Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Aziz Yıldırım Aragones ve Alex

TEMMUZ’dan beri Aragones yazıyoruz.. Yaptıkları, yapamadıkları, yapmadıkları, yapması gerekenleri anlatmaya çalışıyoruz.. Ama Fenerbahçe ileri gideceğine her geçen gün daha geriye gidiyor.. Çünkü Aragones sabit bir fikre kapılmış.. "Medya bu işi bilmez.. Ben bildiğimi yaparım" diyor.. Üstelik bunu basın toplantılarında kendisine son derece nazikçe soru soran basın mensuplarına karşı dile getiriyor.. "Teknik direktör benim.. Ben karar veririm" diyor..

Tabii ki Fenerbahçe’nin teknik direktörü Aragones.. Ama her hafta takımı yaz-boz tahtasına çeviren, en formda oyuncusunu kulübeye çeken, Dört Büyük kulüp içerisinde en yavaş tempoyla oynayan ekibi çalıştıran da o..

Fenerbahçe’nin yapması gereken çok basit bir şey var bu noktadan sonra.. Geçen sezon Zico’nun yakaladığı ivmeyi yakalamak için o oyun düzenindeki isimleri kullanmak.. Yani; Aurelio’nun yerine Emre’yi monte edip, yanına Selçuk’u yerleştirmek.. Sola Uğur’u, sağa Kazım’ı koymak.. Gerektiğinde Kazım’ı Güiza’nın yanına kaydırıp, Galatasaray’ın yaptığı gibi forveti üç kişiyle, dört kişiyle desteklemek.. Bunları yaptıktan sonra önemli bir adım daha var Aragones için..

Karşısına alıp konuşmalı

Güzia
’nin arkasında oynayan Alex’i de karşısına alıp, "Bu kadar geri gelme.. Çünkü sen top almak için geri geldiğinde herkes topu sana vermek zorunda hissediyor.. Rakip kapanma şansı yakalıyor.. Üstelik kendini gereksiz yere yoruyorsun. Güiza’yı yalnız bırakıyorsun. Maçın sonlarına doğru da iyice tempon düşüyor" demesi gerek..

Alex’le konuşması bu kadarla kalmamalı Aragones’in.. "Sen bu takımın beynisin. Ama yüzde yüz hazır olmadan oynamak istediğin her maçta bizi eksik bırakıyorsun.. Sivas maçının ikinci yarısı çıkmalıydın. Kiev maçına hazırlanmalıydın" cümlelerini de sarf etmesi lazım.

İspanyol teknik adam bizim kurguladığımız bu konuşmayı yapar mı ya da şimdiye kadar yapmış mıdır bilemiyorum.. Ama Alex’in sezon sonunda sözleşmesi bittiği için ve uzun süre sonra ilk kez kendine ciddi bir alternatif olarak Emre transfer edildiği için sakat sakat bile sahada kalmak istediğini görmek çok zor değil..

Alex; Fenerbahçe tarihinin en değerli yabancısı. Ama bu takım Alex’in değil..

Aragones; Fenerbahçe’ye gelmiş en önemli çalıştırıcılardan biri. Ama bu takım onun da değil..

Egoları bir kenara bırak

Aziz Yıldırım;
Fenerbahçe tarihinin en başarılı başkanı.. Ama bu takımın sahibi o da değil.. O yüzden herkes egolarından, kişisel çıkarlarından uzaklaşıp aynı amaç için mücadele etmeli..

Fenerbahçe’nin ayağa kalkması için o formayı giyenlerin, o kulübeyi yönetenlerin tribündeki taraftar kadar heyecan duyması gerek..

Fenerbahçe’nin önünde çok büyük bir şans var.. İki Arsenal maçı ve Galatasaray derbisiyle sarı-lacivertli takım bir ivme yakalayabilir. Üstelik bu maçların ikisi Kadıköy’de..

