Gündem Haberleri

    Baba şeyh, çocuk mürid

    Hürriyet Haber
    26.01.1999 - 00:00 | Son Güncelleme:

    Evlendikleri ilk gecenin sabahı erkek ‘Anne, nerdeyim ben’ diye uyanır. Yıllardır birlikte kaldığı annesi yoktur karşısında. Ve çocukluğundan bu yana her sabah içtiği bir bardak sıcak sütü. Yanında bundan sonraki hayatını birlikte sürdürmeye karar verdiği ve annesinin izniyle evlendiği eşi yatmaktadır. Bağırış ‘‘yeni eşini’’ de uyandırır. Karısına hayal kırıklığını belli etmek istemez önce. Ama dili sürçer. ‘‘Annem her sabah bana bir bardak süt, ay pardon su getirirdi’’der. Karısından beklemediği yanıtı alınca yıkılır.

    Komedi ustaları Metin Akpınar-Zeki Alasya, ‘‘Aşkolsun’’ kabaresindeki bu sahneyle Türk ailelerinde özellikle anne-erkek çocuğu arasındaki ilişkiyi biraz dramatize ederek anlatırlar. Aslında bu sahne birçok evde yaşanan gerçeğin ta kendisidir. Çünkü genelde anneler kocalarının seksten arındırılmış halini buldukları oğullarını başka bir kadınla paylaşmayı bir türlü kabul edemezler. Annedeki bu duygu dolaylı olarak oğulda da yaşandığı için oğullar da eşlerinde annelerini ararlar.

    ‘‘Eşine çok sevgi gösterme yoksa şımarır diyenleri mi ararsınız, annesini Tanrı gibi görenleri mi?’’

    KAYNANA GELİN ÇIKMAZI

    Toplumumuzdaki ‘‘gelin-kaynana’’ ilişkilerinde ortaya çıkan bu soruna Hacettepe Üniversitesi Sosyal Hizmetler Yüksek Okulu Öğretim üyesi Doç.Dr. Aliye Mavili Aktaş açıklık getiriyor: Erkek anneleri, kendilerini statü sahibi yapan erkek çocuklarına bir rol yüklüyorlar: Kocalarında olmasını istedikleri tüm özellikleri erkek çocuklarında, belki biraz da bilinçsizce ama tekrar yaratıyor ve hayatlarında en değer verdikleri erkekler olarak algılamaya başlıyorlar. Dolayısıyla, sonradan çıkan bir kadın, yani gelin, yokedilmesi gereken bir rakip oluyor.

    Fırtınanın merkezinde kalan erkekler ise, hele bir de bireyselliklerini tam olarak ifade etme fırsatı bulamamışlarsa iki arada kalıyorlar.

    Uzmanlara göre, tüm bu sıkıntıların üstesinden gelmek öncelikle annelerin atacakları tohumlarla daha sonra da çocukların kendilerini ifade etme özgürlük ve becerileriyle mümkün. Ancak Türk toplumunda bu özgürlük en başta, aile-çocuk ilişkisinde, gözardı ediliyor. Özgürlüğün neden sınırlandığı ise ilginç bir benzetmeyle dile getiriliyor:

    ‘‘Aslında ailelerde korkunç bir şeyh-mürid ilişkisi var. Mürid olması beklenen çocuğa sürekli ‘Sen şöyle bir ailenin evladısın' deniyor ve çocuktan ailesine yakışır bir şekilde davranması isteniyor. Şeyh gerçekte baba, görünmez bir şekilde de anne. Çocuğa sunulan herşey, zamanla ‘Sana bunları verdim ama senden de şunları bekliyorum'la geri isteniyor.’’

    TÜRK ANNESİ VERİCİ DEĞİL

    Ebeveyn-çocuk ilişkisinde babanın disiplinden, annenin yüreğinden yana olduğu, bu yüzden annenin genelde verici olarak kabul gördüğü tezi de Söylemezoğlu tarafından çürütülüyor. Söylemezoğlu'na göre çocuğuna her türlü olanağı sunan anne, ona istediği birşeyi yaptıramadığı zaman ‘nankör' diye bağırabiliyor. Bu davranışı insanın tek başına karşılık beklemeden gerçekleştirdiği bir erdemle tanımladığı ‘vermek' fiiline sığdıramıyor ve davranışı ‘‘Bu olsa olsa bağımlı kılmaya çalışmaktır’’ sözleriyle değerlendiriyor. Sonuçta yeni bir tartışma konusu ortaya çıkıyor. Türk annesi çocuğuna karşı sanıldığı gibi verici mi, yoksa çocuğunu kendine bağımlı kılmak istediği için alıcı mı?

    YENİ SİLAH PARA

    Aktaş ise Söylemezoğlu'nu başka bir benzetmeyle destekliyor: ‘‘Tıpkı çek-senet ilişkisi gibi...’’

