü için oransal olarak vergi düşmüş oluyor, Maliye Bakanımız haklı. 2002 sonuyla bugünü karşılaştırın, bu 2002'den de aşağı bir noktada.

Devlet olarak, gelir kaynağımız tamamen vergi. Devletin petrol geliri olsa biz deriz ki düşürelim. Akaryakıtın esnekliği çok az, fiyat hassasiyeti çok çok düşük. Bizim doğrudan gelirlerimiz yok denecek kadar. Beyana dayalı gelir vergisi Türkiye'de 2 milyar civarında. Sadece sigaranın ÖTV'si 15 milyar. Doğrudan vergileri alamayınca, bu sefer ister istemez dolaylı vergiler yüksek.
Bu hoşnut olduğumuz bir tablo değil, mutlaka zaman içinde değişmesi gereken bir tablo ama akşamdan sabaha bunları değiştiremiyorsunuz. Belli bir zaman gerektiriyor, belli bir reform süreci, kültürel değişim gerekiyor. Tablo bu, hoşnut değiliz, değişmesi gerekiyor, kayıt dışının azalması gerekiyor.”

Etiketler:


    EN ÇOK OKUNANLAR

      Sayfa Başı