Alex, Aragones ya da bir başkası.. Fenerbahçe’yi dizginlememeli.. Önce hücumu düşünmeli sarı-lacivertli takım.. Topu mümkün olduğu kadar rakip ceza alanı çevresinde kullanmalı.. Orada baskı kurmalı.. Dönen topları kazanmalı..

Doğrusu bu.. Ve bunu görmek, bilmek, uygulamak için Avrupa şampiyonluğu kazanmaya gerek yok.. Fenerbahçe’nin karakterini tanımak yeterli aslında..

Transfer nasıl yapılır?

PARTİZAN’ın yabancısı Diarra.. Kharkiv’in muhteşem forveti Coelho Jackson.. Fenerbahçe ve Beşiktaş savunmalarını alt üst eden isimler.. Ama bizim takımlarımız bu tür "gizli" yıldızları bulmak yerine, Josico’ların, Maldonado’ların, Seriç’lerin peşinde koşuyor..

Sonra "Avrupa Kupaları’nda neden başarısız sonuçlar alıyoruz? Neden bizim oyuncularımız böyle hızlı, tempolu oynamıyor?" diye birbirimize soruyoruz.. Yoksa transferleri yapanların bildiği, bizim bilmediğimiz bir şeyler mi var da "Hayaletler" bize gelirken, "el değmemiş yıldızlar" ellere gidiyor..

Gücümüz yetmiyor

GEÇEN sezon Şampiyonlar Ligi’nde son sekize kalan bir takımımız var.. Milli Takım Avrupa üçüncüsü oldu. FIFA dünya sıralamasında 10’uncuyuz.. Ama Şampiyonlar Ligi’nde tek hakemimiz bile yok.. Avusturya’dan, Macaristan’dan, Slovakya’dan hakem var..

16 maçta 3’ünü Almanlar yönetiyor.. Ama tek Türk hakemine bile görev verilmiyor Şampiyonlar Ligi’nde..

Unutmadan.. Maça etkisi olmadı.. Ama Euro 2012’nin ev sahipliğini Polonya ve Ukrayna yapacakken, Metalist Kharkiv-Beşiktaş maçına Polonyalı hakem verilmesi ilginçti.. İnsanın aklına, "Jackson’ın füzesi olmasa devreye başka güçler mi girecekti" sorusu gelmiyor değil hani..

Ders alınacak gol

PERŞEMBE gecesi UEFA Kupası maçları oynanıyor. Beşiktaş, Metalist Kharkiv karşısında 2-0 yenik. Bir gol atsa tur için gerekli skoru yakalayacak. O sırada bir kontratağa kalkıyor ev sahibi ekip. Sol kanattan müthiş bir bindirme yapan Sliusar, kaleci Hakan’la çaprazda karşı kaşıya kalıyor. Ama kaleye vurmak yerine arka direğe koşu yapan Jackson’a pas atıyor, o da topu boş kaleye yolluyor.

Buraya kadar her şey normal.. Ama ders alınması gereken bir konu var bu golde.. Tekrar tekrar izledim o pozisyonu.. Pası veren Sliusar pozisyonun hiçbir anında kafasını kaldırıp da "Jackson oraya koşu yapıyor mu yapmıyor mu" diye vakit kaybetmiyor. Topu alıyor, sürüyor ve bakmadan arka direğe kesiyor..

Tamamen çalışmanın, birbirini ezberlemenin, hangi pozisyonda ne yapacağını bilmenin sonucu bir gol bu..

Artık adı "büyük" performansları "küçülmeye başlayan" takımlarımızın çalışma tempolarını ciddiye alması gerek.. Rakip baskı yaparken, Kiev ya da Kharkiv gibi üst üste 10 pas yapabiliyor musunuz? Gol pozisyonlarında bencillikten tamamen uzak, takım oyuncusu olarak kalabiliyor musunuz?

Özel yaşamınız ne kadar dengeli? Yoksa sadece "vitrin" maçlarında ortaya çıkıp, transfer mevsimini bekleyenlerden misiniz?
X

YAZARIN DİĞER YAZILARI