    Tezini ise Türk kadınının nitelikleriyle savunuyor:

    ‘‘Türkiye'de kadın hala erkek çocuk sahibi olduğunda sınıf atlıyorsa bu kadının bütünüyle verici bir anne olması çok zor. Çünkü kadının statüsü kaynanasının önünde bile erkek evlat sahibi olduğunda yükseliyor. Bu statü ona çocuğunu, gücünü korumak için silah gibi kullanma fırsatını veriyor.’’

    Ancak kadının yeni bir silahı daha var. Her ne kadar erkeklerle aynı işi yapsa da çoğu zaman daha az maaşa talim etmek zorunda kalsa da, ekonomik özgürlükleri bireyselleşmeleri için ikinci bir kapı açıyor.

    Kadın artık eş ve anne rollerinden sıyrılmakta kararlı görünüyor. Nitekim, Aktaş, kendisine bu konu ile ilgili olarak birçok çiftin geldiğini belirtirken, erkeklerin kadınların sosyal statü kazanmalarından tedirgin olduklarını vurguluyor:

    ‘‘Çoğu zaman çalışmak isteyen kadınlar ‘Evlendiğimizde böyle bir isteğin yoktu, anlaşmamız bu değildi' cümleleriyle karşılaşıyor. Kadını erkekler, hala kendi uzantıları, malları gibi algılıyor.’’

    Evliliğin bu noktada çıkmaza girmesini önlemenin yolu ise Söylemezoğlu'nun da dile getirdiği gibi eşlerin birbirlerine duydukları saygı ile aşılıyor:

    ‘‘Herkesin özgürlük sınırları olduğu ve bunlara tecavüz etmenin saygısızlık olacağını unutmamak gerek. Kendisini belli bir saygı içinde algılayan birey başkasına da saygı gösterir.’’

    Aslında tüm bu çıkmazlar insanın sevgi ihtiyacından kaynaklanıyor. Kişi 2.5 yaşında da, 70 yaşında da kendini sevecek birini arıyor. Uzmanlara göre sevgi üç kategoride değerlendiriyorlar. Çocuk sevgisi, ‘‘seviyorum çünkü seviliyorum’’; yetişkin sevgisi, ‘‘Seviliyorum çünkü seviyorum’’; olgunlaşmış sevgi ise ‘‘Seni seviyorum çünkü sana ihtiyacım var’’. Siz hangi kategoridesiniz bilmiyoruz ama bunların da üstünde bir sevgi var ki o da insanın kendisini sevmesi ve kendi kendine mutlu olabilmesi.

    Söylemezoğlu'nun dilekleri belki de her birimizin felsefesi olmalı:

    ‘‘İnsanların: sevilmeyi değil, sevebildiklerini yakalamaları; insanların sahiplenmeden, kendi geçmişlerindeki insanların yerine koymadan, insan insana ilişki kurmaları, onlara hakettikleri değeri verebilecek kadar özgür olmaları dileklerimizle.’’

    MUTLULUĞUN ÜÇ SIRRI

    Dünyada kime sorulursa sorulsun, en önemli iki isteğin her zaman mutluluk ve sağlık olduğu cevabı alınır. Ancak sağlık için belli koşulları yerine getirmek yeterli olsa da, mutluluk için belli bir reçete daha keşfedilemedi. Yine de, en azından ikili ilişkilerde mutluluğu yakalamanın bir yolu var. Prof.Dr. Ünsal Söylemezoğlu, bu yolu üç cümlede özetliyor:

    ‘‘Vermek ve vermesini bilmek, almak ve almasını bilmek, istemek ve istemesini bilmek’’

    Ve ekliyor:

    ‘‘İki kişinin arasında sıklıkla rastlanan ve portmantonun önünde yaşanan palto krizini bir türlü anlayamam. Biri paltoyu ‘tutacağım' diye diretir, diğeri ise ‘tutturmam kendim giyerim' diye inat eder. Olan, arada, bir ileri bir geri gidip gelen paltoya olur. Bu tamamen vermeyi ve almayı bilmemekle alakalı bir sorun. Biri size bir hediye alıyorsa, ‘Niye zahmet ettin' demeyin. Değer veriyor ki, size bu hediyeyi alıyor. Adamı ‘Gerçekten zahmet mi ettim' ikilemine sokmaya ne gerek var...’’

    Çoğu zaman çalışmak isteyen kadınlar ‘Evlendiğimizde böyle bir isteğin yoktu, anlaşmamız bu değildi'

    cümleleriyle karşılaşıyor. Kadını erkekler, hala kendi uzantıları, malları gibi algılıyor.

    Uzmanlara göre çocuk sevgisi, ‘‘seviyorum çünkü seviliyorum’’; yetişkin sevgisi, ‘‘Seviliyorum çünkü seviyorum’’; olgunlaşmış sevgi ise ‘‘Seni seviyorum çünkü sana ihtiyacım var’’. Siz hangi kategoridesini?

    Prof. Söylemezoğlu'na göre çocuğuna her türlü olanağı sunan anne, çocuk istediği şeyi yapmadığı zaman nankörlükle suçluyor çünkü onu kendisine bağımlı kılmaya çalışıyor.



    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı