Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Baba ve oğlu

Makyaj falan yapmışlar ama bu kızcağızlar pek bir küçümen! Kabul, <B>‘kaymak tabaka okul</B>’ (!), <B>‘kranta aile’</B> (!), <B>‘liberal tarz’</B> (!) falan filan da, eninde sonunda bunlar çocuk!

SALONDAN içeri girdim ki, kızcağızın dudaklarına yumulmuş.

Sol eliyle de göğüslerini mıncıklıyor.

Artık gerisin geri dönemem, çaresiz, görmezden gelerek mutfağa seğirttim.

Zaten ‘görüyor’ (!) gözüksem ne değişecek ki?

Teğet geçen o anlık varlığıma aldırmadılar bile.

‘Yiyişmeyi’ (!) sürdürüyorlar.

*

ŞİMDİ kuzinanın üzerine bir yandan kendime sandviç yapmaya, diğer yandan da içerideki manzaranın şokunu üzerimden atmaya çalışıyorum.

Hah işte, kaşar peynirini dilimleyeyim derken bir de parmağımı doğrayıverdim.

Elimde tabak ve meşrubat şişesi, yatak odama dönmek için aynı güzergahı ters yönden katederken yan gözle tekrar baktım. Durum değişmemiş.

İkisi bir kanapede, diğer ikisi öteki kanapede, pozisyonlarını devam ettiriyorlar. Ancak, benimkisi daha acemice davranıyor.

Kızı sol tarafına almış ve sanki öpüşmüyor da, ısırıyor.

Tabii, ‘Hanım kızı sağ tarafına çek, elini adam gibi omzuna at ve öyle hoyrat hoyrat dişleme’ diye nasihat verecek halim yok!

Üstelik ‘Nirvana’ rock’ı öyle bağırıyor ki, biraz daha kalırsam sağır olacağım.

Salonun cigara dumanına boğulmuşluğu ve yerdeki bira kutularının hercümerci de cabası.

Hem salonun, hem antrenin kapısını iyicene kapattım ve içeriye çekildim.

*

BENİM küçük oğlandan bahsediyorum.

Lafın gelişi ‘küçük’ dediğime bakmayın, zahir bizim familya hep sulak yerde yetiştiğinden, daha şimdiden babasının kazık boyuna ulaştı bile! Fakat yine de daha on beş yaşında canım!

Ama mal! Tam anlamıyla mal efendim!

Kabul dersleri iyi de, hanidir her bir haltı karıştırmaktan çekinmiyor.

Yok okuldan sıvıştı; yok eloktro gitarı çınlattı; yok eskrim dersine gidiyorum numarasıyla sinemaya tüydü diye annesinin, ‘Biraz babalığını bil de küçük oğlunu sahiplen. Senin gibi haytanın teki oluyor’ hışmıyla telefona sarılmasından illahlah dedim.

*

TAMAM da, yakınmalardan illallah dedim ama, doğrusu küçük oğluma hiçbir şey demedim. Demiyorum da!

Aksine, onun böyle olması belki de hoşuma gidiyor.

Aramızda, telaffuz edilmemiş bir ‘suç ortaklığı’, bir sırdaşlık var!

Bir - iki senedir, bazı hafta sonları telefonu açıveriyor ve ‘Baba, bu cumartesi arkadaşlarımla sana geleceğim’ diyor. Sörler mektebinde rahibe dudu gibi, annesinin asla böyle ‘azılılık’lara izin vermeyeceğini bildiğimden derhal ‘Emredersiniz beyefendi’ diyorum.

Kaç kişi olacaklarını soruyorum; yiyecek içecek bir şeyler hazırlıyorum; geldiklerinde de yatak odam hariç bütün mekanı onlara bırakıyorum. Gürültüyü duymamak için kulaklarıma tıkaç tıkayarak, kitaplarımla beraber inzivaya çekiliyorum.

Fakat ‘hatun vukuatı’yla ilk defa geçen hafta karşılaştım.

*

ÖNCE yine rockçı bir arkadaşıyla geldi. Derhal ‘Nirvana’ sefasına başladılar.

Bu arada kapı çalındı, müziğin yaygarasından duymadıkları için ben açtım.

Ellerinde cigara, eh ben diyeyim on üç, siz deyin on dört yaşlarında ve gayet minyon kız ‘merhabalar’ diyerek içeri giriverdi.

Şaşırdım kaldım. Ne tepkim olabilir ki? Nasıl davranmamı beklersiniz ki?

Ben de aynı karşılığı verdim ve dediğim gibi, yatak odama çekildim.

Bir müddet sonra karnım acıkıp mutfağa gitmeye kalkıştığımda ise işte en başta anlattığım manzarayla burun buruna geldim. Ondan sonra da beni korku aldı.

*

ALDI, çünkü makyaj falan yapmışlar ama bu kızcağızlar pek bir küçümen!

Kabul, ‘kaymak tabaka okul’ (!), ‘kranta aile’ (!), ‘liberal tarz’ (!) falan filan da, eninde sonunda bunlar çocuk!

Zaten, hanımcık namzetlerinin gelmesinden bir süre sonra ebeveynleri bana telefon açıp kızlarının ‘emniyette olup olmadığını’ (!) sorduklarında ‘Evet’ cevabını verdimse de, aslında böyle bir ‘emniyet’ten (!) o kadar emin değilim.

Babayı mabayı kim takar, ya iki oğlan bir halt karıştırmaya kalkarsa?

Reşit yaşa gelmemişlere ‘yataklık yapmaktan’ (!), ayıkla pirincin taşını!

Üstelik, kızlar geceyi de burada mı geçirecekler?

Anneleri babaları bu konuda hiçbir ipucu vermeden gayet mezhebi geniş biçimde konuştular ve ‘Tamam, o halde içimiz rahat’ diyerek ahizeyi kapatıverdiler.

Fakat, benim içim hiç de rahat değil! Acemi macemi ama, kerata demin kızın dudaklarına nasıl da yapışmıştı!

Bütün bunlara tasalanırken, zahir uyku hapını fazla kaçırdığımdan, mucizevi bir şekilde sızıvermişim.

*

SABAH dört-beş sularında gözlerimi açtım ki, ‘Aman aman, acaba ne herze yediler’ diye fişek gibi dışarı fırlamam bir oldu.

Salona baktım, izmarit kokusundan ve bira şişelerinden başka bir şey yok!

Hışımla oğlanların odasına girdim ki, ne göreyim?

Benimkisi kendi yatağında, arkadaşı ise diğer yatakta, her biri kendi yavuklularına sarılmışlar, mışıl mışıl uyuyorlar. Ancak dördü de, çoraplar dahil tamamen giyinik durumdalar.

Üstelik, sanki Çin Seddi gibi, ayrı ayrı battaniye ve yorganlarla örtünmüşler.

Ve, kızların da, oğlanların da yüzünden müthiş bir çocuk masumluğu akıyor.

Bütün öpüşmeler, mıncıklamalar, cigaralar, biralar, makyajlar, rocklar o masumiyeti gizleyemiyor.

Kapıyı usul usul kapattım iyi bir baba olarak, iyi çocukları daha çok sevdim.
X