Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Babacan ‘esnek müzakere heyeti’ dedi

Ancak, baskıların düzeyinin bugünkü noktaya gelebileceği, AB’ye gönül ve destek veren Türk çevreleri için dahi pek beklenen bir tutum değildi.Bu nedenle, diyenlerin sayısında ciddi artış var. Masaya oturmamanın temel dayanağı, AB’nin Kıbrıs politikası gösteriliyor.Çünkü, KKTC’ye ekonomik izolasyonun kalkması için bile verdiği sözü yerine getirmeyen AB’nin, Kıbrıs politikasının geldiği nokta, ‘KKTC, Doğu Almanya’nın Batı’ya ilhakı gibi, Güney Kıbrıs’a yamansın’ olarak özetleniyor.FRANSA’NIN TETİKÇİSİ PAPADOPULOSBugüne kadar, daha çok Türkiye’nin eksiklikleri üzerinde duran, AB için yoğun çaba gösteren, kamu görevlileri de dahil kişilerle yaptığımız görüşmelerde, Avrupa’nın yarattığı hayal kırıklığının nedenleri arasında ilk sırayı Avrupalı siyasilerin tavrı alıyor. Çünkü, Gerhard Schröder dışındakiler, kamuoylarının Türkiye karşıtı tutumu karşısında tavır alma cesareti gösteremedi. Diğer nedenler de şöyle sıralanıyor: 2007’deki başkanlık seçiminde, ‘Türkiye’nin üyeliğini durdurma’ yarışına gireceği anlaşılan Fransız sağı, ‘Ekonomik çıkarlarımız zarar görmesin’ gerekçesiyle sinsi bir politika izleme yoluna gidiyor. Fransız sağı, tetikçi olarak da Rum Kesimi Lideri Papadopulos’u buldu. Bu şımarıklık Papadopulos’a, süreci durdurmak için elindeki kartları fazlasıyla kullanma şansı da getirince, yenilir yutulur cinsten olmayan, Türkiye’nin burnunu sürtme amacı güden bir karşı deklarasyon yayınlandı. Oysa, tam üyelik perspektifi verilmeyen bir Türkiye’de, hiçbir hükümetin bu tür ağır şartları onaylamayacağı bilinen bir gerçekti. Aynı iç çevrelerin, Avrupa’nın, ‘Kusura bakmayın, size söz verdik; ama yapamayacağız’ deme cesareti göstermektense, Türkiye’yi teslim olmaya zorladığını kabul etmekle beraber hükümete yönelik bazı eleştirileri de yok değil. YAVAŞ HAREKET POLİTİKA OLDUBu eleştiriler ise şöyle sıralanıyor: Hükümet, 17 Aralık öncesindeki siyasi kararlılığını sonrasında gösteremezken, başmüzakereci ataması da anlaşılamaz gerekçelerle geciktirildi. Başmüzakereci Ali Babacan da aylarca nasıl bir kadroyla çalışacağını açıklamazken; ancak 3 Ekim’e doğru, ‘esnek müzakere heyeti’ mesajı verdi. Babacan, ‘Neyi görüşeceksek, yanımda o bakanlık elemanları olacak’ diyordu. Ancak herkes hemfikir ki, önceki aday ülkelerde, adları farklı da olsa bir çekirdek müzakere kadrosu oluşturuldu. Böylece TOBB, TÜSİAD ve DPT’yi kırma çekincesiyle onlara, ‘Merak etmeyin; zamanı geldiğinde sizi de ekibe alırız’ mesajı veren Babacan’ın bu tutumu, kararlı bir başmüzakereci görüntüsü vermedi. Oysa; işi geceli gündüzlü kendilerine amaç edinecek, kafa yoracak bir çekirdek kadronun hızla oluşturulup harekete geçilmesi gerekiyordu. Bu bir kenara; AB Genel Sekreterliği bile atıl hale dönüştürüldü, yavaş hareket etmek, hükümetin politikası haline getirildi. Ayrıca, Türkiye’nin masada kalıp kalmayacağı belirsiz olsa da esnek müzakere heyeti, heyetlerin sık sık değişmesi demektir ki, bunun tehlikeli sonuçları görülebilir.

X